<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gaziantep İlk Haber</title>
    <link>https://www.gaziantepilkhaber.com</link>
    <description>Gaziantep Haberleri Gaziantep Son Dakika</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 13 Sep 2026 23:54:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Ağızdan nefes alma çene gelişimini olumsuz etkiler’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/agizdan-nefes-alma-cene-gelisimini-olumsuz-etkiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/agizdan-nefes-alma-cene-gelisimini-olumsuz-etkiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alerjik nezle ve astım gibi hastalıklar çocukların genel sağlığının yanı sıra ağız ve diş sağlığını da etkileyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağızdan nefes alıp vermeye bağlı oluşabilecek ağız kuruluğu ve uzun süre kullanılan bazı ilaçlar, özellikle diş çürüğü riski yüksek olan çocuklarda ağız ve diş sağlığı açısından önemli riskler oluşturabiliyor. Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, alerjik bünyeli çocukların ağız ve diş sağlığının yakından takip edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Çocukluk çağında sık görülen alerjik nezle ve alerjik astım, burundan nefes almayı zorlaştırarak çocuklarda ağızdan nefes alıp verme alışkanlığına yol açabiliyor. Buna bazı ilaçların ağız sağlığını riske sokabilecek içerik veya etkileri de eklendiğinde çürük riski artabiliyor. Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, süt dişlerinin daimi dişlere göre daha ince ve daha az mineral içeren bir mine yapısına sahip olduğunu belirterek, “Çürük yapıcı beslenme alışkanlıkları ve ağız hijyeninin sağlanmasındaki güçlüklere, düzenli kullanılan bazı ilaçların ağız içi etkileri de eklendiğinde, çocukların ağız ve diş sağlığı konusunda ebeveynlerin daha dikkatli olmasını gerektiriyor” dedi.</p>

<p></p>

<p>İnhaler İlaç Kullanan</p>

<p>Çocuklarda Ağız</p>

<p>Bakımına Dikkat</p>

<p></p>

<p>Astım tedavisinde kullanılan bazı inhaler ilaçların ağız kuruluğu ve ağız içi ortam üzerinde değişikliklere yol açabileceğini belirten Demir, bu etkilerin bazı çocuklarda çürük açısından ek risk oluşturabileceğini söyledi. Özellikle uzun süre inhaler ilaç kullanması gereken ve çürük riski yüksek çocuklarda koruyucu önlemlerin önem taşıdığını ifade eden Demir, “İnhaler ilaç kullanımından sonra ağız suyla çalkalanmalı; kullanılan ilacın özelliklerine göre diş fırçalama zamanlaması konusunda diş hekimi ve ilgili hekimin önerileri dikkate alınmalı.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Ağızdan nefes alıp vermenin yalnızca ağız kuruluğuna neden olmadığını, çocukların çene ve yüz gelişimini de etkileyebileceğini söyleyen Dt. Demir, “Ağız solunumu alışkanlığı çocuklarda dilin istirahat pozisyonundaki konumu etkileyerek, üst çene gelişiminde ve dişlerde kapanış ilişkilerinde değişikliklere zemin hazırlayabilir. Uzun süre devam eden ağız solunumunun estetik ve fonksiyonel problemlere yol açabileceğini vurgulamak gerekir” dedi.</p>

<p>Ağız kuruluğunun da çürük ve diş eti hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Demir, tükürüğün diş yüzeylerini temizleyerek çürüğe karşı koruyucu rol oynadığını, tükürük miktarındaki azalmanın ise ağız kokusu ve bazı ağız içi enfeksiyonların görülme riskini artırabileceğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Alerjik Çocuklar İçin</p>

<p>5 Önemli Öneri</p>

<p></p>

<p>Dt. Nurgül Demir, alerjik hastalığı bulunan çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için şu noktalara dikkat edilmesini önerdi:</p>

<p>İlaçların, özellikle şeker içeren formlarının, diş çürüğü riskini artırabileceği unutulmamalı.</p>

<p>İlaç kullanımından sonra ağız suyla çalkalanmalı ve diş fırçalama zamanlaması konusunda kullanılan ilacın özelliklerine göre diş hekiminin yönlendirmeleri dikkate alınmalı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk diş hekiminin önerisi doğrultusunda yaşa uygun flor içeren diş macunu kullanılmalı ve dişler günde en az iki kez ebeveyn kontrolünde fırçalanmalı.</p>

<p>Doktorun uygun gördüğü durumlarda mümkünse şekersiz ilaç seçenekleri tercih edilmeli.</p>

<p>Düzenli ilaç kullanan çocukların çocuk diş hekimi kontrolleri aksatılmamalı; çocuğun çürük risk durumu ve hijyen alışkanlıkları göz önünde bulundurularak rutin kontroller planlanmalı.</p>

<p>“Düzenli ilaç kullanımı olan veya alerjik hastalıkların ağız ve diş sağlığını etkileyebilecek belirtilerinin görülmeye başlandığı çocuklarda, düzenli diş hekimi kontrolleri, ileride oluşabilecek sorunların önlenmesinde büyük önem taşıyor. Koruyucu diş hekimliği özellikle küçük yaş grubundaki hastalarımızda bir adım öne çıkıyor.” diyen Demir, alerjik bünyeli çocuklarda genel sağlık ile ağız ve diş sağlığının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/agizdan-nefes-alma-cene-gelisimini-olumsuz-etkiler</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/12-eylul/agizdan-nefes-alma-cene-gelisimini-olumsuz-etkiler1.jpg" type="image/jpeg" length="85744"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tiroit kanseri sinsice ilerliyor!]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/tiroit-kanseri-sinsice-ilerliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/tiroit-kanseri-sinsice-ilerliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tiroit bezi hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla oluşan  tiroit kanserinin toplumda görülme sıklığı giderek artıyor. Öyle ki son veriler 40 yılda görülme oranının  3 kat arttığını ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu artışın nedenleri arasında sağlıksız beslenme, kanser yapıcı maddelere daha fazla maruz kalma ve  obezite gibi etkenler yer alsa da günümüzde şüpheli nodüllere erken tanı konulabilmesi de büyük rol oynuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek,  modern teknolojiler sayesinde tiroit kanserinin günümüzde erken dönemde tespit edilebildiğine ve ciddi sonuçlara yol açmadan tedavi edilebildiğine dikkat çekerek, “Erken tanı için özellikle ailesinde tiroit kanseri  öyküsü bulunan ve radyasyon tedavisi almış kişilerin, herhangi bir yakınmaları olmasa bile tarama amacıyla tiroit bezlerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.  Ayrıca tiroit nodülü bulunan kişilerin düzenli takiplerini aksatmamaları gerektiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, “Eğer nodüller yakın zamanda ultrasonografi ile değerlendirilmediyse hastalarımıza en kısa zamanda tetkiklerini planlamalarını önermekteyiz” diyor.</p>

<p></p>

<p>Boyundaki her şişlik kanser</p>

<p>anlamına gelmiyor, ancak…</p>

<p></p>

<p>Boynun ön kısmında, nefes borusunun hemen üzerinde yer alan kelebek şeklindeki tiroit bezi; metabolizmanın düzenlenmesinden kalp hızının ayarlanmasına ve vücut ısısının kontrolüne kadar çok sayıda yaşamsal işlevde rol oynayan hormonları üretiyor. Bu dokuda yer alan hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucunda tiroit kanseri gelişiyor. Aslında tiroit nodülleri toplumda oldukça yaygın görülüyor ve bunların yalnızca küçük bir bölümü kanser taşıyor.  Birçok alt tipi bulunan tiroit kanserinde en sık görülen ve daha yavaş seyreden papiller tip öne çıkıyor. Bunun dışında daha hızlı seyreden anaplastik tip daha ölümcül sonuçlara yol açabilse de papiller tip tiroit kanserine kıyasla çok daha nadir görülüyor. Tiroit bezindeki hormon üretmeyen hücrelerden kaynaklanan bir başka alt tipi de medüller tiroit kanseri olarak adlandırılıyor.</p>

<p></p>

<p>İyot eksikliğinden obeziteye…</p>

<p></p>

<p>Tiroit   kanseri erkeklere kıyasla kadınlarda 4 kat daha fazla görülüyor. Kadınlarda neden daha sık rastlandığına dair net bir bilgi bulunmamakla birlikte bazı hormonların ve otoimmün hastalıkların etkisi olduğu düşünülüyor.  Tiroit kanserinin tek bir sebebi olmamakla beraber, özellikle iyot eksikliği önemli bir etken olduğu için karalahana gibi iyot eksikliğine yol açabilecek sebzeleri fazla tüketmekten kaçınmak gerekiyor. Ayrıca sağlıksız beslenme, obezite ve tütün ürünlerinin kullanılması da tiroit kanseri riskini artırıyor. Doç. Dr. Mehmet Köstek, çocukluk çağında radyasyon tedavisi gören veya ailesinde tiroit kanseri ya da guatr öyküsü bulunan kişilerin de daha fazla risk altında olduğunu belirtiyor.</p>

<p></p>

<p>Erken dönemde belirti</p>

<p>vermeyebiliyor</p>

<p></p>

<p>Tiroit bezinin boyunda, kasların hemen altında yer alması nedeniyle kitle büyümeden dışarıdan fark edilmeyebiliyor veya çevre dokulara yayılmadan belirgin bir bulgu vermeyebiliyor. Bu nedenle hastalık, genellikle başka sebeplerle yapılan incelemelerde veya check-up için başvuran hastalarda tesadüfen teşhis ediliyor.   Kanser ilerledikçe hastalar boyunda şişlik, seste çatallanma veya kısıklık gibi ses şikayetleri, nefes darlığı, yutkunma güçlüğü ve boyunda baskı hissi gibi sorunlarla hekime başvurabiliyor. Doç. Dr. Mehmet Köstek, ancak bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra tedavi sürecinin zorlaştığını ifade ederek, “Dolayısıyla ileri aşamaya gelmeden önce şüpheli nodüllerin erken dönemde saptanması ve tedavi edilmesi büyük önem taşımaktadır” diye konuşuyor.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanıda biyopsi kritik rol oynuyor</p>

<p></p>

<p>Tiroit nodülünün kötü huylu olup olmadığının belirlenmesinde biyopsi işlemi kritik bir rol oynuyor. Hekiminiz, tiroit ultrasonunda şüpheli tiroit nodülleri tespit ederse, belirli risk bulgularını taşımanız halinde biyopsi planlıyor. Biyopsi sonucunda kanserle uyumlu tanı konulursa kötü huylu dokunun vücuda yayılmadan önce çıkarılması için cerrahi tedavinin planlanması aşamasına geçiliyor.</p>

<p></p>

<p>Ömür boyu ilaç kullanmaya</p>

<p>gerek kalmayabiliyor</p>

<p></p>

<p>Tüm kanser türlerinde olduğu gibi tiroit kanserinde de erken tanı  ve tedavinin yaşamsal önem taşıdığını anlatan Doç. Dr. Mehmet Köstek,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Erken tanı konulan tiroit kanserinde yalnızca tiroit bezinin bir tarafının alınması yeterli olabilmekte ve bu sayede hastaların ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacı ortadan kalkabilmektedir. Ameliyat sonrasında ‘atom tedavisi’ olarak bilinen radyoaktif iyot tedavisine duyulan gereksinim de önemli ölçüde azalmaktadır.  İleri evrede ise tiroit bezinin alınmasıyla birlikte lenf bezlerinin de çıkarılması gerekebilmektedir. Bu ameliyatlar çok daha uzun süren ve komplikasyon riski daha yüksek olan ameliyatlardır. Ayrıca ileri evre tiroit kanserinde ömür boyu tiroit ilacı kullanmaya ihtiyaç duyulmaktadır.”</p>

<p></p>

<p>Cerrahi yöntemde başarı</p>

<p>oranı oldukça yüksek</p>

<p></p>

<p>Erken tanı konulan tiroit kanserinde cerrahi yöntem tedavinin ilk ve önemli basamağını oluşturuyor.  Günümüzde tiroit kanseri cerrahisinden son derece başarılı sonuçlar elde ediliyor ve hastaların yaşam süreleri etkilenmeden hayatlarına devam etmeleri sağlanabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, ameliyatın boynun ön kısmında yaklaşık dört santimetrelik bir kesiden gerçekleştirildiğini anlatarak, “Hastalarımız ertesi gün taburcu edilmekte ve 3-4 gün içerisinde normal yaşamlarına dönebilmektedir. Deneyimli cerrahlar tarafından, uygun cerrahi teknikle gerçekleştirilen operasyon sonrası komplikasyon riski ise çok düşüktür” bilgisini verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/tiroit-kanseri-sinsice-ilerliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/12-eylul/tiroit-kanseri-sinsice-ilerliyor.jpg" type="image/jpeg" length="77824"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Zihinsel aktivitelerde çeşitlilik önem taşıyor!‘]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/zihinsel-aktivitelerde-cesitlilik-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/zihinsel-aktivitelerde-cesitlilik-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin egzersizlerinin tek başına Alzheimer’a karşı koruma sağlamadığını belirten a dikkat çeken uzmanlar, farklı zihinsel aktivitelerin dikkat, hafıza, dil ve planlama gibi farklı becerileri çalıştırdığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Herkes için tek bir ‘en iyi beyin egzersizi’ olmadığına işaret eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Kısa sürelerle başlayıp alıştıkça ilerlemek daha sürdürülebilirdir. Hata yapmak normaldir; amaç kendimizi sınava sokmak değil, öğrenmeyi sürdürmektir.” dedi. Beyni zorlayan ancak kişiyi bunaltmayan etkinliklerin daha uygun olduğunu ifade eden Prof. Dr. Metin, bulmacalarda başarılı olmanın tüm zihinsel becerilerin geliştiği anlamına gelmediğini vurguladı. Özellikle yeni başlayan veya günlük yaşamı etkileyen unutkanlıkların yalnızca bulmacalarla çözülmeye çalışılmaması gerektiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Metin, beyin sağlığını desteklemek için zihinsel aktivitelerin yanı sıra düzenli hareket, sosyal ilişkiler ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının da önemli olduğunu aktardı.</p>

<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, zihinsel aktivitelerin beynin bilişsel becerilerine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Farklı zihinsel aktiviteler</p>

<p>farklı becerileri çalıştırır! </p>

<p></p>

<p>Her zihinsel aktivitenin beyni aynı şekilde çalıştırmadığını ifade eden Prof. Dr. Barış Metin, “Beynimiz tek bir beceriden oluşmuyor; dikkat, hafıza, dil ve planlama gibi farklı yeteneklerimiz var.” dedi.</p>

<p>Kelime bulmacasının daha çok bildiğimiz sözcükleri hatırlamayı, sudokunun ise mantık yürütmeyi ve olasılıkları takip etmeyi gerektirdiğini aktaran Prof. Dr. Metin, “Yeni bir yemek tarifini uygulamak bile dikkat, hafıza ve planlamayı birlikte kullanır. Burada önemli bir ayrım var; bir bulmacada ustalaşmak, bütün zihinsel becerilerimizin aynı ölçüde geliştiği anlamına gelmez. Bu nedenle zihinsel hayatımızın tek bir etkinlikten ibaret olmaması yararlıdır. Çok alıştığımız bir bulmacayı zamanla daha otomatik çözeriz. Yeni bir beceri öğrenirken ise yeni bilgileri akılda tutmamız, hata yaptığımızda yöntem değiştirmemiz ve dikkat göstermemiz gerekir. Sosyal ortamlarda da konuşmayı takip eder, insanları tanır ve farklı bakış açılarına uyum sağlarız. Yalnızca yeni insanlarla tanışmak değil, mevcut ilişkileri canlı tutmak da değerlidir. Sevdiğiniz bulmacayı bırakmanız gerekmez; yanına yeni öğrenmeler ve sosyal etkinlikler ekleyebilirsiniz.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Uğraştıran ama ilerlenebilen</p>

