Medeniyetin Işığı Akıl

Geceleyin gökyüzüne baktığımızda görülen en parlak yıldız Sirius’tur. Sirius, Eski Mısırlılar için Sadece bir yıldız değil; zamanın, hayatın ve ritüelin merkezindeydi. Sirius’un kendisi de ilginçtir: aslında bir çift yıldızdır.

Sirius A, gözle görülen parlak yıldız, Sirius B ise görünmeyen beyaz cüce. Gözüken ve gözükmeyen… Görünenin altında yatan ve insan tarafından aranan görünmeyen… İnsan da varoluşun çalışma düzeni ile uyumlu çalıştığında varoluşun farkındalığına gelmektedir. Gece–gündüz, madde–mana, beden–ruh…

İnsan tarafından temsil edilerek tanımlanan ve ayrı gibi görünse de aslında aynı bütünün iki kutbu olan düşünce. Taoizm’in yin-yang öğretisinde dediği gibi: karşıtlık değil, tamamlayıcılık; bir olmadan diğeri yoktur. İkilik, birliğin görünür hâle gelmiş biçimidir.

Niyâzî-i Mısrî.”Kahr’u lütfu şey’-i vahid bilmeyen çeker azab Ol azâbdan kurtulup sultân olan anlar bizi” diyerek | insanın konumunu tarif eder.

İnsanoğlu gökyüzünü araştırdığında aslında kendi içindeki kapıyı araladı. Dışarıdaki ışığı anlamlandırırken, içindeki ışığın yansımasını, kendi karanlığını fark etti. Platon’un “idea”ları ya da Aristoteles’in “nous”u gibi, akıl karanlığı dağıtan bir ışık olarak görülmeye başlandı. Ama bu ışık yalnızca bilgi değildir; ayırt etme, anlam verme ve hakikati seçme kudretidir.

Kur’an bu ışığı çok net tarif eder: “Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru, içerisinde kandil bulunan bir nişan gibidir. O kandil, cam bir kavanoz içindedir; kavanoz, sanki parlayan yıldız gibidir; ne doğuya aittir ne batıya… Allah dilediğini nuruna yöneltir. Nur üzerine nurdur. Allah, kullarını dilediği gibi hidayet eder” buyurulmuştur.

Buradaki mesaj: Bilgi-ışık, yönlere veya taraflara ait değildir. Müminin, emin kişinin yitiğidir. Gece–gündüz, doğru yanlış, iyi kötü, madde–mana, dışarısı–içerisi… Bunlar davasını güdecek çatıştırılacak şeyler değildir. Yol gösterici mana ve idrak üretmek için var olan ayetlerdir. Yunus Emre: “Bir çeşmeden akan su acı tatlu olmaya, Edebdür bana yirmek bir lüleden sızaram” diyerek bu birlikteliğin kaynağına dikkat çeker diyerek konuyu günceller.

İslam inancında akıl mead olarak tanımlanan, aklın ferah, olgun, tatlı veya yoğunlaşmış hali olarak tanımlanan akıl burada devreye girer. Taraf seçmez; ilişki kurar. Parçaları birbirine bağlar, zıtlıkları anlamlandırır, ölçü kurar. Ama işlenmemiş akıl aklı maaş yalnızca hesap yapar; yön vermez.

Kur’an’ın zeytin ağacı ve yağıyla kurduğu sembol de aynı mesajı verir: Ağaç, yağ ve ışık insandan ayrı olmayıp o ışığın ortaya çıkış yolunu göstermektedir.

O yağ kendiliğinden çıkmaz. Sıkılmadan, ayrışmadan, yüzleşmeden ortaya gelmez. İnsan da öyledir: kendi içinden öz çıkarmadan ışık üretemez. “Yağı, neredeyse ateş değmese bile ışık verir.” Potansiyel hazırdır; mesele onu yakacak kıvama gelmektir.

Medeniyet de işte burada kurulur. Gökteki işareti görüp, varlığın ikili yapısını anlayıp, aklıyla bunu bağlayıp, kendi özünü ışığa çevirebilen insanın ortaya koyduğu düzendir. Evrensel varoluşu kapsayan Göktengri inancı da bu içeriklidir. Netice inancını eyleme dönüştürerek ışık üretmeyen toplum medeniyet kuramaz. Sadece yön tartışan, sadece taraf seçen, sadece bilgi yığan yapılar-adı ne olursa olsun-karanlığı organize eder. Medeniyetin ışığı, dışarıyı gören, içeriği işleyen ve ikisini akılla birleştiren insanla yanar.