<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gaziantep İlk Haber</title>
    <link>https://www.gaziantepilkhaber.com</link>
    <description>Gaziantep Haberleri Gaziantep Son Dakika</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 26 Jul 2026 05:23:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kalça gelişim bozuklukları bazı bebeklerde daha sık görülüyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/kalca-gelisim-bozukluklari-bazi-bebeklerde-daha-sik-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/kalca-gelisim-bozukluklari-bazi-bebeklerde-daha-sik-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk döneminde belirti vermeden ilerleyebilen gelişimsel kalça displazisi (kalça çıkığı), erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımları sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, özellikle yenidoğan döneminde gerçekleştirilen kalça muayeneleri ve gerekli durumlarda yapılan ultrason kontrollerinin, çocukların sağlıklı bir hareket gelişimi için kritik rol oynadığına dikkat çekiyor.</p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Alptekin Kocaoğlu, erken dönemde fark edilmeyen kalça gelişim sorunlarının ilerleyen yıllarda yürüme bozuklukları, hareket kısıtlılığı ve kalıcı eklem hasarları gibi problemlere yol açabileceğini belirterek, ailelerin rutin kontrolleri aksatmaması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p></p>

<p>Kalça Gelişimi Bebeklik</p>

<p>Döneminde Yakından</p>

<p>Takip Edilmeli</p>

<p></p>

<p>Tıp literatüründe “gelişimsel kalça displazisi” olarak tanımlanan bu durum, bebeğin kalça ekleminin gelişim sürecinde uyluk kemiği başı ile kalça yuvasının tam uyumlu şekilde oluşmaması sonucu ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Her zaman belirgin bir bulgu vermeyen kalça displazisi, bazı çocuklarda yürümeye başlama dönemine kadar fark edilmeyebiliyor. İlerleyen dönemde ise topallama, bacak boylarında farklılık, kalça hareketlerinde kısıtlılık veya yürüme bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor.</p>

<p></p>

<p>“İlk Aylar Tedavi Başarısı</p>

<p>Açısından Kritik”</p>

<p></p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Alptekin Kocaoğlu, erken tanının tedavi başarısındaki önemine dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>“Kalça gelişim problemlerinde en önemli unsur, sorunun mümkün olduğunca erken dönemde tespit edilmesidir. Yenidoğan döneminde yapılan fizik muayeneler ve gerekli görülen durumlarda kalça ultrasonografisi, eklemin gelişimini yakından takip etmemize olanak sağlar. İlk aylarda başlanan uygun tedaviler, çocukların ilerleyen yaşamlarında daha sağlıklı, hareketli ve aktif olmalarına önemli katkı sunar.”</p>

<p></p>

<p>Bazı Bebeklerde Risk</p>

<p>Daha Yüksek Olabiliyor</p>

<p></p>

<p>Kalça gelişim bozukluklarının bazı bebeklerde daha sık görülebildiğini belirten uzmanlar, risk faktörlerinin bilinmesinin erken değerlendirme açısından önemli olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>Ailede kalça çıkığı öyküsünün bulunması, kız bebeklerde görülme sıklığının daha yüksek olması, bebeğin anne karnındaki duruş özellikleri ve doğum şekli gibi faktörler kalça gelişimi açısından dikkat edilmesi gereken noktalar arasında yer alıyor.</p>

<p></p>

<p>Op. Dr. Alptekin Kocaoğlu, ailelerin takip etmesi gereken belirtileri şöyle sıraladı:</p>

<p>“Ebeveynlerin bebeklerinin bacak hareketlerini ve kalça açıklığını gözlemlemesi önemlidir. Bez değişimi sırasında kalçaların yeterince açılmaması, bacaklarda belirgin asimetri, bir bacağın diğerinden farklı görünmesi ya da ilerleyen dönemde yürüme bozukluğu gibi durumlarda mutlaka ortopedi uzmanına başvurulmalıdır. Bununla birlikte herhangi bir belirti görülmese bile düzenli doktor kontrollerinin ihmal edilmemesi gerekir.”</p>

<p></p>

<p>Geleneksel Uygulamalara</p>

<p>Dikkat Edilmeli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Bebeklerin kalça gelişiminde doğru bakım uygulamalarının da önemli olduğunu belirten uzmanlar, bazı geleneksel yöntemlerin kalça ekleminin doğal gelişimini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Özellikle bebeğin bacaklarını düz ve sıkı şekilde bir arada tutan kundaklama uygulamalarının kalça gelişimi açısından risk oluşturabileceği ifade edilirken, bebeğin bacaklarını rahatça hareket ettirebildiği, kalçanın doğal pozisyonunu destekleyen uygulamaların tercih edilmesi öneriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/kalca-gelisim-bozukluklari-bazi-bebeklerde-daha-sik-goruluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 14:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/25-temmuz/kalca-gelisim-bozukluklari-bazi-bebeklerde-daha-sik-goruluyor2.jpg" type="image/jpeg" length="78531"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yazın en riskli saatler 11.00-16.00 arası’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/yazin-en-riskli-saatler-1100-1600-arasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/yazin-en-riskli-saatler-1100-1600-arasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sıcaklarının etkisini artırmasıyla birlikte acil servislerde sıcak çarpması ve sıvı kaybına bağlı başvurular da artıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneş altında bulunmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, "Sıcak çarpması sadece yaşlıları değil, sağlıklı ve genç bireyleri de etkileyebilir. Bu saatlerde mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı" dedi.</p>

<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği yaz döneminde, güneş ışınlarının etkisinin en yoğun hissedildiği saatlerde dışarıda vakit geçirmenin sağlık açısından önemli riskler oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Mehmet Duru, sıcak havanın hafife alınmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>"En riskli saatler</p>

<p>11.00-16.00 arası"</p>

<p></p>

<p>Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde vücudun kendini soğutmakta zorlandığını belirten Prof. Dr. Mehmet Duru, "Özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında uzun süre güneş altında kalmak, sıcak çarpması riskini ciddi şekilde artırıyor. Çocuklar, yaşlılar, hamileler, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanlar daha yüksek risk altında olsa da, gerekli önlemleri almayan sağlıklı bireyler de acil müdahale gerektirecek tablolarla karşılaşabiliyor" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>"Bu belirtileri</p>

<p>hafife almayın"</p>

<p></p>

<p>Sıcak çarpmasının erken belirtilerinin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Duru, "Şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, kas krampları, aşırı halsizlik, bilinç bulanıklığı ve 40 dereceye yaklaşan yüksek vücut ısısı sıcak çarpmasının habercisi olabilir. Bu belirtiler görüldüğünde kişi serin bir ortama alınmalı ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Susamayı beklemeyin</p>

<p></p>

<p>Yaz aylarında vücudun terleme yoluyla önemli miktarda sıvı ve mineral kaybettiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Duru, "Birçok kişi susayınca su içiyor. Oysa susama hissi başladığında vücut zaten sıvı kaybetmeye başlamıştır. Gün boyunca düzenli aralıklarla su tüketilmeli, aşırı kafeinli ve şekerli içecekler yerine su ve mineral desteği sağlayan içecekler tercih edilmelidir" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Aracın içi dakikalar</p>

<p>içinde fırına dönüşebilir"</p>

<p></p>

<p>Park halindeki araçların yaz aylarında birkaç dakika içinde tehlikeli sıcaklıklara ulaştığını vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Duru, "Çocuklar, yaşlılar ve evcil hayvanlar hiçbir koşulda araç içinde yalnız bırakılmamalıdır. Camın hafif açık olması da riski ortadan kaldırmaz. Bu durum, kısa sürede hayati tehlike oluşturabilir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Basit önlemler</p>

<p>hayat kurtarıyor</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz sıcaklarından korunmanın sanıldığından daha kolay olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Duru, "Mümkün olduğunca gölgede kalın, açık renkli ve bol kıyafetler tercih edin, şapka kullanın, güneş altında ağır egzersizlerden kaçının ve özellikle risk grubundaki yakınlarınızı sıcak havalarda yalnız bırakmayın. Basit görünen bu önlemler, sıcak çarpmasını ve acil sağlık sorunlarını büyük ölçüde önleyebilir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/yazin-en-riskli-saatler-1100-1600-arasi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/25-temmuz/yazin-en-riskli-saatler-1100-1600-arasi1.jpg" type="image/jpeg" length="98228"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hemoroid kesi ve dikiş olmadan lazerle tedavi edilebiliyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/hemoroid-kesi-ve-dikis-olmadan-lazerle-tedavi-edilebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/hemoroid-kesi-ve-dikis-olmadan-lazerle-tedavi-edilebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hemoroid, halk arasında basur veya mayasıl olarak bilinen, anal kanaldaki normal damar yastıkçıklarının büyüyerek aşağı doğru sarkması sonucu ortaya çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Makattan kanama, kaşıntı, ele gelen şişlik, akıntı ve bazı hastalarda ağrı gibi belirtilerle kendini gösteren hemoroid, kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Şikâyetlerin şiddeti; hemoroidin evresine, yerleşimine ve eşlik eden diğer anal hastalıkların varlığına göre değişiklik gösterebiliyor. Bazı hastalarda yalnızca hafif rahatsızlık hissi görülürken, bazı kişilerde günlük yaşamı olumsuz etkileyen ciddi yakınmalar gelişebiliyor. Tedavide klasik cerrahi yöntemlere alternatif olarak uygulanan lazer hemoroid cerrahisi, kesi ve dikiş gerektirmemesi sayesinde iyileşme sürecini kısaltabiliyor ve hastaların günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerine yardımcı olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ameliyatlarında kullanılan lazer yöntemi hakkında bilgi verdi.</p>

<p></p>

<p>Hemoroid hastalığı dört</p>

<p>evrede değerlendiriliyor</p>

<p></p>

<p>Evre 1: Kanama görülebilir, ancak dışarı sarkma yoktur.</p>

<p>Evre 2: Dışkılama sırasında dışarı çıkar ve sonrasında kendiliğinden içeri döner.</p>

<p>Evre 3: Dışarı çıkar ve elle içeri itilmesi gerekir.</p>

<p>Evre 4: Sürekli dışarıdadır ve içeri itilemez.</p>

<p>Hemoroid hastalığında evreleme, tedavi planının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Her evrede uygulanacak yaklaşım farklılık göstermektedir. Erken evrelerde yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavileri yeterli olabilirken, ileri evrelerde girişimsel yöntemler veya cerrahi tedavi gerekebilmektedir. Bu nedenle yalnızca hastanın şikâyetleri değil, muayene bulguları da ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Hareketsiz yaşam ve aşırı</p>

<p>kilo hemoroid riskini artırıyor</p>

<p></p>

<p>Toplumda sık görülen hemoroidin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu sebepler şöyle sıralanabilmektedir:</p>

<p>Kronik kabızlık veya uzun süre ıkınma</p>

<p>Liften fakir beslenme</p>

<p>Tuvalette uzun süre oturma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gebelik</p>

<p>Obezite</p>

<p>Ağır kaldırma</p>

<p>İleri yaş</p>

<p>Bunlara ek olarak hareketsiz yaşam tarzı, yetersiz sıvı tüketimi ve aile öyküsü de hemoroid gelişme riskini artırabilmektedir. Özellikle masa başında uzun saatler çalışan kişilerde ve düzenli dışkılama alışkanlığı olmayan bireylerde şikâyetler daha sık görülmektedir. Risk faktörlerinin azaltılması, hem mevcut yakınmaların hafiflemesine hem de tedavi sonrasında hastalığın tekrarlama riskinin düşürülmesine katkı sağlayabilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Lazer uygulamasıyla</p>

<p>hemoroidal damarlar</p>

<p>küçültülüyor</p>

<p></p>

<p>Lazer hemoroit cerrahisi, uygun hastalarda hemoroid dokusuna lazer enerjisi uygulanarak damarların küçültülmesini amaçlayan minimal invaziv bir tedavi yöntemidir. Genellikle seçilmiş evre 2 ve evre 3 hemoroitlerde, bazı uygun evre 4 vakalarında da uygulanabilmektedir. Ancak her hemoroit hastası lazer tedavisi için uygun değildir. Bu nedenle tedavi yöntemi, ayrıntılı muayene sonrasında belirlenmelidir. Bu yöntemde amaç, hemoroid dokusunu kontrollü şekilde küçültmek ve çevre dokulara mümkün olduğunca az zarar vermektir. İşlem süresi hemoroidin yapısına ve hastanın klinik durumuna göre değişebilmektedir. Bazı hastalarda aynı seansta ek girişimlere ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu nedenle lazer tedavisi, standart bir uygulama değil kişiye özel planlanan bir cerrahi seçenek olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Lazer tedavisi daha</p>