<p>etkinlikler iyi bir ölçü olabilir!</p>

<p></p>

<p>Beyni zorlayan ama kişiyi bunaltmayan aktivitelerin nasıl seçilebileceğine değinen Prof. Dr. Metin, “Uğraştıran ama ilerlenebilen etkinlikler iyi bir ölçü olabilir. Etkinlik hiç düşünmeden yapılıyorsa zorluk artırılabilir. Sürekli başarısızlık hissi yaratıyorsa daha küçük adımlara bölünebilir.” dedi.</p>

<p>Yeni bir dil öğrenirken uzun metinler ezberlemek yerine birkaç ifadeyi öğrenip kısa bir konuşmada kullanmakla başlanabileceği örneğini veren Prof. Dr. Metin, “Kısa sürelerle başlayıp alıştıkça ilerlemek daha sürdürülebilirdir. Hata yapmak normaldir; amaç kendimizi sınava sokmak değil, öğrenmeyi sürdürmektir. Kişinin ilgisi, eğitim düzeyi, görme ve işitme durumu da seçimi etkilemelidir. Bu konuda özellikle demans hastası yakınlarımız açısından dikkatli olmalıyız. Bazen yapılan egzersizler demans hastaları için aşırı zor ve yorucu olabiliyor. Egzersizleri seçerken nöroloji uzmanı veya bu konuda uzman bir psikoloğa danışılması önerilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Herkes için tek bir ‘en</p>

<p>iyi beyin egzersizi’ yok!</p>

<p></p>

<p>Farklı etkinliklerin farklı becerileri birlikte kullandığına işaret eden Prof. Dr. Barış Metin, şunları söyledi:</p>

<p>“Kitap okumak; dili anlama, dikkati sürdürme ve olaylar arasında bağlantı kurmayı gerektirir. Okuduğunu anlatmak veya tartışmak etkinliği zenginleştirir. Enstrüman çalmak; dinleme, ritim, hafıza ve el hareketlerini birlikte yönetmeyi gerektirir. Müzik dinlemekle enstrüman öğrenmek aynı zihinsel görev değildir. Yeni bir dil öğrenmek; yeni sözcükleri hatırlamayı, sesleri ayırt etmeyi ve uygun ifadeyi seçmeyi gerektirir. Dans etmek; hareket sırasını hatırlama, ritim ve koordinasyonu birleştirir, ayrıca fiziksel ve sosyal yönleri vardır. El becerileri; örgü, seramik veya ahşap işleri gibi uğraşlar dikkat, planlama ve el-göz koordinasyonunu kullanır.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu ve benzeri aktiviteler beynin farklı işlevlerini ve görece olarak farklı bölgelerini çalıştırır. Herkes için tek bir ‘en iyi beyin egzersizi’ yoktur. Kişinin zevk alarak ve aşırı zorlanmadan yapacağı zihinsel aktiviteyi seçmek gerekir.”</p>

<p></p>

<p>Önemli olan günlük</p>

<p>yaşamı kolaylaştırmak!</p>

<p></p>

<p>Yapılan aktivitenin etkili olabilmesi için kişinin zorlandığı alanları hedeflemenin gerekli olmadığını kaydeden Prof. Dr. Metin, “Sağlıklı bir kişi için çeşitli, ilgi çekici ve sürdürülebilir etkinlikler iyi bir başlangıçtır. Belirgin bir dikkat veya hafıza sorunu varsa, önce sorunun niteliğini anlamak ve çalışmaları buna göre düzenlemek daha anlamlıdır.” dedi.</p>

<p>Önemli olanın yalnızca oyundaki puanı yükseltmek değil, günlük yaşamı kolaylaştırmak olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Metin, “Randevularını unutan biri için bilgiyi düzenleme ve takvim kullanma alışkanlığı da değerlidir. Yeni başlayan, giderek artan veya günlük işleri aksatan unutkanlığı yalnızca bulmacayla çözmeye çalışmamak gerekir. Özellikle yaşlı bireyler ve demans hastaları için hayal kırıklığı yaratan ve aşırı zorlayıcı aktivitelerden kaçınmak önemlidir.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Beyin egzersizleri Alzheimer’a</p>

<p>karşı garanti değil!</p>

<p></p>

<p>‘Beyin egzersizi yapıyorum, dolayısıyla Alzheimer olmam’ düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Barış Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Beyin egzersizi Alzheimer’a karşı garanti değildir. Bazı yapılandırılmış bilişsel eğitimler için umut verici sonuçlar olsa da bunları her bulmacaya, uygulamaya veya hobiye genelleyemeyiz. Bir etkinlikte daha iyi olmakla Alzheimer hastalığını önlemek aynı şey değil.</p>

<p>Zihinsel etkinlikler, beyin sağlığını destekleyen yaşamın bir parçasıdır. Düzenli hareket, sosyal ilişkiler, sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma ve tansiyon, kan şekeri, kolesterol kontrolü de önemlidir. Risk azaltılabilir ama sıfırlanamaz; Alzheimer gelişmesi kişinin yeterince okumadığı veya bulmaca çözmediği anlamına gelmez.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/zihinsel-aktivitelerde-cesitlilik-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/12-eylul/zihinsel-aktivitelerde-cesitlilik-onem-tasiyor2.jpg" type="image/jpeg" length="60673"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yutulabilir mide balonuyla obezite mücadele kolaylaşıyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/yutulabilir-mide-balonuyla-obezite-mucadele-kolaylasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/yutulabilir-mide-balonuyla-obezite-mucadele-kolaylasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezite tedavisinde cerrahi yöntemlere alternatif olarak değerlendirilen yutulabilir mide balonu, ameliyat olmak istemeyen veya cerrahi dışı bir seçenek arayan hastalar için öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi, Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy, yöntemin en önemli avantajlarından birinin cerrahi işlem ve anestezi gerektirmeden uygulanabilmesi olduğunu belirterek, uygun hastalarda kilo verme sürecine destek sağlayabildiğini söyledi.</p>

<p>Obezitenin günümüzde önemli bir sağlık problemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy, kilo verme konusunda yalnızca cerrahi yöntemlerin bulunmadığını, hastanın özelliklerine göre farklı tedavi seçeneklerinin değerlendirilebildiğini kaydetti.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Ameliyat ve anestezi</p>

<p>gerektirmemesi önemli</p>

<p>bir avantaj”</p>

<p></p>

<p>Yutulabilir mide balonunun özellikle cerrahi müdahaleden çekinen hastalar açısından konforlu bir seçenek olabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy, uygulama sürecinin hastaya göre planlandığını söyledi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy, “Yutulabilir mide balonunun önemli özelliklerinden biri, cerrahi bir operasyon gerektirmeden uygulanabilmesidir. Hastanın bir kapsül şeklindeki balonu yutmasının ardından gerekli kontroller gerçekleştirilir ve uygunluk değerlendirmesi yapılır. Bu durum, ameliyat veya anestezi konusunda endişe yaşayan hastalar açısından önemli bir konfor sağlayabilir” dedi.</p>

<p></p>

<p>“Günlük yaşama dönüş açısından</p>

<p>avantaj sağlayabiliyor”</p>

<p></p>

<p>Cerrahi işlem gerektirmeyen uygulamaların hastalar tarafından daha kolay kabul edilebildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy, yutulabilir mide balonunun da bu yönüyle ilgi gördüğünü ifade etti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy, “Hastalarımızın önemli bir bölümü kilo vermek istiyor ancak ameliyat ve anestezi konusunda çekinceleri olabiliyor. Yutulabilir mide balonu, uygun hastalarda cerrahi işlem gerektirmemesi nedeniyle bu açıdan farklı bir seçenek sunuyor. Uygulama sonrasında hastanın durumuna göre günlük yaşamına dönüş süreci planlanıyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Mide içerisinde hacim</p>

<p>oluşturarak tokluk hissine</p>

<p>destek oluyor”</p>

<p></p>

<p>Yutulabilir mide balonunun çalışma prensibi hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy, balonun mide içerisinde hacim oluşturarak daha erken tokluk hissedilmesine yardımcı olmayı amaçladığını belirtti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy, “Balon mide içerisinde yer kaplayarak hastanın daha erken doygunluk hissetmesine ve porsiyonlarını kontrol etmesine destek olmayı amaçlıyor. Ancak burada önemli olan nokta, balonun tek başına bir çözüm olarak görülmemesi. Hastanın beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi ve tedavi sürecine uyum göstermesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/yutulabilir-mide-balonuyla-obezite-mucadele-kolaylasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/11-eylul/yutulabilir-mide-balonuyla-obezite-mucadele-kolaylasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="82361"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yumurtalık kanserinin belirtileri sindirim sistemi şikayetlerine benzer’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/yumurtalik-kanserinin-belirtileri-sindirim-sistemi-sikayetlerine-benzer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/yumurtalik-kanserinin-belirtileri-sindirim-sistemi-sikayetlerine-benzer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın kanserleri her zaman belirgin bir şikayetle ortaya çıkmayıp, sinsice ilerleyebiliyor.  Bazen vücudun verdiği küçük bir sinyal, günlük hayatın yoğunluğu içinde yorgunluk, stres, hormonal değişimler ya da basit bir rahatsızlık olarak değerlendirilebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak dikkat! Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, “Bazı belirtilerin alışılmışın dışında olması, tekrarlaması, giderek artması veya iki haftadan uzun sürmesi mutlaka dikkate alınmalı ve zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır. Çünkü olası bir kanser başlangıcı için iki hafta bile tedavinin seyrini değiştirebiliyor” diyor.</p>

<p>Özellikle rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanserlerinde görülebilen bazı değişikliklerin mutlaka kanser olduğu anlamına gelmediğini, ancak vücudun normal düzeninde ortaya çıkan ve geçmeyen nedenlerin araştırılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Yassa,</p>

<p>"Jinekolojik kanserlerde en büyük fark, tanının hangi evrede konduğuyla belirleniyor. Örneğin; rahim kanseri erken evrede yakalandığında beş yıllık sağ kalım yüzde 90'ın üzerinde. Aynı hastalık ileri evrede yakalandığında bu oran keskin biçimde düşüyor. Erken evre demek, çoğu zaman daha küçük bir ameliyat, daha az ek tedavi ve daha hızlı toparlanma demek" diye konuşuyor.</p>

<p>Doç. Dr. Murat Yassa kadın kanserlerinde 5 erken uyarı işaretini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Menopoz sonrası kanama</p>

<p>veya adet dışı kanama</p>

<p></p>

<p>Menopoza girdikten sonra görülen her kanama, miktarı ne olursa olsun, muayene gerektirir. Rahim kanseri tanısı alan kadınların yaklaşık yüzde 90'ında ilk belirti menopoz sonrası kanamadır. Menopoz sonrası kanama yaşayan kadınların ise yaklaşık yüzde 9'unda rahim kanseri saptanır. Menopoz öncesinde geçiş dönemindeki adetler arasında kanama, alışılmadık şekilde uzayan veya yoğun ve şiddetli kanamalar da aynı şekilde değerlendirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Geçmeyen şişkinlik</p>

<p>ve çabuk doyma</p>

<p></p>

<p>Yumurtalık kanserinin erken belirtileri sindirim sistemi şikayetlerine benzer. Karında sürekli şişkinlik, az yemekle doyma, kıyafetlerin bel bölgesinde daralması ve karında dolgunluk hissi bunların başında gelir. Bu şikayetler yeni başladıysa, neredeyse her gün tekrarlıyorsa ve birkaç haftadır sürüyorsa kadın hastalıkları muayenesi de gerekir. Doç. Dr. Murat Yassa “Hastaların önemli bir kısmı aylarca hazımsızlık ilacı kullanıp kadın doğum uzmanına en son geliyor. Şişkinlik geçmiyorsa mutlaka yumurtalıklar da değerlendirilmelidir” diyor.</p>

<p></p>

<p>Cinsel ilişki sonrası kanama</p>

<p>ve olağandışı akıntı</p>

<p></p>

<p>İlişki sonrası kanama, kanlı veya kötü kokulu akıntı rahim ağzı kanserinin erken dönem belirtileri arasındadır. Rahim ağzı kanseri, yıllar süren öncü lezyon döneminde tarama testleriyle yakalanabildiği için önlenebilir kanserler arasında sayılır. Türkiye'de 30 ile 65 yaş arasındaki kadınlara beş yılda bir HPV testi ulusal tarama programı kapsamında ücretsiz sunulmaktadır. HPV aşısı da rahim ağzı kanserine karşı etkili koruma sağlar.</p>

<p></p>

<p>Sürekli kasık ağrısı, sık</p>

<p>idrara çıkma ve bağırsak</p>

<p>alışkanlığında değişiklik</p>

<p></p>

<p>Kasıkta veya alt karında geçmeyen ağrı ya da baskı hissi, yeni başlayan sık idrara çıkma isteği ve nedeni bulunamayan kabızlık, yumurtalık ve rahim kanserlerinde görülebilen belirtilerdir. Bu şikayetler tek başına çoğu zaman iyi huylu nedenlere bağlıdır. Yeni başlamışsa, giderek artıyorsa ve birden fazlası bir arada görülüyorsa ayrıntılı değerlendirme gerekir.</p>

<p></p>

<p>Dış genital bölgede</p>

<p>geçmeyen kaşıntı, yara</p>

<p>veya renk değişikliği</p>

<p></p>

<p>Vulva kanseri daha nadir görülür, ancak belirtileri uzun süre mantar enfeksiyonu sanılarak ihmal edilir. Haftalarca süren kaşıntı, iyileşmeyen genital yaralar, kalınlaşmış veya renk değiştirmiş cilt alanı ve yeni beliren kabarıklık muayene edilmelidir. Kremle geçmeyen kaşıntıda biyopsi kararı erken verilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Belirti yokken de tarama şart!</p>

<p></p>

<p>Yumurtalık ve rahim kanserleri için toplum genelinde uygulanan bir tarama testi bulunmadığından dolayı, belirtilerini bilmek ve düzenli jinekolojik muayeneye gitmek erken tanı için kritik önem taşıyor. Doç. Dr. Murat Yassa, normalin üstünde kilolu olan ve/veya polikistik over sendromu olanlarda da rahim kanseri riskinin ciddi şekilde arttığını, bu nedenle daha sık takip edilmeleri gerektiğini söylüyor. Ailesinde meme, yumurtalık, rahim veya bağırsak kanseri öyküsü olan kadınlar için kalıtsal risk değerlendirmesi ve daha yakın izlem gerekebiliyor. Şikayetlere, açıklanamayan kilo kaybı ve sürekli yorgunluk da eşlik ediyorsa gecikmeden hekime başvurmak büyük önem taşıyor.</p>

