Bundan bir amaç varsa o da bireyin kendini oluşturanı tanıyıp sevgi ile ona hizmet etmeye yönelmesidir.
Okulda amaç yalnızca sınıf geçmek değildir. Asıl hedef, bilginin insanda bir beceriye, bir karaktere ve bir bakışa dönüşmesidir. Ezberlenen şey unutulabilir; fakat dönüşen insan kalır. Genetiğine geçer. Dünya da benzer bir işleyişe sahiptir. İnsan burada sadece olaylar yaşamaz; aynı zamanda kendini, başkalarını ve hayatı anlamlandırmayı öğrenir. İz/değer bırakır.
Bu yüzden meseleleri kaçınılacak belalar değil, insanı geliştiren imkânlar olarak görmek gerekir. Bir sorun çözülür, başka bir sorun belirir. Bu döngü bir eksiklik değil, hayatın doğasıdır. Çünkü amaç sorunları tamamen ortadan kaldırmak değil, insanın eksiğini tamamlayıp kendini tanıyarak bakışını derinleştirmektir.
İmtihan (sıkıntı-deneme-zor durum) kavramı da bu noktada anlam kazanır. İmtihan, sadece bir değerlendirme sistemi değildir; insanın kendisini görme biçimidir. Dışarıdan gelen bir yargıdan çok, içeriden açılan bir farkındalık, oluşum alanıdır. İnsan karşılaştığı her durumda aslında kendi iç hâlini de görerek yeniden yapılanır.
Bu okulun müfredatı ise sabit bir ders programı değil, hayatın içinde sürekli tekrar eden temel öğrenme alanlarıdır. Zıtlıklar üzerinden kurulan yaşam bu müfredatın en temel parçasıdır. İyi ve kötü, aydınlık ve karanlık, acı ve sevinç, yakınlık ve uzaklık birlikte öğreten bir bütünlük oluşturur. İnsan bu zıtlıkları yok etmeyi değil, onların içinde denge kurmayı öğrenir. Bu süreçte bilinç açılır, irade güçlenir ve ilişki kurma becerisi derinleşir. Nihai hedef ise bu farklılıkların içinde birlik ve uyum kurabilmektir.
Bu nedenle dünya, bir sonuca ulaşma yeri olmaktan çok, bir oluş ve yaşayış sürecidir. Dünya döngüdür. Bu döngüden maksat insan olarak okunmaktadır. Çünkü bu döngüyü insan konu ediniyor. Bu nedenle dünyadaki bu döngü insanı olgunlaştırır. Bu olgunluk, varoluşun bilinçte daha bütünlüklü ve idrak edilmiş hâle gelmesini sağlar.
Burada tamamlanmışlık değil, sürekli bir dönüşüm vardır. Mezuniyet, izin, liyakat ve ehliyet aynı kökten gelen kavramlar gibi düşünüldüğünde, insanın bu dünyadaki yürüyüşü de daha iyi anlaşılır: Her aşama bir yetkinleşme, her yetkinleşme bir geçiştir. Bu geçişlerin nihai amacı, insanı tek tip bir kalıba sokmak değil, onu kendi hakikatine ve Yaratan’ına yaklaştırmaktır.
Ancak bu bakışın yanlış anlaşılma riski de vardır. Dünya hayatını sadece bir “sınav” olarak görmek, yaşamı daraltabilir. Oysa mesele, hayatı küçültmek değil, anlamını derinleştirmektir. İmtihan fikri, insanı hayattan koparmak için değil, hayata daha bilinçli katmak için vardır.
Belki de en sade ifade şudur: Dünya bir okulsa, meseleler derttir, derstir; insan ise bu derdi dersi çalışarak yaşayarak sürekli öğrenen ve değişip dönüşen bir varlıktır. Bu okulda asıl öğrenilen ve olunan şey, yalnızca bilgi değil; varoluşun kendisidir. Yani insanın kendi hakikatine uygun bir hayat kurabilmesi ve bu hakikatin en derin yönüyle —Yaratan’ını, oluşturanı tanıyıp sevgiyle Ona kul olup hizmet etmesidir.