<p>konforlu bir iyileşme</p>

<p>süreci sunabiliyor</p>

<p></p>

<p>Uygun hastalarda lazer hemoroid cerrahisi şu avantajları sağlayabilmektedir:</p>

<p>Daha az doku hasarı</p>

<p>Daha düşük kanama riski</p>

<p>Günlük yaşama daha kısa sürede dönüş</p>

<p>Anal kanal anatomisinin daha iyi korunması</p>

<p>Bunlara ek olarak bazı hastalarda işlem sonrası bakım süreci daha konforlu geçebilmekte ve hastanede kalış süresi kısalabilmektedir. Ancak her cerrahi yöntemde olduğu gibi lazer tedavisinde de hastalığın tekrarlama riski bulunmaktadır. Tedavinin başarısı; doğru hasta seçimi, uygun cerrahi teknik ve hastanın yaşam tarzı alışkanlıklarıyla yakından ilişkilidir. Özellikle kabızlığın önlenmesi, lif açısından zengin beslenme ve düzenli tuvalet alışkanlığı kazanılması tedavi sonuçlarını olumlu yönde etkileyebilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Başarılı sonuçlar için</p>

<p>doğru hasta seçimi</p>

<p>belirleyici oluyor</p>

<p></p>

<p>Lazerle hemoroid cerrahisi, uygun hastalarda güvenli ve konforlu bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Ancak en doğru tedavi yöntemi; hemoroidin evresi, hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve eşlik eden sağlık sorunları değerlendirilerek genel cerrahi uzmanı tarafından belirlenmelidir. Her hastada aynı tedavi yönteminin uygulanması mümkün olmayabileceği için kişiye özel planlama yapılması büyük önem taşımaktadır. Doğru hasta seçimi yapıldığında lazer tedavisi, hem şikâyetlerin azaltılmasına hem de iyileşme sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlayan etkili bir seçenek olabilmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/hemoroid-kesi-ve-dikis-olmadan-lazerle-tedavi-edilebiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/24-temmuz/hemoroid-kesi-ve-dikis-olmadan-lazerle-tedavi-edilebiliyor3.jpg" type="image/jpeg" length="62080"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Doktorlar, tedavi sürecinde büyük özveriyle çalışıyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/doktorlar-tedavi-surecinde-buyuk-ozveriyle-calisiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/doktorlar-tedavi-surecinde-buyuk-ozveriyle-calisiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ni ziyaret ederek tedavi gören hastalara geçmiş olsun dileklerini iletti, sağlık çalışanlarına özverili çalışmalarından dolayı teşekkür etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde tedavi gören vatandaşları ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Servisleri tek tek gezen Başkan Mehmet Tahmazoğlu, hastalar ve yakınlarıyla sohbet ederek moral verdi. Hastaların sağlık durumları hakkında doktorlardan bilgi alan Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, tedavi sürecinde büyük özveriyle görev yapan doktor, hemşire ve tüm sağlık çalışanlarına da kolaylıklar dileyerek emeklerinden dolayı teşekkür etti.</p>

<p></p>

<p>"Hastalarımıza acil</p>

<p>şifalar diliyorum"</p>

<p></p>

<p>Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan Başkan Mehmet Tahmazoğlu, hastaların en kısa sürede sağlıklarına kavuşmasını temenni ederek "Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde tedavi gören vatandaşlarımızı ve fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarımızı ziyaret ettik. Şifa bekleyen tüm hastalarımıza Yüce Allah'tan sağlık, sıhhat ve afiyet diliyor, sağlık çalışanlarımıza da görevlerinde kolaylıklar temenni ediyorum" dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık çalışanlarına teşekkür</p>

<p></p>

<p>Başkan Mehmet Tahmazoğlu, gece gündüz demeden insan sağlığı için görev yapan sağlık çalışanlarının büyük bir fedakârlık örneği sergilediğini belirterek, onların emeklerinin her türlü takdirin üzerinde olduğunu ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/doktorlar-tedavi-surecinde-buyuk-ozveriyle-calisiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/24-temmuz/doktorlar-tedavi-surecinde-buyuk-ozveriyle-calisiyor4.jpg" type="image/jpeg" length="62345"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yolculukta bacaklarda oluşan pıhtı akciğere sıçrayabilir’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/yolculukta-bacaklarda-olusan-pihti-akcigere-sicrayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/yolculukta-bacaklarda-olusan-pihti-akcigere-sicrayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz tatillerinde yapılan uzun yolculuklar, hareketsizliğe bağlı bazı sağlık risklerini artırabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerce aynı pozisyonda oturmanın özellikle bacak toplardamarlarındaki kan akımını yavaşlatarak pıhtı oluşumunu kolaylaştırabileceğine dikkat çeken Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Hareketsizlik nedeniyle baldır kasları yeterince çalışamaz, kanın kalbe dönüşü azalır ve kan bacaklarda birikebilir. Oluşan pıhtı bazen bacakta kalırken, bazen de koparak akciğere ulaşabilir ve yaşamı tehdit eden pulmoner emboliye yol açabilir. Bu nedenle özellikle dört saatten uzun yolculuklarda düzenli hareket etmek, yeterli sıvı tüketmek ve risk grubundaki kişilerin gerekli önlemleri alması önemli” dedi.</p>

<p>Susuz kalmanın pıhtılaşma riskini artırabileceğine dikkat çeken Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Uzun yolculuklarda pıhtı riski herkeste görülebilir ancak daha önce derin ven trombozu veya pulmoner emboli geçirenler, aktif kanser hastaları, yakın zamanda büyük ameliyat ya da travma yaşayanlar, hamileler, doğum sonrası ilk haftalardaki kadınlar, ileri yaştakiler, obezitesi, kalp yetersizliği, ciddi kronik hastalığı veya doğuştan pıhtılaşma bozukluğu bulunanlar açısından tehlike daha yüksektir. Östrojen içeren doğum kontrol hapı ya da hormon tedavisi kullananların da dikkatli olması gerekir. Risk grubundaki kişilerin yolculuk öncesinde hekimlerine danışması, gerekli durumlarda varis çorabı veya koruyucu ilaç tedavisi gibi önlemlerin planlanması ciddi komplikasyonların önüne geçebilir” dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oturur pozisyonda basit</p>

<p>egzersizler yapılmalı</p>

<p></p>

<p>Uzun yolculuklarda pıhtılaşma riskini azaltmanın en etkili yolunun uzun süre hareketsiz kalmamak olduğunu vurgulayan Koylan, “Dört saatten uzun süren uçak, otobüs veya otomobil yolculuklarında her 1-2 saatte bir ayağa kalkıp birkaç dakika yürümek, otururken ayak bileği ve baldır kaslarını çalıştıran basit egzersizler yapmak ve yeterli sıvı tüketerek susuz kalmaktan kaçınmak en etkili korunma yolları arasında. Ek olarak bu seyahatlerde rahat ve dar olmayan giysiler tercih edilmeli, aşırı alkol tüketiminden de kaçınılmalı. Pıhtılaşma açısından yüksek risk taşıyan kişilerde ise doktor önerisiyle diz altı basınçlı varis çorabı kullanılması veya gerekli görülen durumlarda koruyucu kan sulandırıcı tedavi uygulanması, yaşamı tehdit edebilecek damar tıkanıklıklarının önlenmesine katkı sağlar” dedi.</p>

<p></p>

<p>Bacak şişliğinin ardından</p>

<p>görülen akciğer belirtileri</p>

<p>acil müdahale gerektirebilir</p>

<p></p>

<p>Uzun bir yolculuğun ardından tek bacakta gelişen şişlik, ağrı, hassasiyet, ısı artışı veya kızarıklığın uyarıcı belirtiler olduğunu dile getiren Koylan, “Bu şikâyetlerin varlığı hızlı bir tıbbi değerlendirme gerektirir. Daha da önemlisi, pıhtının akciğere ilerlediğini düşündüren ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, hızlı kalp atışı, kanlı öksürük, baş dönmesi veya bayılma acil müdahale gerektiren önemli uyarı işaretleridir. Bu yakınmalar ortaya çıktığında belirtilerin kendiliğinden geçmesini beklemek yerine bir sağlık merkezine başvurmak veya acil sağlık hizmetlerini aramak, erken tanı ve tedavi açısından hayati önem taşır” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/yolculukta-bacaklarda-olusan-pihti-akcigere-sicrayabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/24-temmuz/yolculukta-bacaklarda-olusan-pihti-akcigere-sicrayabilir1.jpg" type="image/jpeg" length="82366"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda yazın göz şikayetleri çoğalıyor!]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/cocuklarda-yazin-goz-sikayetleri-cogaliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/cocuklarda-yazin-goz-sikayetleri-cogaliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklarda telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirilen süre artarken, yaz mevsimine özgü çevresel faktörler de göz sağlığı açısından önemli riskler oluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Çocukların gözleri gelişim sürecinde olduğu için uzun süreli ekran maruziyeti ve çevresel faktörler nedeniyle yaz döneminde göz kuruluğu, kızarıklık, kaşıntı ve alerjik göz şikayetleri daha sık görülüyor. Ayrıca koyu renk camlı gözlüklerin koruma sağladığı şeklinde toplumda yaygın bir inanış var. Oysa güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmiyor” diyor. Dr. Çolakoğlu, çocuklarda göz sağlığını tehdit eden 6 yaz riskini sıraladı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Ekran süresinde artış</p>

<p></p>

<p>Tatilde çocukların telefon, tablet ve bilgisayar kullanım sürelerinin artması göz yorgunluğu, kuruluk, yanma, batma ve odaklanma problemlerine yol açabiliyor. Bu nedenle ekran süresini birlikte planlamanız, ayrıca ekran karşısında her 20 dakikada bir en az 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakarak gözlerini dinlendirmesi konusunda alışkanlık kazandırmanız büyük önem taşıyor.</p>

<p></p>

<p>Havuz ve deniz</p>

<p></p>

<p>Havuzdaki klor ve hijyen sorunlarının yanı sıra deniz suyundaki tuz, kum ve mikroorganizmalar gözlerde tahriş, kızarıklık, yanma ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. Özellikle havuzda, mümkünse denizde de gözü tam saran koruyucu yüzme gözlüğü kullanılması gözlerin tahriş edici etkenlerden korunmasına yardımcı oluyor. Havuz veya denizden çıktıktan sonra gözlerin temiz suyla durulanması, kirli ellerle gözlere temas edilmemesi, ortak havlu kullanılmaması ve gözlerin ovuşturulmamasına özen gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p></p>

<p>Kontakt lensle deniz</p>

<p>ya da havuza girmek</p>

<p></p>

<p>Kontakt lensler, denizde ya da havuzda bulunabilen bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların lens yüzeyine tutunmasını kolaylaştırarak kornea enfeksiyonu riskini artırabiliyor. Ayrıca klorlu ve tuzlu su, lensin yapısını bozarak gözlerde tahriş, batma ve rahatsızlık hissine yol açabiliyor. Yüzme sırasında kontakt lens kullanılmaması, zorunlu durumlarda ise tek kullanımlık lenslerin tercih edilmesi ve sudan çıktıktan hemen sonra çıkarılarak atılması büyük önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Güneş ışınları</p>

<p></p>

<p>Dr. Emel Çolakoğlu “Yoğun ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmak gözlerde tahriş ve rahatsızlığa yol açarken, korunmasız UV maruziyeti, katarakt başta olmak üzere bazı göz hastalıklarının gelişme riskini artırabiliyor” diyor. Çocuğun dışarı çıkarken UV korumalı güneş gözlüğü kullanması, güneşe çıplak gözle bakmaması ve çok güneşli ortamlarda şapka takmasının göz sağlığını korumada önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Çolakoğlu “Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmez. Bu nedenle UV400 veya yüzde 100 UV koruması sağlayan gözlükler tercih edilmelidir” diye konuşuyor.</p>