<p></p>

<p>Erken tanı, daha küçük ameliyat</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Murat Yassa, rahim ve yumurtalık kanserlerinde tedavinin temelinin cerrahi olduğunu ve erken evrede yapılan ameliyatın genellikle daha sınırlı kaldığnı belirterek şöyle konuşuyor: “Erken evrede yakalanan rahim kanseri olgularının uygun olanlarında ameliyatı karında kesi açmadan, vajinal laparoskopiyle (vNOTES) tam kapalı izsiz cerrahi yapabiliyoruz. Bu hastalar çoğunlukla ertesi gün eve dönüyor ve daha az ağrı yaşıyor. Ancak bu seçeneğin kapısını açan şey hastalığın erken evrede yakalanmış olması. Belirtiyi erteleyen hasta, hem tedavi şansını hem de daha az zorlayıcı tedavi seçeneklerini kaybediyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/yumurtalik-kanserinin-belirtileri-sindirim-sistemi-sikayetlerine-benzer</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/11-eylul/yumurtalik-kanserinin-belirtileri-sindirim-sistemi-sikayetlerine-benzer.jpg" type="image/jpeg" length="61144"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okul stresi diş gıcırdatmayı tetikleyebilir!]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/okul-stresi-dis-gicirdatmayi-tetikleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/okul-stresi-dis-gicirdatmayi-tetikleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş sıkma ve gıcırdatmanın çocuklarda da görülebildiğini belirten uzmanlar, yalnızca dişleri değil, yaşam kalitesini de olumsuz etkileyebildiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bruksizmin stres, psikolojik sorunlar ve çeşitli dişsel ya da sistemik nedenlerle ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Okulların açılmasıyla birlikte çocukların günlük rutinlerinde ve sosyal çevrelerinde meydana gelen değişiklikler de stres kaynağı olabilir.” dedi. Tedavi edilmeyen bruksizmin dişlerde aşınma ve çürüklere, uyku sorunlarına ve çene ekleminde problemlere yol açabileceğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Üçem, ebeveynlerin çocukların uyku sırasında diş gıcırdatıp gıcırdatmadığını takip etmelerini önerdi.</p>

<p>Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülebilen bruksizmin nedenleri, özellikle okul döneminde stresle ilişkisi, yol açabileceği sorunlar ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Diş sıkma sorunu, çocukların</p>

<p>da yaşam kalitesini düşürebilir!</p>

<p></p>

<p>Bilinçsizce diş sıkma veya gıcırdatma olarak bilinen bruksizm tipik olarak stresle bağdaştırıldığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Yetişkin nüfusun yüzde 20’si gün içinde farkında olmadan dişlerini sıktığını bildiriyor. Ancak bruksizm sadece yetişkinlerin karşılaştığı bir sorun değil.” dedi.</p>

<p>Çocukluk çağında da diş sıkmanın görüldüğünü kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Üçem, “Bu durum başka hastalıkların da habercisi olabilir. Hızla tedavi edilmeyen diş sıkma sorununun, çocukların yaşam kalitesini düşürdüğünü söyleyebiliriz.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Diş gıcırdatması ve diş sıkma</p>

<p>tedavi edilmediğinde ciddi</p>

<p>sonuçlar ortaya çıkabiliyor!</p>

<p></p>

<p>Özellikle çocuklarda görülen bruksizmin ve diş gıcırdatma durumunun her 100 çocuktan 25’inde görülebildiğine dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Üçem, “Çocuklarda bruksizm ile uyku halinde veya uyanıkken olmak üzere iki şekilde karşılaşılabiliyor. İki durumun da sebepleri stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk olarak biliniyor. Diş gıcırdatması ve diş sıkma tedavi edilmediğinde ise ciddi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Tedavinin temelinde ise diş sıkan kişinin karşılaştığı sorunun psikolog gözetiminde giderilmesi yatıyor.” dedi.</p>

<p>Çocuklardaki bruksizmin ortalama 12 yaşından sonra görülme sıklığının azaldığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Üçem, “Genellikle ebeveynler çocukların uykularında dişlerini gıcırdattıklarını ve sesten dolayı fark ettiklerini ifade ederler. Çocuklarda bruksizm nedenleri arasında duygusal ve psikolojik stresin yanı sıra, lokal ve sistemik pek çok neden bulunabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma, her yaşta ortaya çıkabilen genellikle uyku sırasında, dişleri bilinçsizce sıkarak yapılan bir eylem. Normal olmayan bu durum, oldukça rahatsız edici bir sesin duyulmasıyla ortaya çıkar. Genellikle bu alışkanlık, kişinin kendisi tarafından pek algılanmaz. Ancak aileler, çocukların uyku sırasında dişlerini gıcırdattığını rahatça fark edebilir. Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı gündüz saatlerinde, gece uykuda veya hem gece hem gündüz ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Okulların açılmasıyla birlikte</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>yaşanan stres, gece diş sıkma</p>

<p>şeklinde kendini gösterebilir!</p>

<p></p>

<p>Çocuklarda bruksizmi tetikleyebilecek durumlara değinen Dr. Öğretim Üyesi Üçem, şunları söyledi:</p>

<p>“Özellikle dişlerin değişme dönemlerinde, çok miktarda diş çürüğü oluştuğunda ve yapılmış olan dolgu gibi restorasyonların eskiyerek uyumunu kaybettiğinde ortaya çıkan dişsel nedenlerle, solunum ve sindirim sisteminin kronik rahatsızlıklarında veya hormonsal bozukluklarda görülen sistemik sorunlarda, çocuğu strese sokan kardeşinin doğması, aile içi geçimsizlik, okul problemleri gibi durumların varlığında oluşan psikolojik etkenler nedeniyle diş sıkma ve gıcırdatma görülebilir. Diş sıkma ve gıcırdatma problemi dişlerde aşınma ve çürüklere, uyku sorunlarına, özellikle de alt çene ekleminde aşınma ve kazanılmış yapı bozukluğuna neden olması sebebiyle çok önemlidir.</p>

<p>Okulların açılmasıyla birlikte çocukların günlük rutinlerinde ve sosyal çevrelerinde meydana gelen değişiklikler de stres kaynağı olabilir. Okula yeni başlayan veya yeni bir sınıfa geçen çocuklarda okul ortamına uyum sağlama, dersler, öğretmen ve arkadaş ilişkileri gibi pek çok faktör stres oluşturabilir. Bu stres bazı çocuklarda gece diş sıkma ve gıcırdatma şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle okula dönüş döneminde çocuğun uyku düzenindeki değişikliklerin yanı sıra diş sıkma ve gıcırdatma gibi davranışların da ebeveynler tarafından takip edilmesi önemlidir.”</p>

<p></p>

<p>Çocuğun diş gıcırdatma</p>

<p>problemi varsa öncelikle</p>

<p>bir çocuk diş hekimine</p>

<p>gidilmeli!</p>

<p></p>

<p>Diş gıcırdatma problemi olan çocuklarda yapılması gereken ilk uygulamanın, gece çocuğu izlemek olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Böylece çocuk diş gıcırdatmaya başladığında hafif dürterek derin uykudan normal uykuya geçmesi sağlanabilir. Bu uygulamayı diş gıcırdatma sıklığı azalana ya da tamamen bitene kadar her gece sabırla yapmak gerekir.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Bu yöntemle zaman içinde çocuğun diş gıcırdatmasının azalmasının beklendiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Medikal plakların çocuklarda kullanımı gelişim döneminde önerilmez. Çocuğunuzun diş gıcırdatma ve diş sıkma problemi varsa öncelikle bir çocuk diş hekimine gidilmeli. Çocuk diş hekimi muayene sırasında dişlerde hasar olup olmadığını kontrol edecektir. Ayrıca muayene sırasında çocuğunuzun stresli olup olmadığını anlamak için bazı sorular sorulabilir. Gerekli görülmesi durumunda çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine başvurmanız tavsiye edilebilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/okul-stresi-dis-gicirdatmayi-tetikleyebilir</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/11-eylul/okul-stresi-dis-gicirdatmayi-tetikleyebilir.jpg" type="image/jpeg" length="98364"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Diz ve kalça protezi ameliyatını ertelemeyin’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/diz-ve-kalca-protezi-ameliyatini-ertelemeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/diz-ve-kalca-protezi-ameliyatini-ertelemeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diz ve kalça kireçlenmesi, yaşam süresinin uzaması ve hareketsiz yaşam alışkanlıklarının artmasıyla birlikte her geçen yıl daha fazla kişiyi etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak birçok hasta, “Henüz protez için erken”, “Biraz daha dayanayım” ya da “Ameliyat olursam uzun süre yürüyemem” gibi yanlış inanışlar nedeniyle cerrahi tedaviyi yıllarca erteliyor. Oysa uzmanlara göre, doğru zamanda yapılan protez ameliyatı yalnızca ağrıyı ortadan kaldırmakla kalmıyor, kişinin hareket kabiliyetini koruyarak yaşam kalitesini de önemli ölçüde artırıyor.</p>

<p>Ortopedi alanındaki teknolojik gelişmeler de protez cerrahisini önemli ölçüde değiştirdi. Minimal invaziv cerrahi teknikleri sayesinde ameliyatlar daha küçük kesilerle gerçekleştirilebilirken, kaslar, tendonlar ve çevre dokular mümkün olduğunca korunuyor. Böylece hastalar daha az ağrı hissediyor, daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor ve günlük yaşamlarına daha hızlı dönebiliyor. Gelişen implant teknolojileri ve kişiye özel planlama yöntemleri protez ameliyatlarında başarı oranlarını daha da yükseltiyor. Protez ameliyatını gereğinden fazla ertelemenin tedaviyi zorlaştırabildiğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Uluslararası Eklem Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Kurucusu Prof. Dr. Javad Parvizi, protez cerrahisinde zamanlamanın en önemli faktörlerden biri olduğunu belirterek, hastaların ağrıyla yıllarca yaşamayı tercih etmelerinin doğru bir yaklaşım olmadığını söylüyor…</p>

<p>Hastaların önemli bir bölümünün ameliyat kararını uzun süre ertelediğini söyleyen Prof. Dr. Javad Parvizi, “Oysa hastalık ilerledikçe yalnızca eklemdeki hasar artmıyor; kas gücü azalıyor, hareket kabiliyeti kısıtlanıyor ve kişinin genel fiziksel kondisyonu da olumsuz etkileniyor. Bu durum ameliyat sonrası rehabilitasyon sürecini zorlaştırabiliyor” diyor. Prof. Dr. Javad Parvizi'ye göre protez kararı yalnızca röntgen görüntülerine göre verilmiyor. Hastanın günlük yaşamı, ağrı düzeyi, yürüme mesafesi, merdiven çıkabilme durumu, gece ağrıları ve yaşam kalitesindeki değişiklikler de değerlendirmeye alınıyor. Prof. Dr. Javad Parvizi, “Doğru zamanlama, hastanın yaşam kalitesinin belirgin şekilde bozulduğu ancak kas yapısının ve genel sağlık durumunun hala güçlü olduğu dönemdir. Bu dönemde yapılan cerrahilerden alınan fonksiyonel sonuçlar genellikle çok daha başarılı oluyor” şeklinde konuşuyor.</p>

<p></p>

<p>Protez Ameliyatlarında</p>

<p>Dokuları Koruyan</p>

<p>Minimal İnvaziv Cerrahi</p>

<p></p>

<p>Günümüzde diz ve kalça protezi ameliyatlarında minimal invaziv cerrahi tekniklerinin giderek daha fazla tercih edildiğini belirten Prof. Dr. Javad Parvizi, bu yöntemin temel amacının yalnızca kesi boyutunu küçültmek olmadığını vurguluyor: “Minimal invaziv cerrahide asıl hedef, ameliyat sırasında kaslara, tendonlara ve diğer sağlıklı dokulara mümkün olduğunca az müdahale etmektir. Çevre dokuları koruduğunuzda, hastanın ameliyat sırasında yaşayabileceği kan kaybı azalıyor, ameliyata bağlı sonrasında görülebilecek ağrılar hafifliyor ve iyileşme süreci daha konforlu ilerliyor”…</p>

<p>Prof. Dr. Javad Parvizi, geçmişte protez ameliyatı sonrası hastaların uzun süre hastanede kalmasının ve hareket etmekten çekinmesinin yaygın olduğunu, bugün ise cerrahi teknikler, anestezi yöntemleri ve rehabilitasyon uygulamalarındaki gelişmeler sayesinde bu tablonun büyük ölçüde değiştiğini ifade ediyor. Prof. Dr. Javad Parvizi, “Uygun hastalar ameliyatın ardından saatler içinde ayağa kalkabiliyor, kısa yürüyüşlere başlanabiliyor ve çoğu hasta birkaç gün içinde evine dönebiliyor. Erken hareket etmek hem kas kaybını önlüyor hem de iyileşmeyi hızlandırıyor” diyor.</p>

<p></p>

<p>Protez İçin Yaş Değil,</p>

<p>Hastanın İhtiyacı Önemli</p>

<p></p>

<p>Toplumda sık karşılaşılan “Henüz protez için çok gencim” düşüncesinin her zaman doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Javad Parvizi, günümüzde tedavi kararının kronolojik yaştan çok hastanın fonksiyonel durumuna göre verildiğini söylüyor: “50 yaşındaki bir hastanın yaşam kalitesi ciddi şekilde bozulmuşsa yalnızca yaşını gerekçe göstererek ameliyatı ertelemek doğru değil. Aynı şekilde ileri yaştaki ancak genel sağlık durumu iyi olan birçok hasta da başarılı protez ameliyatı olabilir. Önemli olan doğru hasta seçimi ve doğru zamanlamadır”…</p>

<p>Prof. Dr. Javad Parvizi, tedavinin gecikmesiyle birlikte ağrı nedeniyle hareketin azaldığına, bunun da kilo artışı, kas zayıflığı ve denge problemlerine yol açarak hastanın genel sağlığını olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Akıllı Protezlerle</p>

<p>Kişiye Özel Tedavi</p>

<p></p>

<p>Protez teknolojilerindeki gelişmelerin yalnızca kullanılan malzemelerle sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Javad Parvizi, günümüzde hastanın anatomisine ve yaşam tarzına göre planlanan yeni nesil “akıllı protez” yaklaşımlarının giderek yaygınlaştığını belirtiyor. Artık her hastaya aynı protezi uygulamadıklarını vurgulayan Prof. Dr. Javad Parvizi, “Hastanın kemik yapısı, bağ dengesi, hareket beklentisi ve günlük yaşam alışkanlıkları ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Bu sayede kişiye özel planlama yapılarak protezin doğal eklem hareketine en yakın performansı göstermesi hedefleniyor” şeklinde konuşuyor. Yeni nesil implant tasarımları ve gelişmiş ölçüm teknolojileri sayesinde protezlerin daha doğal hareket hissi sunduğunu belirten Prof. Dr. Javad Parvizi, bunun hasta memnuniyetini de artırdığını ifade ediyor: “Gelecekte sensör teknolojileriyle donatılmış akıllı protezlerin daha yaygın kullanılmasını bekliyoruz. Bu sistemler protezin performansını takip edebilecek, hastanın hareket düzeni hakkında veri sağlayabilecek ve gerektiğinde hekime önemli bilgiler sunabilecek. Ortopedide giderek daha kişiselleştirilmiş ve veri odaklı bir döneme giriyoruz”…</p>

