Bebek bu yüzden sevilir. Herkes tarafından, ayrım yapılmadan. Çünkü bebek henüz kişilik değildir. Talep etmez, itiraz etmez, sınır çizmez. Bebek sevgisi, saf gibi görünür; ama aslında büyük ölçüde yansıtmalı bir sevgidir. İnsan, onda kendini görür. Tehdit yoktur, çatışma yoktur, karşılıklılık yoktur.
Ne zaman ki kişilik oluşmaya başlar, işte o zaman sevgi sınanmaya başlar. Çocuk büyür, bir karaktere dönüşür. Tercihleri vardır artık; itirazları, sınırları, çatışmaları vardır. Bu noktada sevgi ayrışır. Sevenler azalmaz belki ama elenir. Çünkü sevgi artık zahmet ister. Uyum, sabır, kabul ve emek ister.
Burada genellikle suçlanan şey bireyselleşmedir. Oysa sorun bireyselleşme değildir. Sorun, benliğin merkeze oturmasıdır. Benliğin ölçü, hakikat ve değer hâline gelmesidir. İnsan bu noktada insanı değil, kendine benzeyeni sevmeye başlar. Sevgi bir kişiye değil; bir renge, bir şekle, bir kimliğe indirgenir. Evrensel olan boğulur.
Evrensel sevgi ise yanlış anlaşılan bir kavramdır. Herkesi sevmek değildir. Bu, ne mümkün ne de samimidir. Evrensel sevgi, insanı insan olduğu için yok saymamayı başarabilmektir. Bağlanmak zorunda değilsin, yakın olmak zorunda değilsin; ama değersizleştirmemek zorundasın.
Burada devreye erdem girer. Sadakat, ahde vefa, sorumluluk… Sevgi bir duygu olmaktan çıkıp bir duruşa dönüşür. His azalabilir, hatta kaybolabilir; ama erdemle taşınan sevgi biçim değiştirerek varlığını sürdürür.
Saf sevgi dediğimiz şey, benliğin silinmesi değildir. Benliğin terbiye edilmesidir. Kişiliğin yok edilmesi değil, merkezin dışına alınmasıdır. İnsan kendini askıya alabildiği ölçüde evrensel olana yaklaşır.
Bebeklikteki sevgi masumdur ama bilinçsizdir. Kişilikle birlikte sevgi daralır ve sınanır. Evrensel sevgi ise ancak bilinçle, iradeyle ve erdemle mümkündür.
Bu yüzden evrensel sevgi nadirdir. Ve nadir olan her şey gibi, çok konuşulur ama az yaşanır.