<p></p>

<p>Yaz alerjileri</p>

<p></p>

<p>Yaz aylarında polenler, çimenler, toz, küf sporları ve diğer çevresel alerjenler çocuklarda alerjik göz şikayetlerini artırabiliyor. Bu durum gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, batma ve göz kapaklarında şişlik gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Çocukların gözlerini ovuşturması, şikayetlerin şiddetlenmesine ve göz yüzeyine zarar verebileceğinden dolayı bundan kaçınmak büyük önem taşıyor.</p>

<p></p>

<p>Klima</p>

<p></p>

<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Aşırı sıcakların etkisiyle klimalı ortamlarda uzun süre bulunmak gözyaşı filminin daha hızlı buharlaşmasına neden olup gözlerde kuruluk, batma, yanma, kızarıklık ve yabancı cisim hissi gibi şikayetlere yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüze veya göze üflemesi bu etkileri artırabiliyor. Bu nedenle klimanın hava akımının doğrudan çocukların yüzüne gelmemesine dikkat edilmeli, çok kuru ortamlardan kaçınılmalı ve çocukların gün boyunca yeterli sıvı tüketmeleri sağlanmalıdır” diyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/cocuklarda-yazin-goz-sikayetleri-cogaliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/24-temmuz/cocuklarda-yazin-goz-sikayetleri-cogaliyor1.jpg" type="image/jpeg" length="90079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Karaciğer tümörlerinin tedavisinde girişimsel radyolojinin rolü artıyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/karaciger-tumorlerinin-tedavisinde-girisimsel-radyolojinin-rolu-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/karaciger-tumorlerinin-tedavisinde-girisimsel-radyolojinin-rolu-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karaciğer tümörlerinin tedavisinde minimal invaziv yöntemler giderek daha fazla tercih edilirken, girişimsel radyoloji uygulamaları uygun hastalarda cerrahiye alternatif veya tamamlayıcı bir seçenek olarak öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, görüntüleme eşliğinde uygulanan ablasyon tedavisinin seçilmiş hastalarda başarılı sonuçlar sunduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karaciğer kanserleri ile farklı kanser türlerine bağlı karaciğer metastazlarının tedavisinde girişimsel radyolojinin önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akif Şirikçi, gelişen teknoloji sayesinde tümörlere milimetrik hassasiyetle müdahale edilebildiğini söyledi.</p>

<p>Ablasyon tedavisinin, ultrason veya bilgisayarlı tomografi rehberliğinde tümör dokusuna özel iğnelerle ulaşılarak uygulandığını anlatan Prof. Dr. Akif Şirikçi, "Bu yöntemle tümör dokusu yüksek ısı veya diğer özel enerji kaynakları kullanılarak hedef alınır. Özellikle erken evre karaciğer tümörlerinde ve uygun boyuttaki lezyonlarda etkili sonuçlar elde edilebilmektedir. İşlemin minimal invaziv olması sayesinde hastalar çoğu zaman daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilmektedir" dedi.</p>

<p>Tedavi planlamasında multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Akif Şirikçi, her hastanın bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Karaciğer tümörlerinin tedavisinde tek bir yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Cerrahi, sistemik tedaviler ve girişimsel radyolojik uygulamalar; genel cerrahi, medikal onkoloji, gastroenteroloji ve radyoloji ekiplerinin birlikte değerlendirmesiyle planlanmalıdır. Uygun hastalarda ablasyon tedavisi hem etkili hem de güvenli bir seçenek olarak değerlendirilmektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Girişimsel radyolojinin yalnızca ablasyonla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Akif Şirikçi, karaciğer tümörlerinin tedavisinde damar içinden uygulanan embolizasyon yöntemlerinin de önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Hastaya ve tümörün özelliklerine göre farklı girişimsel tedavi seçeneklerinin uygulanabildiğini kaydeden Prof. Dr. Akif Şirikçi, amaçlarının hastaya en uygun, en az girişimsel ve en etkili tedaviyi sunmak olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Akif Şirikçi, karaciğer tümörlerinde erken tanının tedavi başarısını artıran en önemli faktörlerden biri olduğunu belirterek, risk grubundaki bireylerin düzenli hekim kontrolü ve görüntüleme tetkiklerini ihmal etmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/karaciger-tumorlerinin-tedavisinde-girisimsel-radyolojinin-rolu-artiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/24-temmuz/karaciger-tumorlerinin-tedavisinde-girisimsel-radyolojinin-rolu-artiyor1.jpg" type="image/jpeg" length="29974"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Beyin zamanla bazı sesleri filtreleyebilme özelliğine sahip’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/beyin-zamanla-bazi-sesleri-filtreleyebilme-ozelligine-sahip</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/beyin-zamanla-bazi-sesleri-filtreleyebilme-ozelligine-sahip" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak çınlamasının, tek başına bir hastalık olmadığını belirten uzmanlar, altta yatan birçok sağlık sorununun habercisi olabileceğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Uzun süren çınlamalarda yalnızca kulak muayenesinin yeterli olmayabileceğine dikkat çeken Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Kulak kiri, kulak zarı deliği, orta kulak hastalıkları, işitme kaybı, yüksek tansiyon, iç kulak hastalıkları ve bazı nörolojik problemler tinnitusa neden olabilir.” dedi. Tedavinin, çınlamanın nedenine göre planlanırken, bazı hastalarda ses terapileri ve TMU/TMS gibi yeni nesil yöntemlerden de yararlanılabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Rahimi , internetten edinilen bilimsel olmayan yöntemler yerine mutlaka Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmasını önerdi. Dr. Öğr. Üyesi Rahimi ayrıca, özellikle yaz aylarında kulak çubuğu kullanımının kulağın doğal koruyucu tabakasına zarar vererek dış kulak yolu enfeksiyonu riskini artırabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, kulak çınlamasının nedenleri ve tedavi seçenekleri ile yaz aylarında kulak sağlığını koruma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Kulak çınlaması, tek başına bir</p>

<p>hastalık değil; birçok farklı</p>

<p>sağlık sorununun habercisi olabilir!</p>

<p></p>

<p>Kulak çınlamasının (tinnitus) tek başına bir hastalık olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Birçok farklı sağlık sorununun belirtisi olabilir. Uzun süren çınlamalar mutlaka uzman tarafından değerlendirilmeli.” dedi.</p>

<p>Toplumda ‘kulak çınlaması’ olarak bilinen tinnitusun yalnızca ince bir zil sesi anlamına gelmediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Kişinin duyduğu ancak çevresindekilerin duymadığı her türlü ses tinnitus olarak tanımlanır. İnce bir uğultu, vızıltı, kalp atışı sesi ya da farklı karakterde sesler de tinnitus kapsamındadır.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Kulak çınlamasının nedenini</p>

<p>belirlemek için yalnızca kulak</p>

<p>muayenesi yeterli olmayabilir!</p>

<p></p>

<p>Sesin dış kulaktan başlayıp orta kulak, iç kulak, işitme siniri ve beynin işitme merkezine kadar uzanan karmaşık bir sistemle algılandığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Bu zincirin herhangi bir noktasında oluşabilecek bozukluk tinnitusa yol açabilir.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Özellikle 6 aydan uzun süren çınlamaların ‘kronik tinnitus’ olarak değerlendirildiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu durumda ayrıntılı inceleme yapılması önem taşır. Kulak çınlamasının nedenini belirlemek için yalnızca kulak muayenesi yeterli olmayabilir. Tanı sürecinde; dış kulak yolu ve kulak zarı muayenesi, işitme testi (odyometri), orta kulak fonksiyon testleri, işitme sinirinin değerlendirilmesi, beyin görüntülemesi (MR), kan tahlilleri ve tansiyon değerlendirmesi, gerektiğinde nöroloji, dahiliye ve psikiyatri değerlendirmesi yapılabilir. Tinnitus değil, altında yatan neden araştırılır. Kulak kiri, kulak zarı deliği, orta kulak hastalıkları, işitme kaybı, yüksek tansiyon, iç kulak hastalıkları ve bazı nörolojik problemler tinnitusa neden olabilir.”</p>

<p></p>

<p>Çınlamanın tedavisi tamamen</p>

<p>altta yatan nedene bağlı!</p>

<p></p>

<p>Kulak çınlamasının özellikle sensörinöral işitme kaybının erken belirtilerinden biri olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Yüksek sese maruz kalan kişilerde bu durum daha sık görülür. Askerlikte silah kullananlarda, gürültülü fabrikalarda çalışanlarda ya da uzun yıllar yüksek sese maruz kalan kişilerde özellikle 4 bin Hz civarında işitme kaybı gelişebilir. Bu tabloya sıklıkla tinnitus eşlik eder.” dedi.</p>

<p>Çınlamanın tedavisinin tamamen altta yatan nedene bağlı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Kulak kiri, dış kulak yolu enfeksiyonu, kulak zarı sorunları veya orta kulak hastalıkları ilaç ya da cerrahiyle tedavi edilebilir. Buna karşın çocukluk döneminde geçirilen bazı enfeksiyonlara bağlı gelişen kalıcı işitme kayıpları, gürültüye bağlı işitme hasarı veya bazı iç kulak hastalıklarında hasar tamamen geri döndürülemeyebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Tinnitus tedavisinde amaç</p>

<p>sadece sesi azaltmak değil,</p>

<p>beynin bu sese alışmasını</p>

<p>sağlamak!</p>

<p></p>

<p>Tinnitus tedavisinde hastanın sese karşı geliştirdiği psikolojik tepkinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Beyin zamanla bazı sesleri filtreleyebilme özelliğine sahip.” dedi.</p>

<p>Tren yolu ya da havaalanı yakınında yaşayan insanların bir süre sonra bu sesleri fark etmez hale geldiklerini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Beyin istemediği sesleri zamanla arka plana atabilir. Tinnitus tedavisinde de amaçlardan biri beynin bu sese alışmasını sağlamaktır. Bu süreçte psikiyatrik destek, ses terapileri ve beyaz gürültü uygulamaları faydalı olabilir. Özellikle gece sessizlikte belirginleşen çınlamalarda beyaz gürültü sesi maskeleyerek hastanın rahatlamasına yardımcı olabilir.” diye konuştu.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TMU/TMS, uygun hastalarda</p>

<p>uygulanabilen yeni nesil bir</p>

<p>tedavi seçeneği!</p>

<p></p>

<p>Son yıllarda bazı merkezlerde transkraniyal manyetik uyarım (TMU/TMS) tedavisinin de uygulandığı bilgisini veren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Bu yöntem uygun hastalarda beyin bölgelerini uyararak iyileşme sürecini desteklemeyi amaçlar. Ancak tedavinin etkisi hemen ortaya çıkmaz. Sinir dokusunun yeniden yapılanması aylar sürebilir.” dedi.</p>

<p>İnternette dolaşan masaj, kulak çekme veya farklı yöntemlerin bilimsel olarak kanıtlanmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Amaç çınlamayı bastırmak değil, nedenini ortaya çıkarmaktır. Uzun süren kulak çınlamalarında mutlaka Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>

<p></p>

<p>Kulak kiri zararlı değil; tam</p>

<p>tersine kulağın doğal</p>

<p>koruyucu tabakası!</p>

<p></p>

<p>Yaz aylarında sık görülen dış kulak yolu enfeksiyonlarına da değinen Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Kulak çubuğu kullanımı sanılanın aksine kulağa zarar verebilir.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Kulak kirinin zararlı olmadığını, tam tersine kulağın doğal koruyucu tabakası olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Kulak çubuğu kiri dışarı çıkarmak yerine daha derine iter ve koruyucu yağ tabakasını da ortadan kaldırır. Bu doğal koruyucu tabakanın kaybolmasıyla birlikte deniz ve havuz suyunda bulunan bakteri ve mantarların dış kulak yolunda kolayca enfeksiyon oluşturabilir. Yaz aylarında sık görülen bu tabloya ‘yaz otiti’ adı verilir.</p>