<p></p>

<p>Amaç Yalnızca Ağrıyı</p>

<p>Gidermek Değil, Hareketli</p>

<p>Bir Yaşam Kazandırmak</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Javad Parvizi'ye göre protez cerrahisinin başarısı yalnızca ameliyatın teknik olarak iyi yapılmasıyla ölçülmüyor. Hastanın yeniden yürüyebilmesi, merdiven çıkabilmesi, sosyal yaşamına katılması ve bağımsızlığını koruyabilmesi de tedavinin önemli hedefleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Javad Parvizi, “Bugün protez cerrahisindeki hedefimiz sadece ağrıyı ortadan kaldırmak değil; hastalarımızın yeniden aktif, üretken ve hareketli bir yaşam sürmesini sağlamak. Doğru zamanda uygulanan modern cerrahi yöntemler ve kişiye özel tedavi planlaması sayesinde bunu çok daha başarılı şekilde gerçekleştirebiliyoruz”…</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/diz-ve-kalca-protezi-ameliyatini-ertelemeyin</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/11-eylul/diz-ve-kalca-protezi-ameliyatini-ertelemeyin.jpg" type="image/jpeg" length="74731"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Her hemanjiom tedavi gerektirmiyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/her-hemanjiom-tedavi-gerektirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/her-hemanjiom-tedavi-gerektirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklarda özellikle yaşamın ilk aylarında ortaya çıkan kırmızı veya mor renkli cilt oluşumları, ailelerde endişeye neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ekrem Ünal, çocukluk çağında sık karşılaşılan hemanjiomlar hakkında aileleri bilgilendirerek, her hemanjiomun tedavi gerektirmediğini ancak bazı durumlarda erken değerlendirme ve yakın takibin büyük önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Hemanjiomların, damarların anormal şekilde çoğalması sonucu oluşan iyi huylu damar tümörleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ekrem Ünal, bu oluşumların çoğunlukla bebeklik döneminde fark edildiğini söyledi. Hemanjiomların doğumda belirgin olabileceği gibi doğumdan sonraki ilk haftalar içerisinde de ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Ekrem Ünal, özellikle ilk aylarda hızlı büyüme görülebileceğine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>“İlk aylardaki hızlı</p>

<p>büyüme aileleri</p>

<p>endişelendirebiliyor”</p>

<p></p>

<p>Hemanjiomların görünümünün ve büyüme hızının çocuklar arasında farklılık gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Ünal, “Hemanjiomlar çoğunlukla yaşamın ilk aylarında büyüme gösterir. Bu süreçte aileler oluşumun kısa sürede büyüdüğünü veya renginin belirginleştiğini fark edebilir. Bu durum her zaman kötü bir hastalık anlamına gelmez. Ancak hemanjiomun tipi, büyüklüğü, bulunduğu bölge ve büyüme hızı mutlaka ilk beş ay içerisinde çocuk hematolojisi ve onkolojisi hekimi tarafından değerlendirilmelidir” dedi.</p>

<p>Hemanjiomların önemli bir bölümünün zaman içerisinde kendiliğinden küçüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Ekrem Ünal, her vakada ilaç veya başka bir tedavi uygulanmasının gerekli olmadığını vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Ekrem Ünal, “Hemanjiomlarda tedavi kararı çocuğun yaşı, oluşumun büyüklüğü, yerleşim yeri, büyüme hızı ve oluşturabileceği riskler değerlendirilerek verilir. Bazı çocuklarda yalnızca düzenli takip yeterli olabilir. Ancak risk taşıyan hemanjiomlarda tedavi gerekebilir” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Göz, burun ve solunum</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>yollarına yakın</p>

<p>hemanjiomlara dikkat</p>

<p></p>

<p>Hemanjiomun bulunduğu bölgenin tedavi kararında önemli bir faktör olduğunu belirten Prof. Dr. Ünal, özellikle göz çevresi, burun, ağız ve solunum yolları gibi kritik bölgelerde bulunan oluşumların daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Ekrem Ünal, “Göz çevresindeki bir hemanjiom görme fonksiyonunu etkileyebilecek bir büyümeye neden olabilir. Burun ve ağız çevresindeki oluşumlar beslenme veya solunum açısından sorun oluşturabilir. Solunum yoluna yakın yerleşimli hemanjiomlarda ise hava yolunun etkilenmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle kritik bölgelerde bulunan veya hızlı büyüyen hemanjiomlarda erken uzman değerlendirmesi önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>“Aileler hemanjiomu</p>

<p>sıkmamalı ve kendi kendine</p>

<p>tedavi uygulamamalı”</p>

<p></p>

<p>Ailelerin hemanjiom gördüklerinde oluşuma müdahale etmemeleri gerektiğini de belirten Prof. Dr. Ünal, “Hemanjiomların sıkılması, delinmesi veya üzerine doktor önerisi olmadan ilaç ya da farklı ürünlerin uygulanması doğru değildir. Ailelerin yapması gereken, hemanjiomun büyüklüğünü ve değişimini takip etmek ve gerekli durumlarda çocuk hematolojisi ve onkolojisi uzmanına başvurmaktır” dedi.</p>

<p>Hemanjiomların takip sürecinde fotoğrafla değişimin izlenmesinin de hekim değerlendirmesine yardımcı olabileceğini belirten Prof. Dr. Ekrem Ünal, ailelerin oluşumun boyutunda, renginde veya görünümünde meydana gelen değişiklikleri gözlemlemelerinin önemli olduğunu söyledi.</p>

<p></p>

<p>Erken değerlendirme gerektiren durumlar</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Ekrem Ünal, ailelerin özellikle hızlı büyüyen, göz çevresinde bulunan, kanama veya yara oluşumu gösteren, beslenme ya da solunum sorunlarına neden olan hemanjiomlarda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Ekrem Ünal, “Hemanjiomların büyük çoğunluğu iyi huylu seyretmektedir. Burada önemli olan gereksiz bir endişe yaşamadan, risk taşıyan durumları zamanında fark edebilmektir. Doğru tanı, uygun takip ve gerektiğinde erken tedavi ile çocuklarımızın sağlıklı gelişimini destekleyebiliriz” şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/her-hemanjiom-tedavi-gerektirmiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/10-eylul/her-hemanjiom-tedavi-gerektirmiyor.jpg" type="image/jpeg" length="84879"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kulaktaki şekil bozuklukları yenidoğan muayenesinde gözden kaçabiliyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/kulaktaki-sekil-bozukluklari-yenidogan-muayenesinde-gozden-kacabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/kulaktaki-sekil-bozukluklari-yenidogan-muayenesinde-gozden-kacabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğuştan kulak şekil bozuklukları yalnızca estetik bir sorun olarak görülmemeli. Belirgin kulak farklılıkları, çocukların ilerleyen yaşlarda gözlük veya kulaklık kullanırken güçlük yaşamasına neden olabiliyor. Bazı doğumsal anomalilere işitme kaybı da eşlik edebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle okul çağında kulağının görünümü nedeniyle akran zorbalığına uğrayan çocuklarda özgüven kaybı, sosyal ortamlardan kaçınma ve fotoğraf çektirmek istememe gibi psikolojik sorunlar gelişebiliyor. Aileler ise doğumdan sonra fark ettikleri şekil farklılığına, “Nasıl olsa büyüdükçe geçer” düşüncesiyle yaklaşarak haftalarca, hatta aylarca bekleyebiliyor. Oysa yaşamın ilk haftalarında kulak kıkırdağının oldukça esnek olması sayesinde bazı şekil bozukluklarının ameliyata gerek kalmadan küçük bir aparat yardımıyla düzeltilebildiğine dikkat çekenÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Gelişimsel Pediatrist Dr. Reyhan Tamer, “Bebeğin kulağında doğuştan bir şekil farklılığı fark edildiğinde haftalarca beklenmemeli. Çünkü beklerken ameliyatsız tedavi için en değerli dönem kaybedilebilir” diyor.</p>

<p></p>

<p>Her 5 çocuktan</p>

<p>birinde görülebiliyor</p>

<p></p>

<p>Doğuştan kulak şekil bozukluğu, bebeğin dış kulağının doğumdan itibaren normal anatomik görünümünden farklı olması olarak tanımlanıyor. Bu sorun yaklaşık her 5 çocuktan birinde görülebiliyor ancak hafif şekil bozuklukları yenidoğan muayenesinde gözden kaçabiliyor. Kulağın dışa doğru belirgin olması, üst bölümünün öne veya aşağı doğru katlanması, kulak kenarı kıvrımlarının düzensizliği, üst kısımda fazladan bir kıkırdak kıvrımı bulunması, kulak çanağındaki kıkırdağın farklı biçimlenmesi veya kulağın dar ve büzüşmüş görünmesi bu bozukluklar arasında yer alıyor.</p>

<p></p>

<p>“Büyüdükçe düzelir” düşüncesi</p>

<p>fırsat kaybettirebilir</p>

<p></p>

<p>Ameliyatsız kulak şekillendirme tedavisinde zaman büyük önem taşıyor. En uygun dönemi doğumdan sonraki ilk günler ve haftalar, özellikle de ilk 1-2 hafta oluşturuyor. Yenidoğan döneminde anneden geçen östrojen hormonunun etkisiyle kulak kıkırdağı daha yumuşak, esnek ve şekillendirilebilir oluyor. Hormon etkisinin azalmasıyla kıkırdak haftalar içinde giderek sertleşiyor.</p>

<p>Bazı hafif şekil bozukluklarının kendiliğinden düzelebileceğini, ancak hangilerinin kalıcı olacağının önceden kesin olarak bilinemediğini vurgulayan Gelişimsel Pediatrist Dr. Reyhan Tamer, “Ailelerin, ‘Biraz bekleyelim, büyüdükçe düzelir’ yaklaşımıyla hareket etmesini önermiyoruz. Ne kadar erken değerlendirme yapılırsa ameliyatsız tedaviden yararlanma olasılığı o kadar artar. Tedaviye geç başlandığında uygulama daha uzun sürebilir ve alınacak sonuç azalabilir. İki aydan sonra her bebek için tedavi şansının tamamen ortadan kalktığını söylemek doğru değildir; ancak yaş ilerledikçe yöntemin etkinliği genel olarak düşer” bilgisini paylaşıyor.</p>

<p></p>

<p>Her şekil bozukluğu işitme</p>

<p>kaybı anlamına gelmiyor, ama…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Yalnızca dış kulağın biçimini ilgilendiren birçok şekil bozukluğunda işitme tamamen normal olabiliyor. Ancak dış kulak yolunun gelişmediği ya da dar olduğu ve kulağın bazı yapılarının eksik geliştiği daha kapsamlı doğumsal anomalilere işitme sorunları eşlik edebiliyor. Bu nedenle belirgin bir doğumsal kulak farklılığı bulunan bebeklerde yenidoğan işitme taramasının yapılması, uzman tarafından değerlendirilmesi, gerektiğinde ayrıntılı odyolojik değerlendirmeye başvurulması kritik önem taşıyor.”</p>

<p></p>

<p>Akran zorbalığına</p>

<p>maruz kalabiliyorlar!</p>

<p></p>

<p>Belirgin kulak farklılıkları okul çağında çocuğun akranları tarafından alay edilmesine, kendisine lakap takılmasına veya zorbalığa uğramasına neden olabiliyor. Bu durumun çocukta psikolojik bir travma yaratabildiğini belirten Dr. Tamer, “Çocuklarda özgüven sorunları ve sosyal ortamlardan kaçınma görülebiliyor. Bazı çocuklar kulaklarını sürekli saçlarıyla kapatmaya çalışıyor, fotoğraf çektirmek istemeyebiliyor. Gözlük ve kulaklık kullanımını da güçleştirebiliyor. Bu nedenle doğuştan kulak şekil bozuklukları sadece estetik açıdan değerlendirilmemeli; çocuğun psikososyal gelişimi de göz önünde bulundurulmalıdır” diyor.</p>

<p></p>

<p>Kesi ve dikiş gerektirmiyor</p>

<p></p>

<p>Dr. Tamer, ameliyatsız tedavi sürecini de şöyle anlatıyor: “Kulak kıkırdağı ve deri dokusunun mevcut olduğu, ancak kulağın biçiminin bozulduğu uygun durumlarda yenidoğan döneminde ameliyatsız kulak şekillendirme yönteminden yararlanılabiliyor. Yenidoğanın kulağına uygun, küçük ve hafif bir şekillendirme sistemi kullanılıyor. Kulağın çevresine ve gerekli anatomik noktalara yerleştirilen parçalar, anatomik kıvrımları doğru pozisyonda tutarak, kıkırdağa kontrollü ve sürekli bir yönlendirme sağlıyor. Böylece kıkırdağın zaman içinde hedeflenen biçime uyum göstermesi amaçlanıyor.” Uygulamada kesi ve dikiş bulunmazken, yöntem hiçbir şekilde ağrıya neden olmuyor.</p>

<p>Dr. Tamer “Amaç kulağı zorla bükmek veya kıkırdağa zarar vermek değil; doğal kıvrımları doğru pozisyonda tutmaktır. Tedavi bebeğin kulak yapısına göre hekim tarafından planlanır. Uygulama süresi  yarım saat sürerken, tedavi süresi ise şekil bozukluğunun türüne göre genelde birkaç hafta sürer. Erken başlanan tedavide süre kısalabilir, başarı oranı uygun hastalarda yüzde 90’a ulaşabilir. Ancak başarı, şekil bozukluğunun türüne, tedavi yaşına ve uygulamanın düzenli sürdürülmesine bağlıdır” diyor.</p>

<p></p>

<p>Ebeveynler kulağa şekil</p>

<p>vermeye çalışmamalı!</p>

<p></p>

<p>Ameliyatsız yöntem; belirgin kepçe kulak görünümü, kulağın üst bölümünün katlanması, kulak kenarındaki bazı kıvrım bozuklukları ve uygun daralmış kulak deformitelerinde uygulanabiliyor. Ancak kulak dokusunun belirgin biçimde eksik olduğu yapısal anomalilerde aynı başarı beklenmiyor. Bu nedenle her doğuştan kulak şekil bozukluğunun aparatla düzeltilebileceği düşünülmemeli; bebeğin yönteme uygun olup olmadığı hekim tarafından belirlenmeli.</p>

<p>Tedavi sırasında aparatın bulunduğu bölgenin temiz ve kuru tutulması, sistemin aile tarafından çıkarılmaması veya yerinin değiştirilmemesi gerekiyor. Ciltte belirgin kızarıklık, yara, tahriş, şişlik ya da akıntı gelişirse hekime başvurulması önem taşıyor. Düzenli kontrollerde hem kulağın aldığı şekil hem de cildin durumu değerlendiriliyor ve gerektiğinde sistem yeniden ayarlanıyor.</p>

<p>Evde gelişigüzel bantlama yapılmaması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Reyhan Tamer, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Aileler kulağı bastırarak veya farklı materyaller kullanarak kendileri şekil vermeye çalışmamalı. Doğru yaklaşım; şekil farklılığını erken fark etmek, işitmeyi değerlendirmek, sorunun türünü belirlemek ve uygun tedaviyi hekim takibinde, doğru zamanda planlamaktır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/kulaktaki-sekil-bozukluklari-yenidogan-muayenesinde-gozden-kacabiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/10-eylul/kulaktaki-sekil-bozukluklari-yenidogan-muayenesinde-gozden-kacabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="32159"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Bel ve boyun ağrısını hafife almayın’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/bel-ve-boyun-agrisini-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/bel-ve-boyun-agrisini-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bel ve boyun ağrılarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Medical Point Gaziantep Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Abdullah Erzurum, her ağrının fıtık veya ameliyat anlamına gelmediğini, ancak bazı belirtilerin ciddi sinir ve omurilik basısının habercisi olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum, özellikle ani gelişen güç kaybı ile idrar ve dışkı kontrolünde bozulma gibi şikayetlerde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Omurganın insan vücudunun hareket kabiliyeti ve dengesi açısından hayati bir görev üstlendiğini ifade eden Op. Dr. Abdullah Erzurum, omurganın yalnızca vücudu ayakta tutan bir yapı olmadığını, içerisinde bulunan omurilik nedeniyle aynı zamanda merkezi sinir sisteminin önemli bir parçasını koruduğunu belirtti.</p>

<p></p>

<p>“Her bel ağrısı fıtık değildir”</p>

<p></p>

<p>Bel ve boyun bölgesindeki ağrıların farklı nedenlerden kaynaklanabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Abdullah Erzurum, “Bel ve boyun fıtıkları, omurga kireçlenmesi, kanal darlığı ve omurga eğrilikleri toplumda sık karşılaştığımız sorunlar arasında. Ancak her bel veya boyun ağrısını fıtık olarak değerlendirmek doğru değil. Ağrının kaynağının doğru şekilde belirlenmesi, tedavinin de doğru planlanabilmesi açısından büyük önem taşıyor” dedi.</p>

