Bir organizmanın “ben” diyebilmesi için beden sınırı algısı, hafıza ve gelecek öngörüsü gerekir. Deneyler, benlik duygusunun yalnızca insana özgü olmadığını gösteriyor. Ancak insanla birlikte anlatısal benlik ortaya çıktı: Sadece “ben buradayım” değil, “ben kimim?” sorusu doğdu. Bu soru içten patlamayla birdenbire ortaya çıktı. Ad kondu. Varlık ve kimlik bilinir oldu.
Dil devreye girdi. Hafıza hikâyeye dönüştü. Gelecek tasarımı karmaşıklaştı. Bu evrimsel bir avantajdı. Bilgi birikti, kültür oluştu, insan sembolik bir süreklilik kazandı. Bugün bu birikim teknoloji ve yapay zekâ üzerinden ilerliyor. Diğer yandan orijinal ben’de devrolup gelmiştir. Bu yolun temsilcileri bu duruma “Adem’den hareme, hatem’den bu deme” diye tarif etmişler.
Peki bu “öz ben” nedir?
Sabit bir cevher gibi anlaşılsa da açılımı anılar, korkular, arzular ve anlatılardan oluşan dinamik ve işlevsel bir örgü. Fakat bireyde ortaya çıktığı için ayrılık hissi üretir. “Ben” ve “öteki” ayrımı derinleştikçe çatışma doğar: Ben ve dünya. Ben ve Tanrı. Metafizik tartışmalar bu yarıktan yükselir.
Bilim ile dinin henüz keskin biçimde ayrışmadığı dönemlerde, varlıkla birlik bilincini korumaya dönük bir ilke ortaya kondu: “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.” Bu ifade, ben-merkezli yapıyı aşma çağrısıdır. Evrensel merhameti, adaleti ve ölçüyü merkeze almak; böylelikle toplumsal birlik sağlamak, “kendin için istediğini herkes için istemek” ilkesini yaşamak demektir.
“Allah’ta fani olmak” da yok oluş değil; benliğin şişkinliğinin çözülmesidir. Ego merkezden çekildiğinde kişi pasifleşmez, berraklaşır. Çünkü artık her şeyi kişisel bir tehdit olarak algılamaz. Bu dönüşüm hem mistik hem psikolojik bir içerik taşır.
Bu bağlamda “Sıbgatullah”-Allah’ın boyasıyla boyanmak-egonun silinmesi değil, şeffaflaşmasıdır. Ego varlığını sürdürür fakat merkez iddiasını bırakır. Şeffaf ego değerlerle hizalanır, fakat onlardan kibir üretmez. Korku paniğe değil tedbire, sevgi sahiplenmeye değil merhamete dönüşür. Duygular egoyu büyütmek için değil, bilinci derinleştirmek için çalışır.
Ego/Ben vardır; fakat ışığı kesmez. Kristal küre gibi: Vardır, ama içinden geçeni engellemez. Ve o kristallik, varoluşun özüne yaklaştıkça belirginleşir.