Biçimler ortaya çıkar, çözülür, yer değiştirir; fakat akış kesilmez. Doğanın ölümsüzlüğü, tam da bu durmayan hareketten doğar. Donan şey ölür; akan şey kalır.
İnsan bu akışın içinde geçici bir formdur. İnsan ölümlüdür çünkü bir bedene, bir zamana, bir hikâyeye bağlıdır. Ama bu ölümlülük yokluk demek değildir. İnsan, değişim ve dönüşümle var olan bir süreçtir.
Ölüm, insanın bütünüyle silinmesi değil; onu insan yapan düzenin dağılmasıdır. Beden çözülür, benlik dediğimiz anlatı susar, ama insandan geçen enerji doğaya, mana ise geldiği yere geri döner. Bu yüzden ölüm, doğanın diliyle konuşursak, bir son değil bir devirdir.
Ölümsüz olan insanda beden ya da benlik değildir. Ölümsüz olan, eskilerin ruh dediği yaşam enerjisidir. Bu enerji kişisel değildir; “benim” diye sahiplenilemez. Bir bedende yoğunlaşır, başka bir bedende sürer. İnsan bu enerjinin sahibi değil, taşıyıcısıdır. İnsan ölür; ama insan üzerinden akan yaşam ölmez.
Bu yaşam enerjisinin kendini bilince çıkardığı yer sevgidir. Sevgi burada basit bir duygu ya da romantik bir hâl değildir. Sevgi, yaşamın kendini fark etme biçimidir. Enerji sevgiyle yön bulur, anlam kazanır, çoğalır. Sevgi yoksa yaşam vardır ama kördür; akar ama iz bırakmaz. Sevgi, doğanın insanda konuştuğu dildir.
Bu noktada “amaç” meselesi ortaya çıkar. Doğanın bilinçli bir niyeti var mı? Büyük ihtimalle hayır. Ama doğanın bir yönelimi vardır: sürmek, çoğalmak, çeşitlenmek. İnsan bu yönelimin bilinç kazandığı eşiktir. İnsanın amacı doğayı yönetmek ya da ona hükmetmek değildir. İnsanın amacı, doğanın içinden geçen yaşamı sevgiyle bilince taşımaktır.
Bu bir zorunluluk değil, bir imkândır. İnsan bu imkânı kullanabilir de inkâr edebilir de. Donmuş benlik burada devreye girer. Değişimi reddeden, kendini sabitleyen, sevgiyi tehlike sayan benlik biçimi, biyolojik olarak yaşasa da varoluşsal olarak ölüdür. Çünkü gerçek ölüm, bedenin durması değil; dönüşümün kesilmesidir.
Sonuç olarak: Doğa ölümsüzdür çünkü değişir.
İnsan ölümlüdür çünkü formdur. Yaşam enerjisi ölümsüzdür çünkü aktarılır. Sevgi, bu enerjinin bilinç kazanmış hâlidir. Devrede bilenin devri daim olsun.
İnsan, sevginin dünyada yaşanabilir olması için vardır. Bu bir ayrıcalık değil, ağır bir sorumluluktur. Doğa akmaya devam eder; mesele, insanın bu akışta donup kalıp kalmayacağıdır.