<p>Omurga hastalıklarının yalnızca ağrı ile kendini göstermeyebileceğini aktaran Op. Dr. Abdullah Erzurum, sinirlerin etkilenmesi halinde hastalarda kollara veya bacaklara yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve güç kaybı görülebileceğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>“Güç kaybı varsa beklemeyin”</p>

<p></p>

<p>Vatandaşların özellikle nörolojik belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Abdullah Erzurum, “Ani gelişen veya giderek artan güç kaybı, kol ya da bacakta belirgin kuvvetsizlik, idrar veya dışkı kontrolünde bozulma gibi durumlar önemsenmelidir. Bu tür belirtiler ortaya çıktığında kişinin kendi kendine geçmesini beklemek yerine vakit kaybetmeden doktora başvurması gerekir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Op. Dr. Abdullah Erzurum, erken değerlendirme sayesinde bazı hastalarda ilerleyebilecek sinir hasarının önüne geçilebileceğine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>“Ameliyat her zaman ilk seçenek değil”</p>

<p></p>

<p>Bel ve boyun fıtığı tanısı alan hastaların önemli bir bölümünde ameliyat gerekmeyebileceğini belirten Op. Dr. Abdullah Erzurum, tedavinin hastaya göre planlandığını ifade etti.</p>

<p>Op. Dr. Abdullah Erzurum, “Her bel veya boyun ağrısı ameliyat gerektirmez. Hastanın şikayetleri, nörolojik muayenesi ve gerekli durumlarda görüntüleme sonuçları birlikte değerlendirilir. Hastanın durumuna göre ilaç tedavisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi cerrahi dışı yöntemler tercih edilebilir. Cerrahi tedavi ise gerekli görülen hastalarda gündeme gelir” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Uzun süren ağrılar ihmal edilmemeli</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günlük yaşamda yanlış duruş, hareketsizlik ve omurgaya aşırı yük bindirilmesinin şikayetleri artırabileceğini belirten Op. Dr. Abdullah Erzurum, uzun süren, tekrarlayan veya günlük yaşamı etkileyen bel ve boyun ağrılarının ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Vatandaşların özellikle ağrıya eşlik eden uyuşma, karıncalanma veya güç kaybı gibi belirtilerde uzman değerlendirmesine başvurmasının önem taşıdığını ifade eden Op. Dr. Abdullah Erzurum, “Doğru tanı ve uygun tedaviyle birçok omurga rahatsızlığı kontrol altına alınabilir. Önemli olan şikayetleri doğru değerlendirmek ve gerekli durumda zamanında sağlık kuruluşuna başvurmaktır” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/bel-ve-boyun-agrisini-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/9-eylul/bel-ve-boyun-agrisini-hafife-almayin.jpg" type="image/jpeg" length="80355"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kalbinize ve nefesinize güç katıyoruz’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/kalbinize-ve-nefesinize-guc-katiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/kalbinize-ve-nefesinize-guc-katiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi bünyesinde Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi hizmete başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve akciğer hastalıkları nedeniyle nefes darlığı, efor kapasitesinde azalma ve günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlılık yaşayan hastalara yönelik kişiye özel rehabilitasyon programlarının uygulandığı ünitede, ayaktan ve yatarak tedavi seçenekleri sunuluyor.</p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi, modern tıbbi altyapısı ve farklı branşlardan sağlık profesyonellerinin bir araya geldiği multidisipliner hizmet modeliyle hastaların yaşam kalitesini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda hastane bünyesinde bulunan Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi aktif hale getirilerek hasta kabulüne başladı.</p>

<p>Kalp ve akciğer hastalıklarının ardından hastaların günlük yaşamlarına daha güçlü şekilde dönebilmelerini amaçlayan ünitede, hastaların fiziksel kapasiteleri ve ihtiyaçları doğrultusunda kişiye özel rehabilitasyon programları hazırlanıyor.</p>

<p></p>

<p>KOAH ve astım başta</p>

<p>olmak üzere birçok</p>

<p>hastaya hizmet</p>

<p></p>

<p>Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi’nde başta KOAH, astım, kistik fibrozis ve kronik solunum sistemi hastalıkları olmak üzere çeşitli kalp ve akciğer hastalıklarına sahip bireylere yönelik rehabilitasyon hizmeti veriliyor.</p>

<p>Özellikle hastalık nedeniyle efor kapasitesi azalan, nefes darlığı yaşayan veya günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmekte zorlanan hastaların rehabilitasyon sürecine alınması hedefleniyor.</p>

<p>Uygulanan programlarla hastaların mevcut fiziksel kapasitelerinin değerlendirilmesi, egzersiz toleranslarının artırılması ve günlük yaşam içerisinde daha aktif hale gelmelerinin desteklenmesi amaçlanıyor.</p>

<p></p>

<p>Hastalara kişiye özel</p>

<p>rehabilitasyon programı</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ünitede tedavi süreci her hasta için aynı şekilde uygulanmıyor. Hastalar, farklı branşlardan sağlık profesyonellerinin oluşturduğu multidisipliner ekip tarafından ayrıntılı şekilde değerlendiriliyor.</p>

<p>Yapılan değerlendirmelerin ardından hastanın sağlık durumuna, fiziksel kapasitesine ve ihtiyaçlarına uygun tedavi ve egzersiz programı oluşturuluyor. Böylece rehabilitasyon sürecinin hastanın bireysel özelliklerine göre planlanması sağlanıyor.</p>

<p>Ayaktan ve yatarak tedavi seçeneklerinin bulunduğu Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi’nde günlük ortalama 40-50 hastaya rehabilitasyon hizmeti verilmesi planlanıyor.</p>

<p></p>

<p>Kalp, akciğer ve</p>

<p>dolaşım sistemi birlikte</p>

<p>değerlendiriliyor</p>

<p></p>

<p>Ünitenin dikkat çeken özellikleri arasında gelişmiş teknolojik altyapısı da bulunuyor. Merkezde, hastaların egzersiz sırasında kalp, akciğer ve dolaşım sistemlerinin birlikte nasıl çalıştığını ayrıntılı biçimde değerlendirmeye imkân sağlayan Kardiyopulmoner Egzersiz Testi (CPET) yapılabiliyor.</p>

<p>CPET sayesinde hastanın egzersiz sırasında ortaya çıkan fizyolojik yanıtları ayrıntılı olarak incelenerek egzersiz kapasitesinin belirlenmesine katkı sağlanıyor. Elde edilen değerlendirmeler, hastaya uygulanacak rehabilitasyon programının daha doğru ve kişiye özel şekilde planlanmasına yardımcı oluyor.</p>

<p></p>

<p>CPET teknolojisi sınırlı</p>

<p>sayıdaki merkezde bulunuyor</p>

<p></p>

<p>Kardiyopulmoner Egzersiz Testi için kullanılan gelişmiş cihaz altyapısının Türkiye’de sınırlı sayıdaki merkezde bulunduğu belirtilirken, Gaziantep Şehir Hastanesi’nin bu teknolojiyle bölgedeki önemli sağlık merkezlerinden biri olması hedefleniyor.</p>

<p>Bu altyapı sayesinde hastaların yalnızca mevcut şikâyetlerinin değil, egzersiz sırasında kalp, akciğer ve dolaşım sistemlerinin birlikte verdiği yanıtların da değerlendirilmesi mümkün hale geliyor.</p>

<p></p>

<p>Amaç yaşam kalitesini artırmak</p>

<p></p>

<p>Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi ile kalp ve akciğer hastalığı bulunan bireylerin tedavi süreçlerinin desteklenmesi ve yaşam kalitelerinin artırılması hedefleniyor.</p>

<p>Rehabilitasyon programlarıyla hastaların egzersiz kapasitelerinin geliştirilmesi, nefes darlığı gibi şikâyetlerinin günlük yaşam üzerindeki etkisinin azaltılması ve fiziksel aktivitelerini daha rahat gerçekleştirebilmelerine katkı sağlanması amaçlanıyor.</p>

<p>Özellikle kronik hastalıklar nedeniyle hareket kapasitesi azalan bireylerin günlük yaşam aktivitelerine daha güçlü şekilde katılabilmesi, ünitenin temel hedefleri arasında yer alıyor.</p>

<p></p>

<p>Gaziantep’te kapsamlı</p>

<p>rehabilitasyon hizmeti</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi bünyesinde hizmete giren Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi, kalp ve akciğer hastalarının tedavi sonrasında ihtiyaç duyduğu rehabilitasyon sürecinin kapsamlı şekilde yürütülmesine olanak sağlıyor.</p>

<p>Modern cihaz altyapısı, CPET uygulaması ve multidisipliner çalışma modeliyle hizmet veren ünitede, hastaların ihtiyaçları doğrultusunda bireyselleştirilmiş rehabilitasyon programları uygulanıyor.</p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi, yeni ünitenin hizmete girmesiyle birlikte bölgedeki kalp ve akciğer hastalarının rehabilitasyon ihtiyaçlarına yönelik sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesini ve hastaların daha aktif, bağımsız ve kaliteli bir yaşam sürmelerine katkı sunmayı hedefliyor.</p>

<p>“Nefesinizi güçlendiren, yaşamınıza hareket katan rehabilitasyon hizmeti” anlayışıyla hizmet veren Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi, Gaziantep ve çevre illerden gelecek hastalara da kapsamlı rehabilitasyon desteği sunacak.  </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/kalbinize-ve-nefesinize-guc-katiyoruz</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/9-eylul/ekran-resmi-2026-09-08-150154.png" type="image/jpeg" length="70698"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hamilelik planını sürekli ertelemeyin’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/hamilelik-planini-surekli-ertelemeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/hamilelik-planini-surekli-ertelemeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen hamileliğin gerçekleşmemesi olarak tanımlanan infertilite günümüzde önemli bir üreme sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde de son yıllarda infertilite nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuruların ve yardımcı üreme tedavilerine olan ihtiyacın arttığı belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünya genelinde üreme çağındaki yaklaşık her 6 kişiden biri yaşamının bir döneminde infertilite sorunu yaşıyor. İnfertilite vakalarının yaklaşık yüzde 30’unun kadınlara bağlı  nedenlerden kaynaklandığı belirtiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gamze Karababa, son yıllarda artış gösteren kadın infertilitesinde genetik özellik ve ilerleyen yaş gibi değiştirilemeyen faktörler kadar hatalı alışkanlıkların da önem taşıdığına dikkat çekerek, “Son yılların önemli sorunu olan obezite veya tam aksine aşırı zayıf olmak, sigara ve alkol tüketimi, hareketsiz yaşam sürmek ve sağlıksız beslenmek gibi etkenler de  üreme sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla, infertilite riskini en aza indirmek için sağlıklı bir yaşam sürmek son derece önemlidir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gamze Karababa, anne olmayı zorlaştıran hatalı alışkanlıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p>Günümüzde eğitim, kariyer ve sosyal yaşam nedeniyle annelik yaşı giderek ileriye taşınabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gamze Karababa, ancak kadın üreme sistemi açısından ilerleyen yaşın göz ardı edilmemesi gereken en önemli faktörlerden birini oluşturduğunu vurgulayarak, “Kadınlar belirli bir yumurta rezerviyle dünyaya gelmektedir. Yıllar içerisinde hem yumurta sayısı azalmakta hem de kalan yumurtalarda kromozomal bozukluk görülme olasılığı artmaktadır. Üreme kapasitesindeki azalma özellikle 35 yaşından sonra belirginleşirken, 40 yaş sonrasında daha hızlı azalma eğilimine girmektedir. Yaş ilerledikçe doğal hamilelik ihtimalinin azalmasının yanı sıra düşük ve embriyodaki kromozomal anomalilerin görülme riski de artmaktadır” diye konuşuyor.  Bu nedenle 6 ay boyunca  düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen hamile kalamayan 35 yaş ve üstü kadınların zaman kaybetmeden mutlaka bir hekime başvurmaları gerektiğini anlatan Dr. Gamze Karababa, “Bu yaş grubundaki kadınlarda erken değerlendirme ve ihtiyaç halinde tedavi, hamilelik oluşumu için büyük önem taşımaktadır” diyor.</p>

<p>Doğrusu: Hamileliğin uzun süre ertelenmesi düşünülüyorsa, kadının yaşı ile tıbbi özellikleri doğrultusunda üreme potansiyelinin değerlendirilmesi ve uygun hastalarda üreme sağlığının korunmasına yönelik seçeneklerin kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla görüşülmesi yararlı olabiliyor.  Dr. Gamze Karababa, “Ancak yardımcı üreme tedavilerindeki gelişmelerin kadının yaşının fertilite üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldırdığı düşüncesine kapılmamak gerekmektedir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p></p>

<p>Sigara ve nikotin ürünleri kullanmak</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigara kadın üreme sağlığını birçok farklı mekanizmayla olumsuz etkileyebiliyor. Sigara dumanındaki toksik maddeler yumurtalık dokusuna zarar verebiliyor, yumurta kaybını hızlandırabiliyor ve hamileliğin oluşma süresini uzatabiliyor. Bilimsel çalışmalarda sigara kullanan kadınlarda infertilite riskinin kullanmayanlara göre daha yüksek olduğu gösterilmiş. Amerikan Üreme Tıbbı Derneği’nin değerlendirmesinde sigaranın kadın üreme sağlığını olumsuz etkilediği, üreme fonksiyonlarındaki kaybı hızlandırabildiği ve yardımcı üreme tedavilerinin sonuçlarını da olumsuz etkileyebildiği belirtiliyor. Elektronik sigaraların da üreme sağlığı açısından güvenli bir alternatif olmadığına dikkat çekiliyor.</p>

<p>Doğrusu: Hamilelik planlayan kadınların sigara ve diğer nikotin ürünlerini bırakması, mümkün olduğunca pasif sigara maruziyetinden de uzak durması gerekiyor.</p>

<p></p>

<p>Kilo kontrolünü ihmal etmek</p>

<p></p>

<p>Vücut ağırlığı kadınların hormonal sistemi ve yumurtlama düzeniyle yakından ilişkili oluyor. Obezite; insülin direnci, hormonal düzensizlikler ve yumurtlama problemlerine yol açarak üreme sağlığını etkileyebiliyor. Özellikle polikistik over sendromu olan kadınlarda fazla kilo mevcut hormonal ve metabolik sorunları daha belirgin hale getirebiliyor. Bunun tam tersine, çok düşük vücut ağırlığı, ciddi kalori kısıtlaması veya aşırı egzersiz de adetlerin düzensizleşmesine, hatta yumurtlamanın durmasına neden olabiliyor. Yani fertilite açısından yalnızca fazla kilo değil, aşırı düşük kilo da önem taşıyor.</p>

<p>Doğrusu: Amaç kısa sürede çok fazla kilo vermek değil, sağlıklı ve sürdürülebilir bir vücut ağırlığına ulaşmak olmalı. Dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyle ideal kiloya yaklaşmak hem genel sağlık hem de üreme sağlığında kilit bir rol üstleniyor.</p>