<p>Yaz boyunca kulak sağlığını korumak için; kulak çubuğu kullanmayın, kulağınızı kurcalamayın ve kaşımayın, kulak içine yabancı cisim sokmayın, deniz veya havuz sonrasında kulak hijyenine dikkat edin. Bu basit önlemler sayesinde yaz aylarında dış kulak yolu enfeksiyonları büyük ölçüde önlenebilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/beyin-zamanla-bazi-sesleri-filtreleyebilme-ozelligine-sahip</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/24-temmuz/beyin-zamanla-bazi-sesleri-filtreleyebilme-ozelligine-sahip.jpg" type="image/jpeg" length="57516"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Göz emarelerinin erken tespit edilmesi çok önemli’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/goz-emarelerinin-erken-tespit-edilmesi-cok-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/goz-emarelerinin-erken-tespit-edilmesi-cok-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Bilgin, diyabetin gözde kalıcı görme kaybına yol açabilen diyabetik retinopati hastalığına neden olabileceğini belirterek, düzenli göz muayenesi ve kan şekeri kontrolünün körlük riskini büyük ölçüde önlediğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"Diyabet hastalarına rutin göz</p>

<p>kontrollerini öneriyoruz"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Diyabetik retinopati hastalığından bahseden Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Bilgin, Gastronomi kenti Gaziantep'te şeker tüketiminin çok olduğunu ve bu hastalığın sıklıkla görüldüğünü söyleyerek, "Diyabetik retinopati hastalığını halk dilinde şekerin gözü etkilemesi diye tabir edebiliriz. Şeker hastalığının gözünün retina tabakasında bazı hasarlara sebep olması, bunlar kanama gibi olabilir, sarı noktada ödem olabilir veya çeşitli etkilenmeler şeklinde olabilir. Nihai olarak da görmenin etkilenmesi, görmenin azalmasıyla seyreden bir hastalık. Belirtileri aslında çok fazla olmakla birlikte erken dönemde maalesef bir belirtiyle karşılaşmıyoruz. Daha doğrusu hastalarımız diyabetik retinopatinin ilk dönemlerinde hastalığı fark edemeyebiliyorlar. Dolayısıyla diyabeti olan hastalara rutin göz kontrollerini öneriyoruz. İlk etkilenme, ilk evrelerde fark ettiğimiz zaman hastanın sıkı kan şekeri regülasyonu yani düzenlenmesiyle birlikte bizim burada aldığımız bazı önlemlerle hastalığın daha ileri gitmesini engelliyoruz. Retinopati dediğimiz yani retinanın etkilendiği hastalık. Bu hastalıkları birçok sebeple ve birçok hastalıkta görebiliyoruz ama başlı başına diyabetin yaptığı göz hastalığı bizim açımızdan çok önemli. Zira coğrafyamızda da çok fazla görülen bir hastalık. İlimizin gastronomi şehri olması vesilesiyle de çok fazla şeker tüketimi, şekerli tatlılar, unlu mamullerin aşırı tüketilmesi, şeker hastalarının bu hastalığı kontrol etmesinde problem oluşturuyor. Yüksek şeker seviyeleri de maalesef gözde tutulumlara sebep olabiliyor" dedi.</p>

<p>Diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken hususları sıralayan Prof. Dr. Bilgin, göz bulgularının erken tespit edilmesinin çok önemli olduğunu aktararak, "Öncelikle klasik olarak bir şeker hastasının şekerine, diyetine dikkat etmesi gerekiyor. Kullandığı tedaviler, ilaçlar, stres durumu bunların hepsi genel olarak birlikte değerlendirildiği zaman çok güzel bir şeker yönetimi yapılması gerekiyor. Ayrıca tabii ki göz bulgularının erken tespit edilmesi çok önemli. Biz şeker hastalarına yani diyabeti olan hastalara düzenli göz kontrolleri öneriyoruz. Herhangi bir şikayetleri olmasa dahi ki ilk dönemlerde bu şikayetler ortaya çıkmayabilir. Biz burada göz muayenesinde ilk belirtileri yakalayabiliyoruz. Tabii bu belirtileri bulduğumuz hastalarda da gerekli önlemleri alarak ve gerekli müdahaleleri yaparak hastalığın ilerlemesini önlemiş oluyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Körlüğe sebep</p>

<p>olabilen bir hastalık"</p>

<p></p>

<p>Şeker hastalığından dolayı görme kabiliyetini kaybeden çok fazla insan olduğunu, şekerin gözü etkilememesi için gerekli önlemleri aldıklarını ifade eden Prof. Dr. Bilgin, "Maalesef şeker hastalığından dolayı görmesini kaybeden çok fazla hastamız var çevremizde. Şekerine dikkat eden, takiplerini düzenli yapan, gerekli müdahaleleri gerekli zamanda yapılan hastalarda biz tabii ki buna izin vermiyoruz. Mümkün olduğu kadar şekerin gözü etkilememesi için gerekli önlemleri alıyoruz. Takipli hastalarda görme kayıpları yaşamıyoruz. Takipsiz hastalarda maalesef evet körlüğe sebep olabilen bir hastalık" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>"Gözün etkilenmesine ve</p>

<p>riskine göre bir tedavi</p>

<p>yöntemi seçiyoruz"</p>

<p></p>

<p>Şeker hastalıklarında uygulanan tedavi sürecinden bahseden Prof. Dr. Bilgin, "Tedavi yöntemleri de değişiyor. Şekeri çok yüksek olan hastalarda önce şekerin düzenlenmesi gerekiyor. Gerek insülin tedavisiyle gerek ağızdan alınan oral antidiaybetiklerle. Önce bizim anahtarımız şekerin düşük seviyelerde seyretmesi. Özellikle 3 aylık şeker gözü çok etkileyen hemoglobin A1C dediğimiz değerlerin belli aralıklarda tutulması gerekiyor. Biz tedavide bazen sadece bir göz damlası, bazen de daha ileri hastalarda lazer uygulamaları ve göz içi enjeksiyon uygulamaları yapıyoruz. Maalesef ilerlemiş olgularda bazen ameliyatlar gerekebilmekte. Hastanın durumuna göre, gözün etkilenmesine göre ve riskine göre bir tedavi yöntemi seçiyoruz" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/goz-emarelerinin-erken-tespit-edilmesi-cok-onemli</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/23-temmuz/ekran-resmi-2026-07-22-130452.png" type="image/jpeg" length="85003"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Depresyon yalnızca sonbahar ve kış aylarında görülmez’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/depresyon-yalnizca-sonbahar-ve-kis-aylarinda-gorulmez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/depresyon-yalnizca-sonbahar-ve-kis-aylarinda-gorulmez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Lütfiye Şimşek, depresyonun yalnızca sonbahar ve kış aylarında görülen bir hastalık olmadığını, yılın her döneminde ortaya çıkabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kişilerde depresyon belirtileri yaz aylarında başlarken, bazı kişilerde ise mevcut yakınmaların yaz döneminde daha da belirginleşebildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Şimşek, "Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve yüksek nem, fiziksel yorgunluk ve huzursuzluk hissini artırabilir. Uzayan gündüz saatleri, uyku düzenini etkileyebilir, günlük rutinlerin değişmesi, tatil döneminin getirdiği beklentiler ve sosyal baskılar ruh sağlığını etkileyebilir. Ayrıca sosyal karşılaştırmaların artması ve yalnızlık hissinin belirginleşmesi de depresif belirtileri tetikleyen etkenler arasında yer alabilir" dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hangi belirtilere dikkat edilmeli?</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Şimşek, "Aşağıdaki belirtiler iki haftadan uzun süredir mevcut ve günlük, iş veya sosyal yaşamınızdaki işlevselliğinizi etkiliyorsa psikiyatrik değerlendirme için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önemlidir. Sürekli çökkün veya isteksiz hissetme, daha önce keyif alınan etkinliklerden zevk alamama, uyku düzeninde belirgin değişiklikler, iştah azalması ya da artması, kilo değişiklikleri,- enerji azalması ve çabuk yorulma, dikkat ve odaklanmada güçlük, umutsuzluk veya değersizlik düşüncelerinin yoğunlaşması" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Depresyonun her yaşta ve her mevsimde görülebilen, tanı konulabilen ve etkili şekilde tedavi edilebilen bir ruh sağlığı hastalığı olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Şimşek, "Erken tanı ve uygun tedavi, belirtilerin kontrol altına alınmasına, işlevselliğin korunmasına ve hayat kalitesinin artmasına önemli katkı sağlar. Ruh sağlığı da sağlıklı birey olmanın ayrılmaz bir parçasıdır" ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/depresyon-yalnizca-sonbahar-ve-kis-aylarinda-gorulmez</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/23-temmuz/depresyon-yalnizca-sonbahar-ve-kis-aylarinda-gorulmez2.jpg" type="image/jpeg" length="35151"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Dijital çağ beyni sessizce değiştiriyor! ‘]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dijital teknolojiler ve yapay zekâ hayatı kolaylaştırırken, beyin sağlığı üzerindeki etkileri de giderek daha fazla önem kazanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle çocuk ve gençlerde artan ekran maruziyeti, dikkat, öğrenme ve sosyal gelişim üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabildiğini aktaran Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocukları dijital dünyanın olumsuz etkilerinden korumanın en etkili yolu, onlarla kaliteli zaman geçirmek.” dedi. Yapay zekânın bilinçli ve dengeli kullanılmasının yanı sıra sağlıklı yaşam alışkanlıklarının da zihinsel performans için vazgeçilmez olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, anlam odaklı bir yaşam ve zihni sürekli geliştiren alışkanlıkların, beyni yaşlanmaya karşı koruyan en önemli unsurlar arasında yer aldığını vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan: “Makineler insanlaşıyor, insanlar makineleşiyor, zeka ucuzladı karakter pahalandı. Karekter inşasına yatırım yapanlar kazanacak.”</p>

<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 22 Temmuz Beyin Günü kapsamında, dijital çağın beyin üzerindeki etkileri, yapay zekânın fırsat ve riskleri, beyin sağlığını korumak için uygulanabilecek yaşam alışkanlıkları ve çocukların dijital dünyada nasıl korunması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Dijital çağ beynimizi</p>

<p>nasıl değiştiriyor?</p>

<p></p>

<p>Akıllı telefonlar, sosyal medya ve yapay zekânın artık günlük yaşamın vazgeçilmez parçaları olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital ortamda saatlerce sosyal medya akışında gezinmek veya kısa videolar izlemek, beyni sürekli yeni uyaranlarla karşı karşıya bırakıyor.” dedi.</p>

<p>Bu durumun zamanla dikkatin kolay dağılmasına ve ‘beyin sisi’ olarak tanımlanan zihinsel bulanıklığa yol açabildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin sisi yaşayan kişiler düşüncelerini toparlamakta, uzun süre odaklanmakta ve yeni bilgiler öğrenmekte güçlük çekebiliyor. Özellikle çocuklar ve gençlerde bu tabloya daha sık rastlanıyor. Bazı ülkeler bu nedenle çocukların sosyal medya kullanımına yaş sınırlamaları getirerek dijital maruziyeti azaltmaya yönelik adımlar atıyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Dijital bağımlılık</p>

<p>neden bu kadar güçlü?</p>

<p></p>

<p>Uzun süre rahat bir pozisyonda ekran karşısında vakit geçirmenin, beynin ödül sistemi üzerinde etkili olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle oyunlar ve sosyal medya, kısa aralıklarla ödül hissi oluşturarak kişiyi ekrana bağlı tutabiliyor.” dedi.</p>

<p>Ekran kullanımını azaltmak için yalnızca yasak koymanın yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan “Bunun yerine çocukların günlük yaşamlarına spor, oyun, sanat ve sosyal etkinlikler gibi alternatif ilgi alanları kazandırılması gerekir. Amaç sahibi olmak, günlük plan yapmak ve gerçek yaşam deneyimlerini artırmak da ekran başında geçirilen süreyi azaltan önemli etkenler arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Çocukları korumanın</p>

<p>en etkili yolu birlikte</p>

<p>zaman geçirmek!</p>

<p></p>

<p>Çocukları dijital dünyanın olumsuz etkilerinden korumanın en etkili yolunun, onlarla kaliteli zaman geçirmek olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:</p>

