İnfitar Suresi: Oluşun Eşiği ve Varlığın Devamı

İnfitar (açılma) Suresi çoğu zaman güncel hayatın dışına itilerek, ait olduğu dönemin anlatım diliyle ve kıyamet sahneleri üzerinden okunur. Gök yarılır, denizler taşar, kabirler açılır.

Oysa bu metin yalnızca gelecekte yaşanacak bir sonu anlatmaz. Aynı zamanda varlığın nasıl devam ettiğine dair derin bir düşünme alanı açar.

Sûrenin dili dikkatle okunduğunda tek bir temada yoğunlaştığı görülür:


Kapalı olan açılır, dengede duran çözülür, saklı olan ortaya çıkar.


Bu dil yalnızca kozmik bir yıkıma değil, varoluşun her aşamasında tekrar eden bir eşiğe işaret eder. Hayat, Kur’an’ın bu anlatısında kesintisiz ve pürüzsüz bir akış değil; kırılmalarla, çözülmelerle ve devrederek ilerleyen bir süreçtir. Bireysel kazanımlar ve dönüşümler de bu genetik ve varoluşsal devriyatın parçasıdır.

“Denizler fışkırdığında” ifadesi, düzenin taşmasını; kontrol altında tutulan potansiyelin açığa çıkışını anlatır. Kontrol edildiği sanılanın sınırlarını aşmasıdır bu. “Kabirler altüst edildiğinde” ise yalnızca ölümü değil, eski biçimlerin terk edilişini gündeme getirir. Varlık burada korunarak değil, çözülerek yenilenir.

Bu yüzden sûrenin merkezinde yer alan şu cümle anahtar niteliğindedir:


“Her nefis neyi öne sürdüğünü ve neyi geri bıraktığını bilir.”
Bu ifade yalnızca ahlâkî bir muhasebe değildir. Aynı zamanda varoluşun devrini anlatır. Hayat, ileri taşınanla ve geride bırakılanla birlikte ilerler. Hiçbir oluş, ardında bir çözülme olmadan gerçekleşmez.

İnfitar Suresi “sıfırdan başlama” fikrine mesafelidir. Metindeki kayıt ve korunma vurgusu, varlığın izsiz olmadığını söyler. Yeni olan, geçmişsiz değildir. Her yeni biçim, kendinden öncekinin izlerini taşır. Bu hem bedensel hem ontolojik bir sürekliliktir.

Bu bağlamda sûre, insanı yalnızca ahlâkî bir hesaplaşmaya değil, varoluşsal bir farkındalığa çağırır. Hayatın bedelsiz, steril ve pürüzsüz bir süreç olmadığı açıkça gösterilir. Oluş, olumlu ya da olumsuz tüm kazanımlarıyla birlikte taşınır.

İnfitar bu yönüyle bir “son” metni olmaktan çok, olanın nasıl devam ettiğine dair bir metindir. Kıyamet dili burada korkutmak için değil; varlığın ciddiyetini göstermek için kullanılır. Hayatın hafife alınamayacak kadar ağır olduğu ve insanın dünyaya gelişinin, kendi varoluş sorumluluğunu da beraberinde getirdiği hatırlatılır.

Bu sûre insanı rahatlatmaz; ama karamsar da değildir. Şunu açıkça söyler:


Varlık, korunarak değil; çözülerek, yüzleşerek ve bedeli ödenerek ilerler.


Her yeni başlangıç, bir eşiğin aşılmasıyla mümkündür.

İnfitar’ın rahatsız edici gücü tam da buradadır. Hayatı yüceltmez, idealize etmez, masumlaştırmaz.


Onu olduğu hâliyle, bütün sertliğiyle düşünmeye zorlar.