<p></p>

<p>Aşırı alkol tüketmek</p>

<p></p>

<p>Sık ve yüksek miktarda alkol tüketimi kadınlarda üreme sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle yüksek miktarda alkol tüketildiğinde hormonal denge ve yumurtlama düzeninin etkilenebileceğine ilişkin veriler bulunuyor. Bu nedenle hamilelik planlama döneminde de alkol tüketimine dikkat edilmesi önem taşıyor. Ayrıca, kısa sürede yüksek miktarda alkol tüketme alışkanlığının göz ardı edilmemesi gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Doğrusu: Hamilelik planlayan kadınların alkol tüketimini mümkün olduğunca sınırlandırmaları, hamilelik oluştuğunda ise alkol kullanmamaları gerekiyor. Dr. Gamze Karababa, “Güvenli olduğu kanıtlanmış bir alkol miktarı olmadığı için en doğru yaklaşım alkol tüketmemektir” diyor.</p>

<p></p>

<p>Hareketsiz yaşamak ve sağlıksız beslenmek</p>

<p></p>

<p>Üreme sağlığını tek başına artıran mucizevi bir besin veya özel bir “doğurganlık diyeti”  bulunmuyor. Ancak uzun süreli sağlıksız beslenme ve hareketsizlik; kilo artışı, insülin direnci ve metabolik bozukluklar üzerinden hormonal sistem ile yumurtlamayı olumsuz etkileyebiliyor. “Bununla birlikte çok yoğun egzersiz yapmanın da her zaman daha sağlıklı olduğu düşünülmemeli” uyarısında bulunan Dr. Gamze Karababa, yetersiz enerji alımıyla birlikte gerçekleştirilen aşırı fiziksel aktivitenin bazı kadınlarda adet düzensizliklerine ve yumurtlamanın baskılanmasına neden olabildiğini aktarıyor.</p>

<p>Doğrusu: Sebze, meyve, tam tahıllar, kaliteli protein kaynakları ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme modeli tercih edilmeli; aşırı işlenmiş ve yüksek şeker içeren gıdalar sınırlandırılmalı. Düzenli ve sağlık durumuna uygun egzersiz yapmaya, aşırıya kaçmamaya da dikkat etmek gerekiyor.</p>

<p></p>

<p>Düzenli jinekolojik kontrolleri aksatmak</p>

<p></p>

<p>Jinekolojik kontrollerin yalnızca bir sorun ortaya çıktığında yapılması gerektiğini düşünmek önemli bir hata olarak karşımıza çıkıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gamze Karababa, yumurtlama bozuklukları, endometriozis, rahim ve yumurtalıklarla ilişkili bazı hastalıklar veya üreme sağlığını etkileyebilecek diğer durumların her zaman belirgin yakınmalara yol açmayabileceğini belirterek, “Özellikle adet düzensizliği, uzun süren adet gecikmeleri, şiddetli adet ağrısı, ara kanama, geçirilmiş pelvik enfeksiyonu veya yumurtalık ameliyatı öyküsü gibi durumların göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu sorunların zamanında değerlendirilmesi, ileride hamilelik planlandığında önem taşıyabilecek durumların daha erken fark edilmesini sağlayabilmektedir” bilgisini veriyor.</p>

<p>Doğrusu: Kadınların jinekolojik kontrollerini aksatmaması, özellikle adet düzeninde ya da mevcut yakınmalarında değişiklik olduğunda hekime başvurması önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/hamilelik-planini-surekli-ertelemeyin</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/9-eylul/hamilelik-planini-surekli-ertelemeyin.jpg" type="image/jpeg" length="72616"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanal medyada gördüğünüz her egzersizi uygulamayın!]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/sanal-medyada-gordugunuz-her-egzersizi-uygulamayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/sanal-medyada-gordugunuz-her-egzersizi-uygulamayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Fizyoterapi Günü kapsamında fizyoterapinin yalnızca sakatlık, hastalık veya ameliyat sonrasında başvurulan bir tedavi yöntemi olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, fizyoterapinin koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Masa başında çalışma, yoğun telefon kullanımı ve hareketsiz yaşamın boyun, sırt ve bel sorunlarını artık genç yaşlara taşıdığına işaret eden Demirci, “Her egzersiz herkes için uygun değildir. Aynı bölgede ağrı olması, ağrının nedeninin de aynı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle sanal medyada görülen bir hareketi, sadece başka bir kişiye iyi geldiği için uygulamak doğru olmayabilir.” dedi.</p>

<p>Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, Dünya Fizyoterapi Günü dolayısıyla fizyoterapinin koruyucu sağlık hizmetlerinden sağlıklı yaşlanmaya, nörolojik hastalıklardan teknolojik rehabilitasyon uygulamalarına kadar genişleyen rolünü değerlendirdi.</p>

<p></p>

<p>“Fizyoterapiye bir şey olduktan</p>

<p>sonra değil, sorun oluşmadan</p>

<p>önce de ihtiyaç duyabiliriz”</p>

<p></p>

<p>Fizyoterapinin yalnızca hastalık, sakatlık ya da ameliyat sonrasında başvurulan bir yöntem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Deniz Demirci, “Fizyoterapiyi sadece bir hastalık, sakatlık veya ameliyat sonrasında uygulanan bir tedavi olarak düşünmemek gerekiyor. Aslında fizyoterapinin koruyucu sağlık açısından da önemli bir yeri var. Kişinin hareket kapasitesini, kas gücünü, dengesini ve günlük yaşam alışkanlıklarını değerlendirerek ileride ortaya çıkabilecek bazı problemlerin önüne geçebiliriz. Gününün büyük bölümünü masa başında geçiren bir kişinin henüz ciddi bir şikâyeti yokken hareket alışkanlıklarını düzenlemek, uygun egzersizleri öğrenmesini sağlamak önemli bir koruyucu yaklaşım. Yani fizyoterapiye sadece ‘bir şey olduktan sonra’ değil, sorun oluşmadan önce de ihtiyaç duyabiliriz.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Hareketsiz yaşam</p>

<p>kas-iskelet sistemi</p>

<p>sorunlarını artırıyor</p>

<p></p>

<p>Bilgisayar, telefon ve diğer dijital cihazların günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte hareketsiz geçirilen sürenin arttığını ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Günlük yaşamımızdaki değişiklikler kas-iskelet sistemi problemlerini de oldukça etkiledi. Bilgisayar ve telefon başında uzun süre kalmak, gün içerisinde yeterince hareket etmemek ve aynı pozisyonda uzun süre çalışmak özellikle boyun, sırt ve bel şikâyetlerini artırıyor. Dikkat çekici olan ise bu problemlerin artık sadece ileri yaşlarda karşımıza çıkmaması. Genç yetişkinlerde ve öğrencilerde de boyun, sırt ve bel ağrılarını daha sık görüyoruz. Burada sadece ‘duruşumuz bozuk’ demek yeterli değil. Bence asıl üzerinde durmamız gereken konulardan biri, gün içerisinde ne kadar hareket ettiğimiz.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Her egzersiz herkes</p>

<p>için uygun değildir”</p>

<p></p>

<p>Ağrı yaşayan kişilerin dijital medya platformlarından gördükleri egzersizleri kendi kendilerine uygulamalarının bazı durumlarda sakıncalı olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Deniz Demirci, egzersizin kişinin ihtiyacına göre planlanması gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>“Egzersiz kesinlikle önemli ve doğru kullanıldığında çok değerli bir tedavi aracıdır.” diyen Demirci, şöyle devam etti:</p>

<p>“Ancak her egzersiz herkes için uygun değildir. Aynı bölgede ağrı olması, ağrının nedeninin de aynı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle sanal medyada görülen bir hareketi, sadece başka bir kişiye iyi geldiği için uygulamak doğru olmayabilir. Özellikle şiddetli veya giderek artan ağrı, uyuşma, güç kaybı ya da belirgin hareket kısıtlılığı varsa öncelikle bir değerlendirme yapılması gerekir. Kısacası, egzersizi önermiyoruz demek doğru değil; tam tersine egzersizi doğru kişiye, doğru zamanda ve doğru şekilde uygulamak gerekiyor.”</p>

<p></p>

<p>Fizyoterapi yalnızca</p>

<p>ortopedik sorunlarla</p>

<p>sınırlı değil</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Fizyoterapi ve rehabilitasyonun çok geniş bir çalışma alanına sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Deniz Demirci, ortopedik sorunların yanı sıra nörolojik hastalıklar, spor yaralanmaları, yaşlılık ve kronik hastalıklarda da fizyoterapinin önemli rol üstlendiğini ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Demirci, “Fizyoterapi ve rehabilitasyonun çalışma alanı oldukça geniş. Ortopedik problemlerin yanı sıra inme, Parkinson hastalığı, multiple skleroz gibi nörolojik hastalıklarda, spor yaralanmalarında, yaşlılıkta ve çeşitli kronik hastalıklarda önemli bir rol üstleniyoruz. Buradaki amaç sadece ağrıyı azaltmak değil. Kişinin günlük yaşamını mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesi, hareket edebilmesi ve yaşam kalitesinin korunması da en az ağrının azaltılması kadar önemli.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Sağlıklı yaşlanmanın</p>

<p>anahtarı kas gücü</p>

<p>ve denge</p>

<p></p>

<p>Yaşın ilerlemesiyle kas gücü ve dengede azalma görülebileceğini ancak bunun kaçınılmaz olarak ciddi hareket kaybına dönüşmek zorunda olmadığını belirten Prof. Dr. Deniz Demirci, “Yaş ilerledikçe kas gücü ve denge azalabiliyor. Fakat bunun mutlaka ciddi bir hareket kaybına dönüşmesi gerekmiyor. Düzenli ve kişiye uygun egzersizle kas gücünü, dengeyi ve hareket kabiliyetini uzun süre korumak mümkün. Özellikle düşmeler yaşlı bireylerde ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle denge, kas gücü ve yürüme kapasitesinin değerlendirilmesi ve gerekli egzersizlerin planlanması önemli. Burada hedefimiz kişinin sadece daha uzun yaşaması değil, mümkün olduğunca uzun süre bağımsız ve aktif kalabilmesi.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Robotik rehabilitasyon,</p>

<p>sanal gerçeklik ve yapay zekâ</p>

<p>daha fazla kullanılacak</p>

<p></p>

<p>Teknolojinin fizyoterapi ve rehabilitasyon alanındaki kullanımının giderek yaygınlaştığını ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, robotik rehabilitasyon, sanal gerçeklik ve yapay zekâ uygulamalarının gelecekte fizyoterapistlere önemli olanaklar sağlayacağını dile getirerek, “Teknolojinin fizyoterapideki kullanımının önümüzdeki dönemde daha da artacağını düşünüyorum. Robotik rehabilitasyon, sanal gerçeklik ve yapay zekâ; hastanın hareketlerinin değerlendirilmesi, gelişiminin takip edilmesi ve egzersizlerin kişiye göre düzenlenmesi konusunda bize önemli imkânlar sağlayabilir.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Teknoloji fizyoterapistin</p>

<p>yerini almayacak”</p>

<p></p>

<p>Teknolojik gelişmelerin mesleğin geleceği açısından önemli olduğunu ancak insan faktörünün fizyoterapinin merkezinde kalmaya devam edeceğini vurgulayan Prof. Dr. Demirci, şöyle konuştu:</p>

<p>“Ama teknolojinin fizyoterapistin yerini alacağını düşünmüyorum. Daha çok fizyoterapistin değerlendirme ve tedavi sürecini destekleyen bir araç olacak. Çünkü hastanın sadece hareketini değil, ihtiyaçlarını, beklentilerini ve günlük yaşamını bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada insan iletişimi ve klinik deneyim hâlâ çok önemli.”</p>

<p>Gelecekte daha fazla teknoloji kullanılan ve kişiselleştirilmiş tedavilerin öne çıktığı bir fizyoterapi anlayışının gelişeceğini kaydeden Prof. Dr. Deniz Demirci, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Önümüzdeki yıllarda daha fazla teknoloji kullanacağımız, daha kişiye özel tedaviler uygulayacağımız bir fizyoterapi anlayışının gelişeceğini düşünüyorum. Ancak temel değişmeyecek: İnsanı hareket ettirmek ve mümkün olduğunca bağımsız bir yaşam sürmesine yardımcı olmak.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/sanal-medyada-gordugunuz-her-egzersizi-uygulamayin</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/9-eylul/sanal-medyada-gordugunuz-her-egzersizi-uygulamayin.jpg" type="image/jpeg" length="88708"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘HASTALIKLARDAN KORKMAK YERİNE BELİRTİLERİ ÖNEMSEYİN’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/hastaliklardan-korkmak-yerine-belirtileri-onemseyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/hastaliklardan-korkmak-yerine-belirtileri-onemseyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İLKHABER Gazetesi olarak, Gaziantep Üniversitesi(GAÜN) Tıp Fakültesi Kulak Burun ve Boğaz Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cengiz Durucu ile röportaj gerçekleştirdik.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İleri düzey sağlık hizmeti vermesi nedeniyle hasta yoğunluğunun oldukça yüksek olduğu Gaziantep Üniversitesi Kulak Burun ve Boğaz Anabilim Dalı, sadece Gaziantep’e değil, aynı zamanda bölgeye de hizmet veriyor.</p>

<p>GAÜN Kulak Burun ve Boğaz Anabilim Dalı’nda, tedavilerde son teknolojiler kullanılıyor. Mikroskopik, endoskopik cerrahi ve egzoskop gibi güncel yöntemlerin uygulandığı bölümde burun ve sinüs ameliyatlarının önemli bir bölümü endoskoplarla yapılırken, kulak cerrahilerinde ise mikroskop ve endoskop kullanılıyor. Ses hastalıklarında ses tellerini ayrıntılı olarak değerlendirebilen özel görüntüleme sistemlerinden yararlanılıyor. İşitme kayıplarında gelişmiş odyolojik testlerin yanı sıra uygun hastalarda koklear implant ve farklı işitme implantları uygulanıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Durucu, ‘’Bizim vatandaşlarımıza temel mesajımız şu olsun: hastalıklardan korkmak yerine belirtileri önemseyin. Erken tanı, KBB hastalıklarında da pek çok ciddi sorunun daha kolay ve başarılı bir şekilde tedavi edilmesini sağlar’’ dedi.</p>

<p><img class="" height="521" src="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-08-150052.png" width="774" /></p>

<p><strong>İLKHABER-Kulak Burun ve Boğaz Anabilim Dalı hakkında neler söylersiniz?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong> Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları, aslında adından çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Kulak ve işitme hastalıklarının yanı sıra burun ve sinüs hastalıkları, bademcik ve boğaz problemleri, ses ve yutma bozuklukları, baş dönmesi, tükürük bezleri, tiroid bezi, baş-boyun bölgesindeki kitleler ve kanserler bizim ilgi alanımız içerisinde yer alıyor. Aynı zamanda hem tıbbi tedavinin hem de cerrahinin yoğun olarak uygulandığı bir branşız. Yeni doğan bir bebeğin işitme probleminden ileri yaştaki bir hastanın baş-boyun tümörüne kadar oldukça geniş bir yaş ve hastalık grubuna hizmet veriyoruz.</p>

<p><img height="559" src="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-08-150101.png" width="881" /></p>

<p><strong>İLKHABER-Kaç öğretim görevlisi ve öğrenci bulunuyor? Nasıl eğitimler veriyorsunuz</strong>?</p>

<p><strong>DURUCU-</strong>Anabilim dalımızda iki profesör, bir doçent ve bir doktor öğretim üyesi olmak üzere dört öğretim üyesi görev yapıyor. Bunun yanında uzmanlık eğitimi alan on sekiz araştırma görevlisi doktorumuz, tıp fakültesi öğrencilerimiz ve intern doktorlarımız eğitimlerini kliniğimizde sürdürüyor. Eğitimlerimizi yalnızca teorik derslerle sınırlı tutmuyoruz. Öğrencilerimiz ve uzmanlık eğitimi alan hekimlerimiz poliklinikte hasta değerlendirmesine, serviste hasta takibine ve ameliyathanede cerrahi uygulamalara aktif olarak katılıyorlar. Özellikle uzmanlık eğitiminde amacımız; bir hekimin hastayı ilk değerlendirmesinden tanı koymasına, tedavisini planlamasına ve gerektiğinde cerrahisini güvenli bir şekilde gerçekleştirebilmesine kadar bütün süreci öğrenmesini sağlamaktır.</p>