<p>“Birlikte oyun oynamak, yürüyüş yapmak, kitap okumak ve sohbet etmek hem aile bağlarını güçlendiriyor hem de çocuğun sosyal gelişimini destekliyor. Evde uygulanabilecek basit kurallardan biri de yemek sırasında telefon kullanılmaması. Ailece yemek yenirken tüm telefonların ortak bir noktaya bırakılması, aile içi iletişimi artıran pratik bir yöntem. Özellikle 6 yaşın altındaki çocuklar ekranla mümkün olduğunca ebeveyn eşliğinde tanıştırılmalı. Çünkü bu yaş grubundaki çocuklar ekranda gördüklerini gerçek yaşamdan ayırmakta zorlanabiliyor ve içerikleri yetişkin desteği olmadan doğru şekilde değerlendiremeyebiliyor.”</p>

<p></p>

<p>Beyin tek bir bölgeden</p>

<p>ibaret değil!</p>

<p></p>

<p>Toplumda sıkça dile getirilen ‘insan beyninin sadece yüzde 10'unu kullanıyor’ söylemine değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bu söylem bilimsel olarak doğru değil. Beyin görüntüleme çalışmaları, en basit görevlerde bile beynin birçok bölgesinin aynı anda çalıştığını gösteriyor.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önemli olanın beynin tek bir yönünü geliştirmek olmadığını; düşünme, öğrenme, duygular, sosyal ilişkiler ve yaratıcılık gibi farklı becerileri birlikte kullanabilmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Beyni canlı tutmanın en etkili yollarından biri farklı deneyimlere açık olmak. Beynin farklı bölgelerini aktif tutabilmek için günlük yaşamda küçük değişiklikler yapmak bile fayda sağlayabiliyor. Her gün aynı yolu kullanmak yerine farklı bir güzergâh seçmek, yeni hobiler edinmek veya farklı deneyimler yaşamak, merak etmek ve soru sormaktan vazgeçmemek, beynin yeni bağlantılar kurmasını destekleyen basit ama etkili alışkanlıklar arasında. Öğrenmeye devam eden ve yeni deneyimlere açık kalan kişiler bilişsel becerilerini daha uzun süre koruyabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Duygular beyinde</p>

<p>başlıyor, kalpte</p>

<p>hissediliyor!</p>

<p></p>

<p>Toplumda duyguların kalpte oluştuğuna dair yaygın bir inanış olsa da bilimsel açıdan duyguların merkezinin beyin olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dış dünyadan gelen ses, görüntü ve kokular önce beyin tarafından değerlendirilir, ardından bu bilgilere anlam ve duygu yüklenir. Sonrasında ise çeşitli kimyasal maddeler salgılanarak duygusal deneyim ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p>Mutluluk, haz, bağlanma, güven ve odaklanma gibi hislerin her birinin beynin ürettiği farklı kimyasallarla ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu nedenle korku, heyecan veya mutluluk anlarında göğüs bölgesinde hissedilen değişikliklerin kaynağının aslında beyin olduğunu, kalbin ise bu duyguların bedendeki yansımalarının hissedildiği organlardan biri olduğunu söyledi.</p>

<p></p>

<p>Sezgiler aslında</p>

<p>deneyimlerin ürünü!</p>

<p></p>

<p>‘İçime doğdu’, ‘öyle hissettim’ gibi ifadelerin çoğu zaman gizemli görünse de sezgilerin büyük ölçüde beynin geçmiş deneyimlerinden beslendiğini aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Bir konuda yıllarca deneyim kazanan kişiler, farkında olmadan çok sayıda bilgiyi değerlendirerek hızlı karar verebiliyor. Bu nedenle sezgiler, çoğu zaman uzun yıllar boyunca edinilen bilgi ve deneyimlerin bilinç dışı değerlendirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Başarılı bilim insanlarının birçok keşfinin de yoğun düşünme ve gözlemin ardından gelişen bu sezgisel süreçlerle şekillendiği biliniyor.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Yapay zekâ düşünmeyi</p>

<p>kolaylaştırıyor, ancak insanın</p>

<p>yerini alamıyor!</p>

<p></p>

<p>Yapay zekânın, birçok bilgiye saniyeler içinde ulaşmayı sağlayarak hayatı kolaylaştırdığını, ancak her konuda hazır bilgiye ulaşmanın uzun vadede beynin düşünme ve problem çözme becerilerini daha az kullanmasına neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Eskiden insanların hesap yapmak için zihinsel işlem yapması gerekirken bugün aynı işlemler saniyeler içinde dijital araçlarla gerçekleştirilebiliyor. Benzer şekilde yapay zekâ da birçok bilişsel yükü üstlenmeye başladı.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte insan beynini diğer sistemlerden ayıran en önemli özelliğin empati kurabilmesi, sosyal ilişkiler geliştirebilmesi ve bilinç sahibi olması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Yapay zekâ verilen komutları işleyebilir ancak insanların niyetini, duygularını ve yaşam deneyimlerini insan gibi anlayamaz. Yapay zekâ sağlık, eğitim ve bilim başta olmak üzere birçok alanda önemli katkılar sağlayacak. Ancak etik kuralların oluşturulmaması durumunda yanlış yönlendirme, bilgi kirliliği ve manipülasyon gibi ciddi riskler de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Özellikle gençlerin yapay zekâ ile kurdukları ilişkinin sağlıklı sınırlar içinde kalması büyük önem taşıyor. Gerçek sosyal ilişkilerin yerini tamamen dijital iletişimin alması; yalnızlık, bağımlılık ve gerçeklik algısında bozulma gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle yapay zekâ karar verici değil, insanların işini kolaylaştıran bir yardımcı olarak kullanılmalı. Makineler insanlaşıyor, insanlar makineleşiyor, zeka ucuzladı karakter pahalandı. Karekter inşasına yatırım yapanlar kazanacak.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/22-temmuz/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor-1.jpg" type="image/jpeg" length="46824"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Omurga cerrahisindeki başarımız gururlandırıyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/omurga-cerrahisindeki-basarimiz-gururlandiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/omurga-cerrahisindeki-basarimiz-gururlandiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi, omurga cerrahisi alanındaki hizmet kapasitesini genişletmeye devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği'nde ileri düzey omurga deformitelerine yönelik cerrahi tedavilerin uygulanmaya başlanmasıyla birlikte, trafik kazasının ardından ağır omurga deformiteleri gelişen 13 yaşındaki bir hasta, üç aşamalı zorlu ameliyat sürecinin ardından sağlığına kavuştu.</p>

<p></p>

<p>Trafik Kazası Sonrası</p>

<p>Zorlu Mücadele</p>

<p></p>

<p>Küçük yaşta geçirdiği trafik kazası nedeniyle ciddi omurga sorunları yaşayan hastanın yapılan tetkiklerinde; omurga tümörü, omurga kırıkları, kırığa bağlı kamburluk, ileri derecede S tipi skolyoz ve omuriliği gerginleştiren bant dokusu tespit edildi. Aynı anda birden fazla ciddi rahatsızlığın bulunması nedeniyle hasta için kapsamlı bir cerrahi planlama yapıldı.</p>

<p></p>

<p>Üç Ayrı Operasyonla</p>

<p>Sağlığına Kavuştu</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği'nde görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Türkoğlu tarafından yürütülen tedavi sürecinde hasta, üç aşamalı cerrahi müdahaleden geçti.</p>

<p>İlk operasyonda omurgadaki tümör başarıyla çıkarıldı. İkinci ameliyatta omurga kanalındaki kemik çıkıntıları temizlenerek sinir dokusu üzerindeki baskı giderildi. Son operasyonda ise kırığa bağlı gelişen kamburluk ile ileri derecedeki S tipi skolyoz düzeltilirken, omuriliği geren bant dokusu da serbestleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başarıyla tamamlanan operasyonların ardından hastanın omurga yapısında belirgin düzelme sağlandığı, sağlık durumunun iyi olduğu ve tedavi sürecinin planlı şekilde devam ettiği öğrenildi.</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir</p>

<p>Hastanesi'nde İleri Düzey</p>

<p>Omurga Cerrahisi Hizmeti</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği'nde omurga cerrahisi alanındaki hizmet yelpazesinin genişletilmesiyle birlikte, ileri düzey omurga deformitelerine yönelik cerrahi tedaviler de başarıyla uygulanmaya başlandı. Böylece özellikli omurga cerrahisi gerektiren hastalar, Gaziantep Şehir Hastanesi bünyesinde de ileri tanı ve tedavi hizmetlerinden yararlanabiliyor.</p>

<p>Modern teknolojik altyapısı ve deneyimli cerrahi ekibiyle hizmet veren Gaziantep Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği; omurga tümörleri, skolyoz, kifoz ve diğer kompleks omurga deformitelerinin tedavisinde bölge halkına nitelikli ve kapsamlı sağlık hizmeti sunmayı sürdürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/omurga-cerrahisindeki-basarimiz-gururlandiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/22-temmuz/omurga-cerrahisindeki-basarimiz-gururlandiriyor4.jpeg" type="image/jpeg" length="55545"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sağlıklı yaşam, kolon kanseri riskini azaltıyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/saglikli-yasam-kolon-kanseri-riskini-azaltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/saglikli-yasam-kolon-kanseri-riskini-azaltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolon kanseri uzun yıllar boyunca ileri yaş hastalığı olarak bilinse de son yıllarda genç erişkinlerde görülen vakalardaki artış, tıp dünyasının en önemli gündemlerinden biri haline geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilimsel çalışmalar, özellikle 50 yaşın altındaki bireylerde görülen erken başlangıçlı kolorektal kanser vakalarının birçok ülkede yükseliş eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül, genç yaşta kolon kanserinin artık istisnai bir tablo olmaktan çıktığını belirterek, "Eskiden kolon kanseri denildiğinde akla daha çok 60 yaş üzeri bireyler gelirdi. Ancak bugün 30'lu ve 40'lı yaşlarda tanı alan hasta sayısında belirgin bir artış görüyoruz. Yaşın genç olması, hastalığın göz ardı edilmesine neden olmamalı." dedi.</p>

<p></p>

<p>Belirtiler hafife alınmamalı</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Mesut Gül, özellikle uzun süre devam eden bağırsak alışkanlıklarındaki değişikliklerin dikkate alınması gerektiğini ifade ederek şu uyarılarda bulundu: "Geçmeyen kabızlık veya ishal, dışkıda kan görülmesi, nedeni açıklanamayan kansızlık, sürekli karın ağrısı, kilo kaybı ve uzun süren şişkinlik gibi belirtiler mutlaka değerlendirilmelidir. Genç yaşta görüldüğü için bu şikâyetlerin hemoroid ya da beslenme kaynaklı olduğu düşünülerek ihmal edilmesi, tanının gecikmesine yol açabilir."</p>

<p></p>

<p>Kesin nedeni bilinmiyor</p>

<p></p>

<p>Erken yaşta kolon kanserindeki artışın tek bir nedene bağlanamadığını belirten Doç. Dr. Mesut Gül, beslenme alışkanlıkları, obezite, hareketsiz yaşam, işlenmiş gıda tüketimi, bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler ve genetik yatkınlık gibi birçok faktörün birlikte rol oynayabileceğinin düşünüldüğünü söyledi. Araştırmalar devam etse de kesin neden henüz net olarak ortaya konulmuş değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Erken tanı hayat kurtarıyor</p>

<p></p>

<p>Kolon kanserinin büyük oranda poliplerden geliştiğini hatırlatan Doç. Dr. Mesut Gül, tarama programlarının önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Kolonoskopi yalnızca kanseri teşhis eden bir yöntem değildir. Kanserleşme potansiyeli taşıyan poliplerin aynı işlem sırasında çıkarılabilmesi sayesinde hastalık oluşmadan da önlenebilir. Ailesinde kolon kanseri öyküsü bulunan bireylerin risk durumuna göre daha erken yaşlarda tarama yaptırmaları büyük önem taşıyor."</p>

