Güzel Türkçemizde “tın” sesi var. Kulak vermek, dinlemek fiilinden evrilmiştir. Bu fiil nefes, soluk alma anlamını taşır. Bu bağlamda “tın” hem ses hem can, hem de ruhsal titreşim manasına gelir.
Din; dünya ve dinlemek her ne kadar Arapça ve Türkçe ayrı kök sözcükler olarak belirtilse de söylenen sözü-varlığı dinlemek- olana-söylenene kulak verip anlamak ve anlam katmak, varoluşla birleşmektir.
Yine sözlükler ‘din’ kelimesinin kökünün eski Zerdüşt inancının dili olan Avesta’ca ‘daenā’ anlamak, yargılamak sözcüğü ile eş kökenli olarak Elam dilinden alındığını belirtmektedir. ’Daena’ akıl daana ‘sözü akledip anlayan’ manasıyla kültür dünyamızda yer edinmiştir.
İnsanın kulağı, yalnız dış dünyanın seslerini değil, varoluşun en derin yankısını da duymak için yaratılmıştır Tını iç ses ve dışarıdaki varoluştan gelir.
Fakat insan, yalnız duyan bir varlık değildir. Duyduğuna uymayı da ister. İşte burada din doğar. Din, bir topluluk kuralı değil, ilahi varoluşun düzenini anlama ve katılma biçimidir.
Tın’ı-tin’in sesini duymak yetmez; o sesin ritmine girmek, onunla titreşmek gerekir. Bu yüzden “dinlemek”, aslında din’lenmektir. Kim varoluşun sesine gerçekten kulak verip dinlerse, din’lenip (ona dönüşüp) onunla uyum içinde yaşayarak susmayı da öğrenir.
Bin yıllardır kullanıla gelen din kelimesi bu kullanımdan ötürü kültürleşerek kirletilmiştir. Kök anlamıyla ilahi yasa, yani varoluş ile insan arasındaki uyumu sağlayan bağ olarak din, kulu yaratıcısına götüren maddi ve manevi eylemler-uygulamalar bütünü anlamındadır.
Bu manada din’lenmek yorgunluktan sonra yatıp uyumak olarak anlaşılsa da çıkılan bu yolun sonunda ortaya çıkan dindar insan anlamındadır.
Dinin zaman ve mekâna göre adı ve yöntemi değişse de gerçekliği insan var oldukça sürecek bir yöntemler bütünüdür.
Din, dünün mitolojisi, töresi, dogması kullanım sahasına ve gereksinime göre iken bugün bilimselliğe ve toplum yasalarına evrilmiştir.
İçinde bulunulan toplumla uyum içinde olmayı bilmek anlaşılsa da aslolan din’leyip din’lenerek evrensel varoluş yasaları ile balanslı (uyumlu) yaşamaktır.
Kök anlamıyla din herhangi bir ideolojinin veya kültürün ritüeli olmayıp varoluşun kendi yasası olup evrenin işleyişine uyumlu yaşamaktır. Yani din, insanın varoluşla uyum kurma biçimidir. Bu yönüyle yasa değil, uyumun yöntemidir.
İnsan zihin ve bedenin yasaya uyum sağlamasıyla huzur bulur. Bu huzur, dinin nihai hâli insanın dinginliğidir. Çünkü artık dışsal bir yasa değil, içsel bir uyum olarak yaşanır.
Başka deyişle tın: ruh, ses, can, titreşim.
Din: uyum yasa, yöntem.
Tının düzeni, işitme yolu.
Dünya da tının yoğunlaştığı düzey, yaşama alanı anlamındadır.
Yani dünya tının (tin’in) yankısını taşır. Bir yerde ilahi nefesin donmuş halidir. Bir başka deyişle insan hoparlör ve mikrofon olarak varlığı dinleyip dile getirendir. Yaşam ise bu tınılara uygun melodilerle uyum içinde yaşama becerisidir.