<p><img height="495" src="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-08-150028.png" width="717" /></p>

<p><strong>İLKHABER-Kulak Burun Boğaz hastaları hakkında neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong>KBB hastalıkları toplumda oldukça sık görülüyor. Hemen herkes hayatının bir döneminde kulak ağrısı, işitme problemi, burun tıkanıklığı, sinüzit, boğaz enfeksiyonu, ses kısıklığı veya baş dönmesi gibi bir KBB şikâyeti yaşayabiliyor. Ancak bazı şikâyetlerin basit görülmemesi gerekiyor. Örneğin ani gelişen işitme kaybı, uzun süren ses kısıklığı, boyunda giderek büyüyen bir şişlik, tek taraflı ve devamlı burun tıkanıklığı veya geçmeyen yutma güçlüğü mutlaka uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir. Bizim için önemli olan yalnızca hastalığı tedavi etmek değil, ciddi hastalıkları mümkün olduğunca erken dönemde yakalayabilmektir.</p>

<p><img height="587" src="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-08-150033.png" width="886" /></p>

<p><strong>İLKHABER-Hasta yoğunluğunuz hakkında bilgi verir misiniz?</strong></p>

<p><strong>DURUCU</strong>-Gaziantep Üniversitesi Hastanesi bir üniversite ve ileri düzey sağlık hizmeti veren bir merkez olduğu için hasta yoğunluğumuz oldukça yüksek. Günlük poliklinik hizmetlerinin yanında ameliyatlarımız, servis hastalarımız, acil KBB vakalarımız ve farklı birimlerimizde yapılan işitme, denge ve ses değerlendirmeleri bulunuyor. Ayrıca başka sağlık kuruluşlarından ileri değerlendirme veya cerrahi amacıyla yönlendirilen hastalarımız da oluyor. Bu nedenle hem sık görülen KBB hastalıklarını hem de daha karmaşık ve ileri cerrahi gerektiren hastalıkları birlikte takip ediyoruz.</p>

<p><img height="523" src="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-08-150041.png" width="604" /></p>

<p><strong>İLKHABER-Hastaların en çok şikâyet ettiği konu hangisidir?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong>Tek bir şikâyeti ilk sıraya koymak zor ancak özellikle burun tıkanıklığı, sinüzit ve alerji şikâyetleri; kulak ağrısı ve işitme problemleri; boğaz ağrısı, bademcik enfeksiyonları, baş dönmesi ve ses kısıklığı poliklinikte sık karşılaştığımız başvurular arasında. Mevsimlere göre de bu dağılım değişebiliyor. Örneğin üst solunum yolu enfeksiyonlarının arttığı dönemlerde boğaz ve burun şikâyetleri daha sık görülürken, alerji dönemlerinde burun tıkanıklığı, hapşırma ve akıntı şikâyetleri ön plana çıkabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="477" src="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/ekran-resmi-2026-09-08-150046.png" width="689" /></p>

<p><strong>İLKHABER-Tedavi süreçleri nelerdir?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong>Tedavi tamamen hastalığa göre belirleniyor. Öncelikle hastayı dinliyor, ayrıntılı bir KBB muayenesi yapıyoruz. Gerektiğinde endoskopik muayene, işitme ve denge testleri, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya MR gibi incelemelerden yararlanıyoruz. Bazı hastalıklar ilaç tedavisi ve takip ile tamamen düzelebilirken bazı durumlarda cerrahi gerekiyor. Burada önemli olan her hastaya aynı tedaviyi uygulamak değil, kişiye ve hastalığa özel tedavi planı oluşturmaktır. Gereksiz ilaç kullanımından da gereksiz cerrahiden de kaçınmak gerekir.</p>

<p></p>

<p><strong>İLKHABER-İşitme kaybı, sinüzit, bademcik iltihabı, baş dönmesi, tükürük bezi ve tiroid bezi hastalıkları hakkında neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong>Bunların her biri KBB’nin önemli çalışma alanlarıdır. İşitme kaybında öncelikle kaybın nereden kaynaklandığını belirliyoruz. Dış veya orta kulaktan kaynaklanan bazı işitme kayıpları ilaçla ya da ameliyatla tedavi edilebilir. İç kulaktan kaynaklanan işitme kayıplarında ise işitme cihazlarından, uygun hastalarda kemiğe implant işitme sistemlerinden ve ileri derecede kayıplarda koklear implanttan yani halk arasında bilinen adıyla biyonik kulaktan yararlanabiliyoruz. Özellikle ani işitme kaybı acil bir durumdur. Kişi bir kulağında saatler veya birkaç gün içerisinde belirgin işitme azalması hissederse beklemeden KBB uzmanına başvurmalıdır. Sinüzitte her burun akıntısını veya baş ağrısını sinüzit olarak değerlendirmiyoruz. Hastanın muayenesi ve gerekiyorsa endoskopik incelemesi yapılıyor. İlaç tedavisine rağmen düzelmeyen kronik sinüzitlerde uygun hastalarda endoskopik sinüs cerrahisi uygulanabiliyor. Bademcik hastalıklarında özellikle sık tekrarlayan enfeksiyonlar, bademciklerin solunumu ve uykuyu etkileyecek kadar büyük olması veya apse gibi komplikasyonların gelişmesi durumunda cerrahi gündeme gelebiliyor. Baş dönmesi ise tek bir hastalık değildir. İç kulaktaki denge organlarından, nörolojik hastalıklardan veya başka nedenlerden kaynaklanabilir. Halk arasında “kristal oynaması” olarak bilinen pozisyonel vertigo oldukça sık görülür ve uygun manevralarla çoğu hastada başarılı şekilde tedavi edilebilir. Tükürük bezlerinde taş, enfeksiyon, kist ve iyi veya kötü huylu kitlelerle karşılaşabiliyoruz. Özellikle kulak önünde veya çene altında ortaya çıkan ve geçmeyen şişliklerin değerlendirilmesi gerekir. Tiroid bezinde ise nodüller oldukça sık görülmektedir. Her tiroid nodülü kanser anlamına gelmez. Ultrasonografi ve gerektiğinde iğne biyopsisi ile risk değerlendirilir, ameliyat gerektiren hastalarda cerrahi tedavi planlanır.</p>

<p></p>

<p><strong>İLKHABER-Baş ve boyun bölgesi kitleleri ve kanserleri hakkında bilgi verir misiniz?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong>Baş-boyun kanserleri; ağız, dil, yutak, gırtlak, burun ve sinüsler, tükürük bezleri ve boyundaki farklı yapılardan kaynaklanabilir. Burada en önemli konu erken tanıdır. Boyunda iki-üç haftadan uzun süren ve geçmeyen bir şişlik, uzun süreli ses kısıklığı, iyileşmeyen ağız yarası, yutma güçlüğü, tek taraflı devam eden boğaz veya kulak ağrısı gibi yakınmaların ihmal edilmemesi gerekir. Baş-boyun kanserlerinin tedavisi çoğu zaman ekip çalışması gerektirir. KBB ve baş-boyun cerrahisinin yanı sıra radyoloji, patoloji, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi ve gerektiğinde diğer branşlarla birlikte hastayı değerlendiriyoruz. Erken evrede yakalanan hastalarda tedavi başarısı ve kişinin yaşam kalitesini koruma şansı belirgin şekilde artmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>İLKHABER-Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında hangi yöntemleri kullanıyorsunuz? Teknoloji oldukça gelişti.</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong> Teknolojik gelişmeler KBB alanında hem tanı hem de cerrahiyi ciddi anlamda değiştirdi. Kliniğimizde mikroskopik, endoskopik cerrahi ve egzoskop gibi güncel yöntemlerden yararlanıyoruz. Örneğin burun ve sinüs ameliyatlarının önemli bir bölümünü endoskoplarla, yani dışarıdan büyük kesiler yapmadan gerçekleştirebiliyoruz. Kulak cerrahilerinde mikroskop ve endoskop kullanabiliyoruz. Ses hastalıklarında ses tellerini ayrıntılı olarak değerlendirebilen özel görüntüleme sistemlerinden yararlanıyoruz. İşitme kayıplarında gelişmiş odyolojik testlerin yanı sıra uygun hastalarda koklear implant ve farklı işitme implantları uygulanabiliyor. Baş dönmesi olan hastalarımızda da denge sistemini değerlendirmeye yönelik özel testlerden faydalanıyoruz. Teknolojinin amacı yalnızca daha modern bir işlem yapmak değil; hastalığı daha doğru teşhis etmek, cerrahiyi daha güvenli yapmak ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>İLKHABER-Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümünün çalışmalarından bahseder misiniz?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong> Gaziantep Üniversitesi KBB Anabilim Dalı olarak oldukça geniş bir alanda hizmet veriyoruz. Kulak ve işitme cerrahileri, koklear implant uygulamaları, burun ve endoskopik sinüs cerrahileri, baş-boyun kanserlerinin cerrahisi, tükürük bezi ve tiroid cerrahileri, yüz plastik ve rekonstrüktif cerrahisi, ses cerrahisi, denge hastalıklarının tanı ve tedavisi gibi birçok alanda çalışmalar yürütüyoruz. Bunun yanında üniversite kliniği olmamız nedeniyle yalnızca sağlık hizmeti vermiyoruz. Tıp öğrencilerinin ve uzmanlık öğrencilerinin eğitimini gerçekleştiriyor, bilimsel araştırmalar, uzmanlık tezleri ve akademik yayınlar yapıyoruz. Amacımız eğitim, bilimsel çalışma ve hasta hizmetini birlikte sürdürebilen güçlü bir üniversite kliniği olmaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>İLKHABER-Gaziantep Üniversitesi Hastanesi KBB Bölümü olarak sadece bu kente mi hizmet veriyorsunuz, yoksa bölgeye hatta Türkiye geneline hizmet veriyor musunuz?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong> Gaziantep elbette en fazla hastamızın geldiği şehir ancak hizmetimiz yalnızca Gaziantep ile sınırlı değil. Gaziantep’in bölgedeki konumu ve üniversite hastanemizin ileri düzey sağlık hizmeti vermesi nedeniyle çevre illerden de çok sayıda hastamız başvuruyor. Özellikle ileri kulak cerrahileri, işitme implantları, baş-boyun tümörleri ve diğer özellikli cerrahiler gibi daha karmaşık vakalarda daha geniş bir bölgeden hasta başvuruları olabiliyor. Dolayısıyla kendimizi yalnızca Gaziantep’e değil, bölgeye hizmet veren önemli bir referans merkezi olarak değerlendiriyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>İLKHABER-Gırtlak kanseri hakkında neler söylersiniz? Belirtileri nelerdir, tedavi süreçleri nedir?</strong></p>

<p><strong>DURUCU- </strong>Gırtlak kanserinde en önemli belirtilerden biri uzun süren ses kısıklığıdır. Özellikle sigara kullanan bir kişide iki üç haftayı geçen ses kısıklığı mutlaka KBB uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Bunun yanında yutma güçlüğü, yutarken ağrı, boğazda takılma hissi, nefes darlığı, boyunda şişlik, açıklanamayan kilo kaybı ve bazen kulağa vuran ağrı görülebilir. En önemli risk faktörlerinin başında sigara ve tütün ürünleri geliyor. Alkol kullanımı da özellikle tütünle birlikte olduğunda riski artırabiliyor. Tedavi hastalığın hangi aşamada yakalandığına göre değişiyor. Erken evre hastalarda ağız içerisinden yapılan sınırlı cerrahiler veya radyoterapi ile çok başarılı sonuçlar alınabiliyor. Daha ileri hastalıklarda ise daha kapsamlı cerrahiler, radyoterapi ve ilaç tedavilerinin farklı kombinasyonları gerekebiliyor. Bu nedenle tekrar vurgulamak isterim: Geçmeyen ses kısıklığı ihmal edilmemelidir. Erken tanı hem yaşam şansını hem de kişinin sesini ve yaşam kalitesini koruma ihtimalini artırır.</p>

<p></p>

<p><strong>İLKHABER-Sık sık kulak ağrısı şikâyetleri duyuyoruz. Bunun temel sebebi nedir?</strong></p>

<p><strong>DURUCU-</strong> Kulak ağrısının en sık nedenlerinden biri kulak enfeksiyonlarıdır. Özellikle çocuklarda orta kulak enfeksiyonlarını, erişkinlerde ise dış kulak yolu enfeksiyonlarını sık görüyoruz. Ancak önemli bir nokta var: Her kulak ağrısının kaynağı kulak değildir. Diş problemleri, çene eklemi hastalıkları, bademcik ve boğaz enfeksiyonları hatta bazı baş-boyun hastalıkları ağrıyı kulağa yansıtabilir. Bu nedenle özellikle uzun süre devam eden, sürekli tekrarlayan veya muayenede kulakta belirgin bir sorun bulunamadığı halde geçmeyen kulak ağrılarında yalnızca kulağın değil, ağız, boğaz, çene ve baş-boyun bölgesinin de ayrıntılı değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca vatandaşlarımızın kulaklarını pamuklu çubuk veya farklı cisimlerle temizlemeye çalışmamalarını özellikle öneriyoruz. Kulak kendi kendini temizleyebilen bir organdır ve yanlış müdahaleler dış kulak yolu enfeksiyonlarına veya kulak zarında hasara neden olabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>İLKHABER-Son olarak vatandaşlara çağrınız, önerileriniz ve tavsiyeleriniz ne olur?</strong></p>

<p>DURUCU- Vatandaşlarımıza en önemli tavsiyemiz, uzun süren veya alışılmadık şikâyetleri ihmal etmemeleridir. Ani işitme kaybı geliştiğinde günlerce beklememelerini; ses kısıklığı iki-üç haftadan uzun sürüyorsa, boyunda geçmeyen bir şişlik varsa, sürekli tek taraflı burun tıkanıklığı, tekrarlayan kanama, yutma güçlüğü veya uzun süren kulak ağrısı bulunuyorsa mutlaka bir KBB uzmanına başvurmalarını öneriyoruz. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulması özellikle baş-boyun ve gırtlak kanserlerinden korunmada son derece önemlidir. Bir diğer önemli konu da gereksiz antibiyotik kullanımıdır. Her boğaz ağrısı veya burun akıntısı antibiyotik gerektirmez. Hekim önerisi olmadan antibiyotik başlanmamalıdır. İşitme sağlığımızı korumak için de özellikle gençlerimizin kulaklıkla uzun süre ve yüksek sesle müzik dinlemekten kaçınmalarını öneriyoruz. Bizim vatandaşlarımıza temel mesajımız şu olsun: Hastalıklardan korkmak yerine belirtileri önemseyin. Erken tanı, KBB hastalıklarında da pek çok ciddi sorunun daha kolay ve başarılı bir şekilde tedavi edilmesini sağlar. Leyla Aysun Gökşen</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Leyla Aysun Gökşen</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/hastaliklardan-korkmak-yerine-belirtileri-onemseyin</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/9-eylul/ekran-resmi-2026-09-08-150117.png" type="image/jpeg" length="76698"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yaş doğurganlık açısından önemli’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/yas-dogurganlik-acisindan-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/yas-dogurganlik-acisindan-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fuat Aksoy, çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerde gebeliğin oluşmamasının tek bir nedene bağlı olmadığını belirterek, infertilitenin hem kadın hem de erkek kaynaklı olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aksoy, özellikle yaş faktörünün doğurganlık üzerinde önemli rol oynadığını belirterek, çocuk sahibi olmakta güçlük yaşayan çiftlerin uzman değerlendirmesini geciktirmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin karşılaşabildiği infertilite, toplumda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Gebeliğin oluşabilmesi için kadın ve erkeğin üreme sistemlerinin sağlıklı çalışmasının yanı sıra yaş, hormonal durum ve çeşitli yaşam tarzı faktörleri de önem taşıyor.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fuat Aksoy, infertilite konusunda toplumdaki en önemli yanlışlardan birinin sorunun yalnızca kadına bağlanması olduğunu belirtti.</p>