<p></p>

<p>Sağlıklı yaşam riski azaltabilir</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Mesut Gül, kolon kanserini tamamen önlemenin mümkün olmasa da riskin azaltılabileceğini belirterek şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Düzenli fiziksel aktivite yapmak, ideal kiloyu korumak, liften zengin beslenmek, sebze ve meyve tüketimini artırmak, işlenmiş et tüketimini sınırlamak, sigara ve aşırı alkol kullanımından kaçınmak kolon sağlığını korumaya yardımcı olur. En önemlisi ise vücudun verdiği sinyalleri ciddiye almak ve şikâyetler devam ediyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaktır."</p>

<p>Doç. Dr. Mesut Gül, kolon kanserinin artık yalnızca ileri yaş hastalığı olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, genç bireylerde de farkındalığın artırılmasının erken tanı ve başarılı tedavi açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/saglikli-yasam-kolon-kanseri-riskini-azaltiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/22-temmuz/saglikli-yasam-kolon-kanseri-riskini-azaltiyor1.png" type="image/jpeg" length="99186"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Beyin sinyalleri yaklaşık 100 yıldır kaydediliyor!’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/beyin-sinyalleri-yaklasik-100-yildir-kaydediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/beyin-sinyalleri-yaklasik-100-yildir-kaydediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elon Musk'ın Neuralink projesiyle yeniden gündeme gelen beyin-bilgisayar arayüzleri akıllardaki soruları tazeledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Neuralink'in aslında yeni bir teknoloji icat etmediğini ifade eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beyin ile bilgisayar arasında iletişim kurma fikri onlarca yıldır bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bir alan.” dedi. Teknolojinin temel amacının felç, ALS ve omurilik yaralanması gibi nedenlerle hareket edemeyen hastaların düşünceleriyle cihazları kontrol edebilmesini sağlamak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, çiple yabancı dil öğrenmenin ya da insan beynini uzaktan kontrol etmenin bugünkü bilimsel bilgilerle mümkün olmadığına dikkat çekti. Yapay zekânın insan beynini kopyalayamayacağını da dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, bu alandaki yanlış algılara karşı bilimsel gerçeklere değindi.</p>

<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Neuralink projesiyle birlikte akıllara gelen sorular hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Elon Musk'ın Neuralink projesiyle birlikte beyin-bilgisayar arayüzlerinin yeniden dünyanın gündemine oturduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sosyal medyada sanki bu teknoloji ilk kez Neuralink ile ortaya çıkmış gibi bir algı oluştu. Oysa beyin ile bilgisayar arasında iletişim kurma fikri onlarca yıldır bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bir alan.” dedi.</p>

<p>Beynin, düşündüğümüz, hareket ettiğimiz, hissettiğimiz ya da karar verdiğimiz her an elektriksel sinyaller ürettiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarlacı, “Bu sinyaller 1920'li yıllardan beri EEG yöntemiyle kaydedilebiliyor. Ancak uzun yıllar boyunca bu karmaşık elektriksel aktivitenin içinden belirli bir hareketi veya niyeti temsil eden sinyalleri ayırt etmek mümkün değildi. 1970'li ve 1980'li yıllarda yapılan çalışmalarla birlikte, beynin belirli bölgelerindeki bazı sinir hücrelerinin belirli hareketlerle ilişkili olduğu ortaya kondu. Örneğin sağa bakma, sola bakma ya da kolu kaldırma isteği oluştuğunda beynin belirli bölgelerinde tekrar eden elektriksel desenler oluştuğu gösterildi. Böylece ilk kez ‘niyet’ ile ‘hareket’ arasındaki bağlantı bilimsel olarak çözümlenmeye başlandı.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzü, felçli</p>

<p>hastaların düşünceleriyle cihazları</p>

<p>kontrol etmesini amaçlıyor!</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzünün, beynin ürettiği elektriksel sinyallerin bilgisayar tarafından analiz edilerek bir cihaza komut vermesini sağlayan sistem olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu teknoloji özellikle, ALS hastaları, omurilik felci geçiren kişiler ile ‘locked-in sendromu’ gibi ağır felç tabloları yaşayan hastalar için geliştiriliyor.” dedi.</p>

<p>Amacın, kişinin hareket edemese bile yalnızca düşüncesini kullanarak dış dünyayla iletişim kurabilmesini sağlamak olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarlacı, “Örneğin hasta kolunu hareket ettiremese bile ‘bardağa uzanma’ niyeti beyninde oluşur. Bilgisayar bu sinyali tanır ve bir robot kolu hareket ettirerek bardağı hastanın ağzına götürebilir. Burada hareketi yapan robot olsa da komutu veren yine hastanın kendi beynidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Neuralink, beyin-bilgisayar</p>

<p>arayüzü teknolojisini</p>

<p>daha ileri taşıdı!</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisi hayvan deneylerinin 1970'li ve 1980'li yıllarda başladığını, 1990'lı yıllarda ise felçli hastalarda klinik uygulamalar yapılmaya başlandığını hatırlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “2004 yılında felçli bir hastanın yalnızca düşüncesiyle robot kol kullanarak bardaktan su içebilmesi bu alandaki önemli kilometre taşlarından biri oldu.” dedi.</p>

<p>Yaklaşık 20 yıl önce araştırmacıların, beyin sinyalleriyle bilgisayar fare imlecini hareket ettirmeyi başardığına değinen Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu yöntem daha sonra geliştirilerek insanların yalnızca düşünceleriyle bilgisayar ekranında yazı yazmaları ve e-posta göndermeleri mümkün hale geldi. Neuralink'in yaptığı en önemli katkı, tamamen yeni bir teknoloji geliştirmekten çok mevcut sistemi daha gelişmiş ve günlük kullanıma uygun hale getirmek oldu.</p>

<p>Eski sistemlerde beynin üzerine yerleştirilen elektrotlar kalın kablolarla dışarıdaki bilgisayarlara bağlanıyordu. Bu nedenle çalışmalar çoğunlukla laboratuvar ortamında yapılabiliyordu. Neuralink ise bu sistemi üç önemli noktada geliştirdi. Beyindeki veriler artık dışarıya kablo yerine kablosuz olarak aktarılabiliyor. Daha önce kullanılan sert elektrotlar yerine saç telinden bile ince ve esnek elektrotlar kullanılıyor. Bu yapı beynin doğal hareketlerine daha kolay uyum sağlıyor. Eski sistemlerde yüzlerce sinyal kaydedilebilirken, Neuralink binin üzerinde elektrottan aynı anda veri toplayabiliyor. Böylece beynin elektriksel faaliyetleri daha ayrıntılı analiz edilebiliyor. Bunlara ek olarak çipin yerleştirilmesi de özel geliştirilen cerrahi bir robot tarafından yüksek hassasiyetle gerçekleştiriliyor.”</p>

<p></p>

<p>Öğrenme, çiple aktarılabilecek</p>

<p>kadar basit bir süreç değil!</p>

<p></p>

<p>Toplumda en çok merak edilen konulardan birinin de ‘Bir gün beynimize çip takılarak yabancı dil öğrenebilecek miyiz?’ sorusu olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bugünkü bilimsel bilgiler bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Çünkü beynimiz bir bilgisayar gibi tek merkezden çalışan bir sistem değil.” dedi.</p>

<p>Bu konuyu örneklendiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bir gülü düşündüğümüzde, rengi beynin görme merkezlerinde, kokusu farklı bölgelerde, dokusu başka alanlarda, o güle ilişkin anılar ise hafızadan sorumlu bölgelerde işlenir. Yani tek bir düşünce bile beynin çok sayıda bölgesinin aynı anda çalışmasını gerektirir. Öğrenme de benzer şekilde beynin tamamına yayılan, geçmiş deneyimler, duygular ve yeni bilgilerle sürekli değişen dinamik bir süreçtir. Bu nedenle bugün sahip olduğumuz teknolojiyle bir bilgiyi doğrudan çiple beyne yüklemek mümkün görünmemektedir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>İnsan beynini tamamen</p>

<p>kopyalamak günümüz</p>

<p>teknolojisinin çok ötesinde!</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzleri konuşulurken yapay zekânın da sıkça gündeme geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, bu iki kavram birbirinden farklı olduğunu söyledi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Tarlacı, “Günümüzde ChatGPT, Gemini veya benzeri sistemler çoğunlukla büyük dil modelleri olarak çalışır. Çok büyük miktarda veriyi analiz ederek dil kalıplarını öğrenir ve buna uygun yanıt üretir. Ancak bunların insan beyni gibi bilinçleri, öznel deneyimleri ya da duyguları yoktur. Bilgisayarlar beynin yalnızca belirli hesaplama özelliklerini taklit edebilir. İnsan beyninin karmaşık çalışma biçimini bütünüyle kopyalamaları ise günümüz teknolojisinin çok ötesindedir.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Beyin çiplerinin amacı zihin</p>

<p>kontrolü değil, felçli hastalara</p>

<p>bağımsızlık kazandırmak!</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzlerinin temel amacının insanların düşüncelerini kontrol etmek ya da beyne bilgi yüklemek olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Asıl hedef felç, ALS, omurilik yaralanması veya benzeri nedenlerle hareket edemeyen kişilerin günlük yaşamlarını daha bağımsız sürdürebilmelerini sağlamaktır.” dedi.</p>

<p>Gelecekte bu teknoloji sayesinde hastaların yalnızca düşünceleriyle bilgisayar kullanabilmesi, yazı yazabilmesi, tekerlekli sandalyesini kontrol edebilmesi veya robotik yardımcı cihazları yönetebilmesinin mümkün olabileceğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ancak ‘çiple yabancı dil öğrenmek’, ‘insanların düşüncelerini değiştirmek’ ya da ‘beyni uzaktan kontrol etmek’ gibi iddialar bugünkü bilimsel bilgilerle desteklenmiyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/beyin-sinyalleri-yaklasik-100-yildir-kaydediliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/beyin-sinyalleri-yaklasik-100-yildir-kaydediliyor.jpg" type="image/jpeg" length="95510"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hacamat uygulaması hekim kontrolü ve steril ortamda yapılmalı’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/hacamat-uygulamasi-hekim-kontrolu-ve-steril-ortamda-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/hacamat-uygulamasi-hekim-kontrolu-ve-steril-ortamda-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamaları arasında yer alan hacamat, son yıllardan destekleyici tedavi yöntemi olarak ilgi görüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak uzmanlar, işlemin bilinçsizce yaptırılmasının sağlık açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Erhan Özfidan, hacamatın yalnızca uygun hastalarda, hekim değerlendirmesi sonrasında ve steril şartlarda uygulanması gerektiğini belirtti. Dr. Erhan Özfidan, "Hacamat, cilt üzerine yerleştirilen özel kupalarla vakum oluşturulduktan sonra yüzeysel cilt çizikleri aracılığıyla kontrollü şekilde uygulanan bir GETAT yöntemidir. Her hastaya uygun değildir ve mutlaka hekim muayenesi sonrasında planlanmalıdır." dedi.</p>

<p>Dr. Özfidan, hacamatın özellikle bazı kas-iskelet sistemi ağrıları, kronik ağrı yakınmaları ve uygun görülen bazı durumlarda destekleyici amaçla uygulanabildiğini, ancak tek başına tedavi yöntemi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Modern tıbbi tedavilerin yerine geçmediğini, gerektiğinde diğer tedavi yöntemleriyle birlikte planlandığını vurguladı.</p>

<p></p>

<p>Steril şartlar büyük önem taşıyor</p>

<p></p>

<p>Hacamat uygulamasında hijyen kurallarının vazgeçilmez olduğunu belirten Dr. Erhan Özfidan, tek kullanımlık malzemelerle ve steril ortamda gerçekleştirilmeyen işlemlerin enfeksiyon ve kanama gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Dr. Özfidan, "Kan sulandırıcı ilaç kullananlar, kanama bozukluğu bulunanlar, ileri derecede kansızlığı olanlar, aktif enfeksiyonu bulunanlar ve hekim tarafından uygun görülmeyen kişilerde hacamat uygulanmamalıdır. İşlem öncesinde hastanın sağlık durumu ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Hekim kontrolü ihmal edilmemeli</p>

