Deccal, Mehdi ve İnsan: Tarihin Hikâyesi mi, Nefsin Hikâyesi mi?

İnsanlık tarihi yalnızca savaşların, devletlerin ve imparatorlukların tarihi değil, aynı zamanda korkuların, umutların ve kurtuluş beklentilerinin de tarihidir. İşte Deccal (aldatıcı) ve Mehdi (doğru yolu gösterici) anlatıları bu uzun insan hikâyesinin hem tarihsel hem de psikolojik katmanlarını içinde taşıyan sembollerdir.

Tarihe baktığımızda Ortadoğu coğrafyasının sürekli büyük güçlerin çatışma alanı olduğunu görürüz. Antik çağdan itibaren bölge, dev imparatorlukların mücadele sahasıydı. Bir tarafta Roma İmparatorluğu, diğer tarafta Sasani İmparatorluğu gibi güçler yüzyıllarca bu topraklarda hâkimiyet mücadelesi verdi. Bu savaşlar halk için yıkım, işgal, kıtlık ve zulüm anlamına geliyordu. Böylesi dönemlerde toplumların zihninde iki güçlü figür ortaya çıkar: kurtarıcı ve büyük zalim.

Yahudi geleneğinde bu düşüncenin güçlenmesinde büyük kırılma noktalarından biri, milattan sonra 70 yılında gerçekleşen İkinci Mabedin yıkılması olayıdır. Kudüs’teki mabedin yıkılması yalnızca siyasi bir yenilgi değil, aynı zamanda büyük bir dini travmaydı. Bu travmanın ardından metinlerde “gelecek kurtarıcı” beklentisi güçlenirken, aynı zamanda “büyük kötülük lideri” figürü de ortaya çıktı. O dönemde bu Roma idi.

Bu düşünce daha sonra Hristiyanlıkta farklı bir dil kazandı. Hristiyan inancında dünyanın sonunda gerçekleşeceği anlatılan büyük savaş, yani Armageddon (kıyamet savaşı) fikri bu tarihsel korkuların sembolik anlatımıdır. Aynı anlatıda kötülüğün lideri olarak görülen Mesih (Hıristiyanlık) karşıtı figürü de yer alır. Bu da Roma’dır.

İslam ortaya çıktığında ise Ortadoğu yine büyük savaşların içindeydi. Doğu Roma olarak bilinen Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında yıkıcı savaşlar yaşanıyordu. Bu atmosferde Müslüman toplumun sözlü ve yazılı kültüründe de Mehdi ve Deccal anlatıları şekillenmeye başladı. İlginç olan nokta, Kur’an’da bu figürlerin doğrudan yer almamasıdır. “İslam’ın doğrudan kaynaklarında geçmese de hadis literatüründe yer alır.

Bu anlatı, maalesef bölgeyi ateşe veren 19. YYdeccalı İngiltere’nin propagandisti tarafından bölgemizde İslam’ın kurtarıcısı, diğer bölgelere rehber, Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e adapte edilmiştir. Onun takipçisi de Amerika adına aynı yolu takip ederek layığına ermiştir. Tarih kimin deccal kimin Mehdi olduğunu aynasında göstermiştir. Elbette yine gösterecektir.

Bugünün Roma’sı Amerikan Evanjalistleri, Yahudisi İsrail Siyonistleri ve Sasanisi İran emperyalistleri Ortadoğu’yu barış sahası yapmak için çalışıyor...Gariban rolündeki kuzular da dünkü ihanet ettikleri kurtarıcılarını bekliyor.

Din tarihçileri bu anlatıların Roma dönemindeki korkularla bağlantılı olduğunu söyler. Özellikle Roma İmparatorlupu döneminde bölgede yapılan zulümlere ait hikâyeler ve “geri dönecek zalim hükümdar” söylentileri, sonraki Yahudi ve Hristiyanlar dini metinlerinde kötülük tasvirlerine ilham verdiği, bu ilhamdan Müslümanlığın da etkilendiği anlaşılıyor. Dünün fitnecileri Bugünün delileri yine iş başında Ortadoğu’yu yakmaktalar. Belki de bu mücadele kutsal olanın - Kudüs’ün korunması ve yaşatılması adına yapılıyor. Halbuki kutsal olan da kutsal diyen de kutsalı öldüren de insan.

Bu anlatıların bir de insanın iç dünyasına bakan tarafı vardır.

Tasavvuf geleneğinde Deccal ve Mehdi anlatılarını dış dünyadaki kişilerden ziyade insanın içindeki mücadele olarak yorumlamıştır. Bu yorumlara göre Deccal, insanın gerçeği görmesini engelleyen nefsin aldatıcı yönüdür. Kur’an’da işaret edilen Nafsi Emmare yani kötülüğü emreden nefis, insanı bencilliğe, güç tutkusuna ve yanılsamalara sürükleyen tarafı temsil eder.

Buna karşılık insanın içinde hakikati arayan bir yön de vardır. Kur’an’ın sıkça vurguladığı Hidayet yani ilahi rehberlik veya doğru yolu bulma kavramı, insanın gerçeği fark etmesi ve yönünü bulması anlamına gelir. Tasavvuf düşüncesinde bu içsel aydınlanma hali bazen sembolik olarak Mehdi’nin ortaya çıkışı şeklinde yorumlanır.

Böyle bakıldığında ahir zaman anlatısı aslında insanın iç dünyasında her gün yaşanan bir mücadeleye dönüşür. Bir tarafta insanı yanılsamalara sürükleyen nefs, diğer tarafta hakikate yönelen bilinç… Deccal ile Mehdi arasındaki süre gelen savaş, belki de insanın kendi içindeki hakikat arayışının sembolik dili ve dışa yansımasıdır.

Bugün dünya siyasetinde bu kavramların zaman zaman propaganda aracı olarak kullanıldığını görüyoruz. Fakat bu sembollerin asıl gücü siyasetten değil, insanın iç dünyasındaki karşılıklarından gelir.

Çünkü insanın en büyük savaşı çoğu zaman dışarıda değil, kendi içinde gerçekleşir. Deccal’i dışarıda arayan çoktur; fakat insanın kendi nefsindeki aldatmayı fark etmesi belki de asıl kıyamettir.

Ve belki de gerçek kurtuluş, insanın kendi içindeki karanlığa karşı hidayetin ışığını bulduğu andır.