Kaçışın Ortak Dili: Güç, Yoksulluk ve Gösteri Arasında Çürüme

Toplumda seks, lüks ve uyuşturucu genellikle bireysel ahlak sorunu gibi anlatılır. “Zayıf irade”, “yozlaşma”, “inançsızlık” gibi etiketler dolaşıma sokulur. Bu anlatı rahatlatıcıdır, çünkü sorumluluğu sistemden alır, bireyin sırtına bırakır. Ama gerçeği açıklamaz. Sadece üstünü örter.

Bu döngü yalnızca zengin ve anlam arayışı içindeki sınıflarda değil, fakir ve alt tabakalarda da güçlüdür. Çünkü yoksulluk, romantize edildiği gibi sade bir hayat değil; sürekli stres, aşağılanma ve gelecek yoksunluğudur. Alt tabakada uyuşturucu keyif aracı değil, anestezidir. İnsanlar mutlu olmak için değil, dayanabilmek için kullanır. Bu yüzden bağımlılık burada daha görünür, daha yıkıcıdır.

Üst tabakalarda tablo farklı görünür ama öz aynıdır. Ekran yüzleri, ünlüler ve ünlü olmaya çalışanlar; görünürlük ekonomisinin içinde yaşar. Beğeni, alkış ve statü dopaminle çalışır. Seks, lüks ve uyuşturucu burada kaçış değil, gösteri unsurudur. “Başardım” demenin bedensel kanıtına dönüşür. Sınır, sıradanlık demek olduğu için sürekli aşılır.

Dindar-muhafazakâr kimlikli kesimlerde ise başka bir gerilim vardır. Bastırma güçlüdür. Arzu günahla damgalanır, konuşulmaz, düzenlenmez. Bastırılan şey ahlaklılaşmaz; kontrolsüzleşir. Kamusal alanda erdem vitrini kurulur, özel alanda telafi başlar. Çifte hayat bir sapma değil, sistemin doğal sonucudur. En sert reddiyeler çoğu zaman en sert kırılmaları üretir.

Bu resmin merkezinde ise kara para, rüşvet ve güçle beslenen siyasal ve bürokratik elitler durur. Emekle kazanılmayan para sınır öğretmez. Hukukun işlemediği yerde beden de zihin de kuralsızlaşır. Burada seks, lüks ve uyuşturucu haz için değil; dokunulmazlık hissi için tüketilir. “Bana bir şey olmaz” düşüncesi en tehlikeli uyuşturucudur.

Üstelik bu yaşam tarzı bireysel kalmaz. Çevreye sızar, normalleşir, aşağıya doğru yayılır. Tepede kural çiğneniyorsa, altta kuralın anlamı kalmaz. Toplumsal ahlak vaazla değil, örnekle çalışır. Örnek çürükse vaaz sadece gürültüdür.

Bütün bu farklı kesimlerde ortak olan şey şudur: Anlam geri çekilmiştir. Yerini ya haz almıştır ya da gösteri. İnsan, boşluğu ya bedenle ya maddeyle ya da güçle doldurmaya çalışır. Ama boşluk dolmaz, sadece ertelenir. Bu yüzden doz artar, tekrar artar, çürüme derinleşir.

Sorun insanların “kötü” olması değil. Sorun, bu kadar çok insanın kaçmaya ihtiyaç duymasıdır. Bu gerçeği görmeden yapılan her ahlak tartışması, yanlış soruya verilen uzun cevaplardan ibarettir. Asıl soru şudur: Nasıl bir düzen, bu kadar farklı kesimi aynı kaçış yollarında buluşturuyor?

Bu soru sorulmadıkça, uyuşturucu konuşulur, seks konuşulur, lüks konuşulur ama hiçbir şey gerçekten anlaşılmaz. Çünkü mesele semptomlarda değil, onları üreten yapının kendisindedir.