<p></p>

<p>Hacamatın Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen kurallar çerçevesinde uygulanması gerektiğini belirten Dr. Erhan Özfidan, hastaların sağlıklarını riske atmamak adına yetkisiz kişiler tarafından yapılan uygulamalardan uzak durmaları gerektiğini söyledi. Dr. Özfidan, "Hacamat doğru endikasyonda, doğru hastaya ve uygun şartlarda uygulandığında destekleyici bir yöntem olabilir. Ancak en önemli nokta, işlemin mutlaka hekim kontrolünde ve bilimsel yaklaşım doğrultusunda gerçekleştirilmesidir" şekilde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/hacamat-uygulamasi-hekim-kontrolu-ve-steril-ortamda-yapilmali</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/hacamat-uygulamasi-hekim-kontrolu-ve-steril-ortamda-yapilmali.jpg" type="image/jpeg" length="97523"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Menopoz, omurganızı sizden önce yaşlandırıyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/menopoz-omurganizi-sizden-once-yaslandiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/menopoz-omurganizi-sizden-once-yaslandiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Menopoz sürecinin yalnızca hormonal değişikliklerle sınırlı olmadığını; kemik, kas ve omurga sağlığını da etkileyebildiğini belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Didem Sezgin Özcan, doğru planlanmış egzersizlerin ve güçlü sırt kaslarının omurga sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz sonrası dönemde bazı kadınlarda zaman içinde boy kaybı, omuzların öne doğru düşmesi ve postür değişiklikleri görülebileceğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Didem Sezgin Özcan, bu değişikliklerin yalnızca yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Özcan, "Menopozla birlikte kemik kaybı hızlanabilir. Ancak sorun yalnızca kemik mineral yoğunluğundaki azalma değildir. Yaşla birlikte omurlar arasındaki disklerde sıvı azalması, dejeneratif değişiklikler gelişmesi, omurga çevresindeki kasların ve özellikle sırt ekstansörlerinin zayıflaması, postürün bozulması ve bazen belirti vermeden gelişebilen küçük omurga çökme kırıkları da boy ve duruş değişikliklerine yol açabilir. Özellikle kısa sürede gelişen veya ölçümlerle doğrulanan belirgin boy kayıpları, osteoporoz ve sessiz omurga kırıkları açısından değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Aynadaki postür değişiklikleri</p>

<p>göz ardı edilmemeli"</p>

<p></p>

<p>Günlük yaşam sırasında fark edilen bazı değişikliklerin omurga sağlığı açısından uyarıcı olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Özcan, sözlerine şöyle devam etti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Duvara yaslanıldığında başın duvara rahatça temas etmemesi, omuzların öne doğru düşmesi, sırt bölgesindeki eğriliğin artması, uzun süre ayakta kalındığında sırt ağrısı oluşması veya kişinin eskiye göre daha çabuk yorulması değerlendirilmesi gereken bulgulardır. Eski kıyafetlerin boyunun değişmiş gibi hissedilmesi, üst raflara uzanmakta zorlanma veya günlük hareketlerde belirginleşen kısıtlılıklar da postür ve omurga fonksiyonlarındaki değişikliklere işaret edebilir. Bu bulgular tek başına osteoporoz ya da omurga kırığı tanısı koydurmaz; ancak ayrıntılı bir kas-iskelet sistemi değerlendirmesi yapılmasını gerektirebilir."</p>

<p></p>

<p>"Sadece dik durmak yetmez"</p>

<p></p>

<p>Aynı yaştaki kadınların kemik yoğunluğu, kas kuvveti, denge yeteneği ve omurga fonksiyonlarının birbirinden oldukça farklı olabileceğini belirten Özcan, fiziksel hareketsizliğin önemli ve değiştirilebilir bir risk faktörü olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Yetersiz fiziksel aktivite, direnç egzersizlerinin yapılmaması ve sırt kaslarının yeterince çalıştırılmaması, kas kuvvetindeki azalmayı hızlandırabilir ve postürün bozulmasına katkıda bulunabilir. Ancak bu değişiklikleri yalnızca hareketsizliğe bağlamak doğru değildir. Yaş, genetik yatkınlık, östrojen düzeylerindeki azalma, beslenme, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı, bazı ilaçlar ve kronik hastalıklar da kemik ve omurga sağlığını etkileyebilir. Bu nedenle yalnızca dik durmaya çalışmak yeterli değildir; dik durmayı sağlayan kasların güvenli ve düzenli biçimde güçlendirilmesi gerekir."</p>

<p></p>

<p>"Kişiye özel egzersiz</p>

<p>planı omurgayı korur"</p>

<p></p>

<p>Menopoz döneminde erken değerlendirme ve kişiye özel egzersiz programlarının önemine dikkat çeken Özcan, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Postür analizi, omurga hareketliliğinin değerlendirilmesi, kas kuvvet testleri ve denge ölçümleriyle mevcut sorunlar erken dönemde belirlenebilir. Kişinin yaşı, kemik sağlığı, eşlik eden hastalıkları ve fiziksel kapasitesi dikkate alınarak hazırlanacak egzersiz programlarında direnç egzersizlerine, sırt ekstansör kaslarını güçlendiren çalışmalara, denge eğitimine ve ağırlık taşıyan güvenli aktivitelere yer verilmelidir. Uygun hastalarda pilates ve diğer tedavi edici egzersiz yöntemlerinden de yararlanılabilir."</p>

<p></p>

<p>"Doğru egzersiz düşme</p>

<p>riskini azaltabilir"</p>

<p></p>

<p>Egzersizin osteoporoz tedavisinin alternatifi değil, önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Didem Sezgin Özcan, "Doğru planlanmış egzersiz; kas kuvvetinin, postürün, dengenin ve günlük yaşam fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlar. Düşme riskini azaltabilir ve kemik sağlığını destekleyebilir. Bununla birlikte osteoporozu veya yüksek kırık riski bulunan hastalarda gerekli ilaç tedavileri ihmal edilmemelidir. Kişinin risk faktörlerine göre kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve omurga kırığı değerlendirmesi planlanmalıdır. Düzenli egzersiz, yeterli kas kuvveti ve erken değerlendirmeyle menopoz sonrası dönemde omurga fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/menopoz-omurganizi-sizden-once-yaslandiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/menopoz-omurganizi-sizden-once-yaslandiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="63585"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Gizli kalp hastalığı, tek bir hastalık değil’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/gizli-kalp-hastaligi-tek-bir-hastalik-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/gizli-kalp-hastaligi-tek-bir-hastalik-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Merdivenleri eskisine göre daha yavaş çıkmak, günün sonunda daha çabuk yorulmak ya da kısa süreli kalp çarpıntıları yaşamak çoğu zaman önemsenmeyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kişiler günlük yaşam temposunu farkında olmadan düşürüyor; daha az yürüyor, asansörü daha sık kullanıyor veya yorucu işlerden kaçınmaya başlıyor. Böylece vücudun verdiği küçük sinyaller günlük hayatın içinde göz ardı edilerek alışılmış hale gelebiliyor. Oysa kalp hastalıklarının her zaman şiddetli göğüs ağrısı ya da belirgin nefes darlığı ile ortaya çıkmadığının bilinmesi gerekiyor. Kimi zaman kişi kendisini tamamen sağlıklı hissederken, kalp ve damarlarındaki sorunlar sessizce ilerleyebiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Onan, belirti vermeden ilerleyebilen kalp hastalıkları ve dikkat edilmesi gereken işaretler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Halk arasında kullanılan “gizli kalp hastalığı” ifadesi, tıpta tek bir hastalığın adı değildir. Bu tanım; belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyen veya verdiği küçük işaretler fark edilmediği için geç tanı alan kalp ve damar hastalıklarını ifade etmektedir. Kalbi besleyen damarlardaki daralmalar, bazı kalp kapak hastalıkları, ritim bozuklukları ve kalpten çıkan ana damardaki genişlemeler uzun süre sessiz seyredebilmektedir. Bazı kişilerde kalp hastalıkları, rutin muayene sırasında duyulan bir kalp sesiyle, tansiyon kontrolü sırasında, ameliyat öncesi yapılan değerlendirmelerde veya başka bir nedenle gerçekleştirilen görüntüleme tetkiklerinde tesadüfen saptanabilmektedir. Bu nedenle kişinin belirgin bir yakınmasının olmaması, kalbiyle ilgili herhangi bir sorun bulunmadığı anlamına gelmemektedir.</p>

<p></p>

<p>Kalp bazen küçük</p>

<p>değişikliklerle</p>

<p>sinyal veriyor</p>

<p></p>

<p>Kalp hastalıkları belirti verdiğinde bile bu işaretler her zaman kolay fark edilmeyebilir. Daha önce rahatlıkla yapılan bir yürüyüşte çabuk yorulmak, merdiven çıkarken kısa süreli nefes darlığı yaşamak, göğüste baskı veya huzursuzluk hissi, zaman zaman ortaya çıkan çarpıntılar, baş dönmesi ya da efor kapasitesinde azalma göz ardı edilebilmektedir. Bu değişiklikler çoğu zaman yaşa, yoğun çalışma temposuna, uykusuzluğa veya strese bağlanabilmektedir. Önemli olan tek bir yorgunluk anı değil, kişinin kendi normal yaşam düzenine göre ortaya çıkan değişimdir. Aynı mesafeyi yürümekte zorlanmak, günlük işleri daha sık mola vererek yapmak ya da daha önce sorun yaratmayan hareketlerden kaçınmaya başlamak, vücudun verdiği önemli uyarılar arasında yer alabilir. Bu belirtiler her zaman kalp hastalığı anlamına gelmese de, tekrarlamaları veya giderek belirginleşmeleri halinde mutlaka değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Her kalp hastalığı</p>

<p> farklı belirtilerle</p>

<p>ortaya ÇIkabiliyor</p>

<p></p>

<p>Kalbi besleyen damarlardaki daralmalar bazı kişilerde göğüs ağrısı yerine yalnızca efor sırasında çabuk yorulma şeklinde kendini gösterebilir. Kalp kapak hastalıkları nefes darlığı veya günlük aktivitelerde yavaşlama ile ortaya çıkabilirken, ritim bozuklukları aralıklı çarpıntılarla kendini belli edebilir. Kalpten çıkan ana damardaki genişlemeler ise çoğu zaman başka nedenlerle yapılan görüntülemelerde tesadüfen saptanabilmektedir. Bu nedenle kalp hastalıklarını düşündüren tek ve değişmez bir belirti yoktur. Kişinin risk faktörleriyle birlikte günlük yaşamındaki değişikliklerin de dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bu risk faktörleri varsa</p>

<p>daha dikkatli olun</p>

<p></p>

<p>Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunanlar, yüksek tansiyon, diyabet veya yüksek kolesterol sorunu yaşayanlar, sigara kullananlar ve hareketsiz bir yaşam sürenler kalp ve damar hastalıkları açısından daha yüksek risk taşımaktadır. Fazla kilo, ilerleyen yaş ve uzun süredir kontrol altında olmayan kronik sağlık sorunları da riski artırabilmektedir. Daha önce kalp hastalığı tanısı almış, kalp kapağında sorun olduğu söylenmiş, stent uygulanmış veya kalp ameliyatı geçirmiş kişilerin kendilerini iyi hissetseler bile önerilen kontrollerini aksatmaması büyük önem taşımaktadır. Çünkü bazı kalp hastalıklarında tedavi zamanı yalnızca şikâyetlere göre değil, kalbin yapısında ve çalışma düzeninde meydana gelen değişikliklere göre belirlenmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Kalp kontrolleri kişiye</p>

<p>özel planlanmalı</p>

<p></p>

<p>Kalp değerlendirmesi, herkese aynı şekilde uygulanan standart bir tetkik paketi olarak düşünülmemelidir. Kontroller; kişinin yaşı, şikâyetleri, aile öyküsü ve risk faktörleri dikkate alınarak planlanmalıdır. İlk değerlendirmede muayene, tansiyon ölçümü ve gerekli kan testleri yol gösterici olabilir. Gerektiğinde EKG ile kalbin ritmi, ekokardiyografi ile kalbin yapısı ve kapakları incelenebilir. Bulgular doğrultusunda efor testi, ritim holteri veya ileri görüntüleme yöntemleri de planlanabilmektedir. Herhangi bir şikâyeti olmayan herkese tüm testlerin yapılması doğru bir yaklaşım değildir. Asıl amaç, riskleri doğru belirlemek ve kişiye gerçekten gerekli olan incelemeleri doğru zamanda uygulamaktır. Böylece hem gereksiz tetkiklerden kaçınılabilir hem de önemli bir bulgunun gözden kaçma riski azaltılabilir.</p>

<p></p>

<p>Kendinizi iyi hissetseniz</p>

<p>bile kalp kontrollerinizi</p>

<p>ertelemeyin</p>

<p></p>

<p>Kalp hastalıklarında erken dönemde fark edilen değişiklikler, gerekli önlemlerin alınmasına ve tedavinin zamanında planlanmasına yardımcı olabilmektedir. Özellikle risk faktörü bulunan kişilerin hekimleri tarafından önerilen kontrol aralıklarına uyması büyük önem taşımaktadır. Yeni başlayan veya giderek artan nefes darlığı, efor sırasında ortaya çıkan göğüs rahatsızlığı, çarpıntı, bayılma ya da ayaklarda şişlik gibi belirtiler varsa değerlendirme ertelenmemelidir. Ani ve şiddetli göğüs ağrısı, aniden gelişen nefes darlığı, bayılma veya soğuk terlemeyle birlikte görülen belirgin rahatsızlık hissi ise acil tıbbi değerlendirme gerektirebilir. Kalbin verdiği işaretleri fark etmek için yalnızca ağrıya değil, günlük yaşamda ortaya çıkan küçük ancak kalıcı değişikliklere de dikkat edilmelidir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/gizli-kalp-hastaligi-tek-bir-hastalik-degil</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/gizli-kalp-hastaligi-tek-bir-hastalik-degil2.jpg" type="image/jpeg" length="76856"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yanlış oturma pozisyonu bel bölgesine binen yükü artırabilir’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/yanlis-oturma-pozisyonu-bel-bolgesine-binen-yuku-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/yanlis-oturma-pozisyonu-bel-bolgesine-binen-yuku-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz tatili için uzun yola çıkan milyonlarca kişi, trafik güvenliği kadar omurga sağlığına da dikkat etmeli.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerce aynı pozisyonda araç kullanmanın veya yolculuk etmenin bel ve boyun bölgesinde fark edilmeden gelişen sorunlara yol açabileceğini belirten Medical Point Gaziantep Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, alınacak basit önlemlerle ağrı ve sakatlanma riskinin önemli ölçüde azaltılabileceğini söyledi.</p>

<p>Uzun süre hareketsiz kalmanın omurgaya binen yükü artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, özellikle 3-4 saati aşan yolculuklarda bel çevresindeki kasların yorulduğunu, omurlar arasındaki diskler üzerindeki basıncın arttığını ve bunun yolculuk sonrasında bel ağrısı, kas spazmı ya da mevcut bel rahatsızlıklarının alevlenmesiyle sonuçlanabileceğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>Ağrı hemen başlamayabilir</p>

<p></p>

<p>Bel sorunlarının her zaman yolculuk sırasında ortaya çıkmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, "Pek çok kişi tatil yerine ulaştıktan bir ya da iki gün sonra belinde tutukluk, hareket kısıtlılığı veya ağrı hissetmeye başlıyor. Bunun nedeni, uzun süre aynı pozisyonda kalmaya bağlı olarak kasların ve bağ dokularının zorlanmasıdır. Özellikle bel fıtığı öyküsü bulunanlar, masa başı çalışanlar ve ileri yaş grubundaki kişiler daha dikkatli olmalıdır." dedi.</p>

<p></p>

<p>Sadece sürücüler değil</p>

<p>yolcular da risk altında</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Riskin yalnızca direksiyon başındaki sürücüler için geçerli olmadığını belirten Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, uzun süre arka koltukta ya da ön yolcu koltuğunda hareketsiz oturmanın da benzer sorunlara neden olabileceğini söyledi. "Yolculuk boyunca yanlış oturma pozisyonu, cüzdanın arka cepte taşınması, koltuğun gereğinden fazla geriye yatırılması veya uzun süre bacak bacak üstüne atılması bel bölgesine binen yükü artırabilir. Bu durum zamanla kas dengesini bozarak ağrıya zemin hazırlayabilir."</p>

<p></p>

<p>Her iki saatte bir mola verin</p>

<p></p>

<p>Uzun yolculuklarda düzenli molaların büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>Her 2 saatte bir en az 10-15 dakika araçtan inerek yürüyüş yapın.</p>

<p>Belinizi destekleyen uygun oturma pozisyonunu tercih edin.</p>

<p>Direksiyon veya koltuk mesafesini diz ve kalça eklemlerini zorlamayacak şekilde ayarlayın.</p>

<p>Yolculuk boyunca yeterli miktarda su tüketin.</p>

<p>Mola sırasında bel, kalça ve arka bacak kaslarını esneten basit egzersizler yapın.</p>

<p>Tatil yerine ulaştığınızda ağır valizleri ani hareketlerle kaldırmaktan kaçının.</p>

<p>Ağrı varsa ihmal etmeyin</p>

<p>Yolculuk sonrasında birkaç gün içinde geçmeyen bel ağrısı, bacağa yayılan uyuşma, karıncalanma veya kuvvet kaybı gibi şikâyetlerin dikkate alınması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, "Bu belirtiler basit bir kas yorgunluğunun ötesinde, altta yatan bir omurga probleminin işareti olabilir. Erken dönemde yapılacak fizik tedavi ve rehabilitasyon değerlendirmesi sayesinde hem ağrının kronikleşmesi önlenebilir hem de kişinin günlük yaşamına daha kısa sürede dönmesi sağlanabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yaz tatilinin keyfinin sağlık sorunlarıyla gölgelenmemesi için yolculuk planı kadar omurga sağlığının da planlanması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, "Küçük önlemlerle uzun yolculukların vücutta oluşturduğu yükü azaltmak mümkündür. Hareket etmeyi ihmal etmeyin; omurganız da tatilden sağlıklı dönsün." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/yanlis-oturma-pozisyonu-bel-bolgesine-binen-yuku-artirabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/yanlis-oturma-pozisyonu-bel-bolgesine-binen-yuku-artirabilir2.jpg" type="image/jpeg" length="27880"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Egzersiz, omurga romatizmasında önemli bir rol oynuyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/egzersiz-omurga-romatizmasinda-onemli-bir-rol-oynuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/egzersiz-omurga-romatizmasinda-onemli-bir-rol-oynuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, erken tanı ve kişiye özel planlanan bütüncül tedavi yaklaşımının hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Koca, "Özellikle genç erkeklerde görülen ve sabah saatlerinde belirginleşen bel ağrısı ile tutukluk, halk arasında ‘omurga romatizması' olarak bilinen ankilozan spondilitin en önemli erken belirtileri arasında yer alıyor" dedi.</p>

<p>Ankilozan spondilitin omurgayı ve leğen kemiği eklemlerini etkileyen kronik iltihaplı bir romatizmal hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Koca, hastalığın genellikle 20-40 yaş arasında başladığını ve erkeklerde daha sık görüldüğünü belirtti. Sabahları yarım saatten uzun süren tutukluk, dinlenmekle artan ancak hareket ettikçe azalan bel ağrısı, gece uykudan uyandıran ağrılar ve zamanla gelişen hareket kısıtlılığının hastalık açısından en önemli uyarı işaretleri olduğunu vurgulayan Koca, bu yakınmaların uzun süre devam etmesi halinde mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Bel ağrısının çoğu zaman kas zorlanması veya bel fıtığıyla karıştırılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Koca, tanıda yaşanan gecikmenin omurgada kalıcı hareket kısıtlılığına, duruş bozukluklarına ve günlük yaşam aktivitelerinde belirgin azalmaya yol açabileceğini söyledi. Erken dönemde başlanan tedavinin ise ağrının kontrol altına alınmasının yanı sıra omurga hareketliliğinin korunmasına ve hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasına önemli katkı sağladığını kaydetti.</p>

<p>Tedavinin yalnızca ilaç kullanımından ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Koca, düzenli egzersiz, fizik tedavi ve rehabilitasyonun yanı sıra hastaya özel planlanan bütüncül tedavi yaklaşımının da önemli olduğunu söyledi. Manuel terapi, akupunktur, nöralterapi ve ozon tedavisi gibi tamamlayıcı uygulamaların kişiye özel tedavi planına entegre edilebildiğini ifade eden Koca, yaşam tarzı düzenlemelerinin de tedavinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirtti.</p>

<p>Beslenmenin de tedavi sürecinde önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Prof. Dr. Koca, rafine şeker ve yüksek oranda işlenmiş gıdalardan uzak durulmasının, doğal ve dengeli beslenmenin benimsenmesinin, sebze, kaliteli protein ve sağlıklı yağlardan zengin bir beslenme düzeninin tercih edilmesinin genel sağlık ve inflamasyonun kontrolü açısından önem taşıdığını söyledi. Bağırsak sağlığını destekleyen beslenme alışkanlıklarının, ideal kilonun korunmasının, sigaranın bırakılmasının, düzenli uykunun ve stres yönetiminin bütüncül tedavi yaklaşımının önemli bileşenleri arasında yer aldığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Koca, "Sabah bel ağrısı ve tutukluğu çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa özellikle genç erkeklerde görülen, üç aydan uzun süren, dinlenmekle artan ve hareket ettikçe azalan bel ağrısı ankilozan spondilit açısından önemli bir uyarıdır. Erken tanı ve kişiye özel planlanan bütüncül tedavi sayesinde hastalar hem omurga hareketlerini koruyabilir hem de aktif ve kaliteli bir yaşam sürdürebilir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/egzersiz-omurga-romatizmasinda-onemli-bir-rol-oynuyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/egzersiz-omurga-romatizmasinda-onemli-bir-rol-oynuyorq.jpg" type="image/jpeg" length="75202"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘12 santimlik kısalık ve deformeyi başarıyla düzelttik’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/12-santimlik-kisalik-ve-deformeyi-basariyla-duzelttik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/12-santimlik-kisalik-ve-deformeyi-basariyla-duzelttik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep'in İslahiye ilçesinde sağ ayağında doğuştan kısalık ve deformite olan 65 yaşındaki hasta, ilçe devlet hastanesinde yapılan başarılı operasyonla sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ameliyat sonucunda bacağında bulanan 12 santimlik kısalık ve deformite düzeltilen hasta, doktorlar ve hemşirelere teşekkür etti.</p>

<p>Gaziantep'in İslahiye ilçesinde yaşayan ve doğuştan bacak kısalığı ve deformitesi bulunan 3 çocuk annesi 65 yaşındaki Sultan Kazak, 10 yaşında olduğu ameliyata rağmen sağlığına kavuşamadı. Yıllar boyunca pek çok hastaneye giden ve bacak kısalığı ile deformiteye bir türlü çözüm bulamayan Sultan Kazak, son olarak İslahiye Devlet Hastanesi'ne başvurdu. Hastanede, Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Celalettin Ölke tarafından muayene edilen Kazak'ın bacak uzatma ve deformite ameliyatı olmasına karar verildi.</p>

<p></p>

<p>Başarılı operasyonla yıllar</p>

<p>sonra sağlığına kavuştu</p>

<p></p>

<p>İslahiye Devlet Hastanesi'nde Op. Dr. Celalettin Ölke, anestezi doktoru Birsen Limon, hemşireler Sibel Tunç, Mehmet Emin Kaya, Erkan Kurtoğlu ve Ayşe Ateş ille tekniker Fatoş Çakmak'ın katılımıyla 9 Temmuz tarihinde başarılı bir ameliyat yapıldı. Ameliyat sonucunda bacakta bulanan 12 santimlik kısalık ve deformite düzeltildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Doktorlar, hemşireler</p>

<p>ve hastane çalışanlarına</p>

<p>teşekkür etti</p>

<p></p>

<p>Operasyonun ardından yıllar sonrası sağlığına kavuşan ve daha rahat yürümeye başlayan Sultan Kazak, doktorlar, hemşireler ve hastane çalışanlarına teşekkür etti. İha</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/12-santimlik-kisalik-ve-deformeyi-basariyla-duzelttik</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/20-temmuz/12-santimlik-kisalik-ve-deformeyi-basariyla-duzelttik2.jpg" type="image/jpeg" length="26908"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