<p></p>

<p>“İnfertilite hem kadın hem</p>

<p>erkek kaynaklı olabilir”</p>

<p></p>

<p>İnfertilitenin değerlendirilmesinde çiftlerin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Op. Dr. Fuat Aksoy, “Gebelik oluşması, kadın ve erkeğin üreme sağlığının birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir süreçtir. Bu nedenle gebelik elde edilemediğinde yalnızca kadının değil, erkeğin de değerlendirilmesi gerekir” dedi.</p>

<p>Kadınlarda yumurtlama bozuklukları, tüplerde meydana gelen problemler, endometriozis ve rahimle ilgili bazı sorunların gebeliği zorlaştırabileceğini ifade eden Op. Dr. Fuat Aksoy, erkeklerde ise sperm sayısı, hareketliliği ve sperm yapısındaki bozuklukların infertilite nedenleri arasında bulunabileceğini söyledi.</p>

<p>Kadının yaşının gebelik planlamasında dikkate alınması gereken önemli faktörlerden biri olduğunu kaydeden Op. Dr. Fuat Aksoy, doğurganlığın yaşla birlikte değiştiğine dikkat çekti.</p>

<p>Op. Dr. Fuat Aksoy, “Özellikle çocuk sahibi olmayı ileri yaşlara erteleyen kadınların doğurganlık açısından uzman değerlendirmesi alması önemlidir. Gebelik planlayan çiftlerin yaş faktörünü göz önünde bulundurarak gerekli kontrolleri zamanında yaptırmaları, varsa sorunların erken dönemde ortaya konulmasına yardımcı olabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Tedavi süreci kişiye</p>

<p>özel planlanıyor</p>

<p></p>

<p>İnfertilite tanısının tek bir testle konulmadığını belirten Op. Dr. Fuat Aksoy, çiftin öyküsü, yaş, önceki gebelikler ve gerekli görülen tetkiklerin birlikte değerlendirilmesiyle infertiliteye neden olabilecek faktörlerin araştırıldığını söyledi.</p>

<p>Tedavi yönteminin her çift için farklılık gösterebildiğini ifade eden Op. Dr. Fuat Aksoy, “Tedavide öncelikle infertiliteye neden olabilecek faktörün belirlenmesi gerekir. Sonrasında çiftin yaşına, sağlık durumuna ve tespit edilen probleme göre uygun tedavi yöntemi planlanır” dedi.</p>

<p>Hastanın durumuna göre yumurtlama tedavileri, aşılama ve tüp bebek gibi yardımcı üreme yöntemlerinin değerlendirilebildiğini belirten Op. Dr. Fuat Aksoy, tedavi kararının uzman hekim tarafından kişiye özel olarak verilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p></p>

<p>Çiftlerin psikolojik</p>

<p>desteği de önemli</p>

<p></p>

<p>Çocuk sahibi olma sürecinin çiftler açısından zaman zaman stresli ve yıpratıcı olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Fuat Aksoy, infertilitenin bir çiftin ortak sağlık sorunu olarak ele alınması gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Fuat Aksoy, “Bu süreçte çiftlerin birbirlerini suçlamaması, sorunu birlikte ele almaları ve gerektiğinde profesyonel destek almaları önemlidir. İnternette veya sosyal medyada yer alan doğrulanmamış bilgilerle tedavi uygulanmamalı, mutlaka uzman değerlendirmesine başvurulmalıdır” diye konuştu.</p>

<p>İnfertilitenin nedenlerinin günümüzde ayrıntılı şekilde araştırılabildiğini ve nedene yönelik farklı tedavi seçeneklerinin bulunduğunu belirten Op. Dr. Fuat Aksoy, çocuk sahibi olmakta güçlük yaşayan çiftlerin uygun zamanda uzman hekime başvurmalarının sürecin doğru yönetilmesi açısından önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/yas-dogurganlik-acisindan-onemli</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/8-eylul/yas-dogurganlik-acisindan-onemli.jpg" type="image/jpeg" length="14297"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Bir an önce kilo vermeliyim’ düşüncesine dikkat!]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/bir-an-once-kilo-vermeliyim-dusuncesine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/bir-an-once-kilo-vermeliyim-dusuncesine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında değişen beslenme ve yaşam düzeni, tatil dönüşünde kilo artışıyla sonuçlanabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tatil sonrası tartıda görülen birkaç kiloyu hızlıca vermek isteyenlerin başvurduğu şok diyetler ise kalıcı çözüm yerine sağlık açısından çeşitli sorunlara yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Bensu Enyüksek “Tatil dönüşünde tartıda görülen kilo artışı birçok kişiyi sosyal medyada kısa sürede yüksek miktarda kilo kaybı vaat eden şok diyetlere yöneltebiliyor. Ancak şok diyetler sürdürülebilir olmadığı gibi, kişiyi sağlığından bile edebiliyor. Oysa hızlı sonuçlar yerine sürdürülebilir ve dengeli beslenmeye dikkat ederek, ihtiyaçlarınıza uygun şekilde beslenme planıyla sağlıklı kilo verebilirsiniz” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Enyüksek, tatil sonrası sağlıklı kilo vermenin 9 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Her gün hareket edin</p>

<p></p>

<p>Tatil sonrasında yürüyüş gibi düzenli fiziksel aktiviteleri yeniden günlük yaşama dahil etmek, sağlıklı kilo yönetiminin çok önemli parçalarından biri. Orta tempolu yürüyüş, kişinin sağlık ve fiziksel durumuna uygun şekilde düzenli olarak yapılabilir. Kilo verme sürecinde yalnızca beslenmeye değil, hareketli bir yaşam tarzının sürdürülmesine de önem verilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Öğün atlamayın</p>

<p></p>

<p>Kilo verme sürecinde öğün atlamak sık yapılan hatalardan biri. Yeterli protein, sebze ve meyve, tam tahıllı ürünler ve sağlıklı yağların dengeli şekilde yer aldığı öğünler; gün içerisinde oluşabilecek aşırı açlıkların önlenmesine katkı sağlarken, kilo verme sürecinin daha sürdürülebilir olmasını destekliyor.</p>

<p></p>

<p>Bol su için</p>

<p></p>

<p>Kilo verme sürecinde mutlaka su tüketilmeli, ancak bir anda değil, gün içine yayılmalıdır.  Günlük su ihtiyacı kişinin vücut ağırlığının kilogramı başına yaklaşık 30–35 ml üzerinden hesaplanabilir. Örneğin; 70 kg ağırlığındaki bir kişinin günlük su ihtiyacı yaklaşık 2,1–2,5 litre olmakla birlikte hava sıcaklığı, fiziksel aktivite, terleme ve kişinin sağlık durumuna göre bu miktar değişebilir.</p>

<p></p>

<p>Yeterli ve kaliteli uyuyun</p>

<p></p>

<p>Uyku düzeninin bozulması, iştah ve enerji dengesiyle ilişkili mekanizmaları etkileyerek kilo yönetimini zorlaştırabiliyor. Tatil döneminde değişen yatış ve kalkış saatlerinin ardından düzenli uyku rutinine dönmek önem taşıyor. Yeterli ve kaliteli uyku, sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyle birlikte kilo yönetiminin önemli bileşenlerinden biri.</p>

<p></p>

<p>Tartıdaki artışı dert etmeyin</p>

<p></p>

<p>Tatil dönüşünde tartıda görülen kiloların tamamı yağ dokusundaki artıştan kaynaklanmıyor. Tatil sürecinde beslenme, uyku ve bağırsak düzeninin değişmesi vücutta geçici sıvı tutulmasına yol açabildiğinden dolayı tartıda birkaç kilo fazla görmek, hemen çok katı bir diyet uygulamak gerektiği anlamına gelmiyor. Öncelikle beslenme düzenine dönmek ve vücuda biraz zaman tanımak gerekiyor.</p>

<p></p>

<p>Tatlıyı tamamen yasaklamayın</p>

<p></p>

<p>Tatil sonrasında dondurma, tatlı ve atıştırmalıkları tamamen yasaklamak sık yapılan hatalardan biri. Sağlıklı beslenmede önemli olan tek bir besini tamamen hayatımızdan çıkarmak yerine, tüketim sıklığına ve porsiyon miktarına dikkat etmek. Böyle bir yaklaşım, beslenme düzeninin uzun vadede sürdürülebilir olmasına katkı sağlıyor.</p>

<p></p>

<p>Günlük beslenme düzeninizi oluşturun</p>

<p></p>

<p>Tatil sonrasında ilk hedef hızlı kilo vermek değil, günlük beslenme ve yaşam rutinini yeniden oluşturmak olmalı. Düzenli öğünlere dönmek, yeterli su içmek, sebze ve meyve tüketimini artırmak, yeterli protein almak, tam tahıllı ürünleri tercih etmek ve fiziksel aktiviteyi günlük yaşama yeniden dahil etmek bu sürecin temel adımlarını oluşturuyor.</p>

<p></p>

<p>Porsiyonlarınıza dikkat edin</p>

<p></p>

<p>Beslenme düzeninize dönerken porsiyon miktarlarına dikkat etmek, tabağı sebze ve salata gibi besinlerle çeşitlendirmek ve yeterli protein ile tam tahıllı besinlere dengeli şekilde yer vermek kilo yönetimini destekleyebilir. Amaç kendini aç bırakmak değil, enerji ve besin ögesi ihtiyacını karşılayacak dengeli bir düzen oluşturmaktır.</p>

<p></p>

<p>Şok diyetlerden uzak durun</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Bensu Enyüksek, tatil sonrasında yapılan en yaygın hatalardan birinin şok diyetlere yönelmek olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Sosyal medyada kısa sürede hızlı kilo kaybı vaadlerine aldanmamalı, şok diyetler yerine, fiziksel aktivite düzeyi, yaş, cinsiyet, mevcut kilo, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıklarınız değerlendirilerek sürdürülebilir beslenme planı oluşturulmalıdır. Öğün atlamak, karbonhidratları tamamen hayatımızdan çıkarmak, yalnızca salata veya sıvı tüketmek gibi yöntemler kısa vadede tartıda düşüş sağlayabilse de sürdürülebilir değildir. Üstelik günlük enerji ve besin ögesi ihtiyaçlarının yeterince karşılanamamasına ve sağlığın bozulmasına neden olur.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/bir-an-once-kilo-vermeliyim-dusuncesine-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/8-eylul/bir-an-once-kilo-vermeliyim-dusuncesine-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="49590"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Akciğer büzülmesi öksürüğe neden olur’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/akciger-buzulmesi-oksuruge-neden-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/akciger-buzulmesi-oksuruge-neden-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kronik öksürük veya diğer adıyla geçmeyen öksürük, genellikle altta yatan bir sağlık sorununun belirtisi olarak ortaya çıkar. Tedavi edilmediğinde kişinin günlük yaşamını ve uyku kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Bozdoğan, uzun süren öksürüğün nedenleri ve dikkat edilmesi gereken belirtiler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Yetişkinlerde sekiz hafta veya daha uzun, çocuklarda ise dört haftadan fazla devam eden öksürük kronik öksürük olarak değerlendirilir. Uzun süren öksürüğün nedeninin belirlenmesi ve uygun tedavinin planlanması için uzman değerlendirmesi gerekir.</p>

<p></p>

<p>Geçmeyen öksürük</p>

<p>hastalık belirtisi olabilir</p>

<p></p>

<p>Geçmeyen öksürüğe balgam, boğaz ağrısı, yüksek ateş, nefes darlığı ve göğüs ağrısı gibi belirtilerin eşlik edebileceğini ifade eden Dr. Serap Bozdoğan, “Geçmeyen öksürük; solunum yollarını etkileyen alerjik reaksiyonların, kronik enfeksiyonların veya sindirim sistemi rahatsızlıklarının belirtisi olabilir. Astım ve KOAH gibi alt solunum yolu hastalıklarının yanı sıra reflü gibi yemek borusunu etkileyen rahatsızlıklarda da görülebilir. Sigara kullanımı, uzun süren balgamlı öksürüğün önemli nedenlerinden biridir. Uzun süreli sigara kullanımı sonucunda öksürük kalıcı hâle gelebilir.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Covid 19’dan sonra gelişen</p>

<p>akciğer büzülmesi uzayan</p>

<p>öksürük neden olur</p>

<p></p>

<p>Geçmeyen öksürüğün yaygın nedenleri arasında astım, reflü, kronik bronşit, sinüzite bağlı geniz akıntısı ve sigara kullanımı yer alır. Grip veya zatürre gibi enfeksiyonların ardından solunum yollarında devam eden tahriş de öksürüğün uzun sürmesine yol açabilir.</p>

<p>Bunların yanı sıra alerjik hastalıklar, KOAH (kronik tıkayıcı akciğer hastalığı), bazı ilaçların yan etkileri (bazı tansiyon ilaçları)ve akciğer kanseri , tüberküloz , covid 19’dan sonra gelişen akciğer katılaşması , büzülmeleri kronik öksürüğe neden olabilir. Bu nedenle öksürüğün kaynağı belirlenmeden gelişigüzel ilaç kullanılmamalıdır.</p>

<p></p>

<p>Geçmeyen öksürüğe ne iyi gelir?</p>

<p></p>

<p>Yaşam alanlarının düzenli olarak havalandırılması, ortamın uygun nem seviyesinde tutulması, gün içerisinde yeterli miktarda su tüketilmesi ve sigara dumanından uzak durulması öksürüğün hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Hekim tarafından reçete edilen ilaçların önerilen doz ve sürede kullanılması gerekir. Reflüye bağlı öksürüğü bulunan kişilerin ise baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durması, yatmadan hemen önce yemek yememesini öneririm.</p>

<p></p>

<p>Tedavi öksürüğün nedenine</p>

<p>göre planlanmalı</p>

<p></p>

<p>Öksürüğün tek başına bir hastalık değil, farklı hastalıkların belirtisi olduğunu vurgulayan Dr. Serap Bozdoğan, “Tedavinin başarılı olabilmesi için öncelikle öksürüğe neden olan durumun belirlenmesi gerekir. Muayenenin ardından gerekli görüldüğünde akciğer grafisi, solunum fonksiyon testi ve diğer tetkiklerden yararlanılabilir. Öksürük şuruplarının veya antibiyotiklerin bilinçsiz kullanılması, tanının gecikmesine ve istenmeyen etkilere yol açabilir.” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Bozdoğan; giderek şiddetlenen, günlük yaşamı veya gece uykusunu etkileyen öksürüğün ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Öksürüğe nefes darlığı, kanlı balgam, göğüs ağrısı, yüksek ateş, gece terlemesi ya da açıklanamayan kilo kaybının eşlik etmesi durumunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/akciger-buzulmesi-oksuruge-neden-olur</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/8-eylul/akciger-buzulmesi-oksuruge-neden-olur.jpg" type="image/jpeg" length="59186"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Akupunktur, vücudun iyileşme gücünü destekliyor’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/akupunktur-vucudun-iyilesme-gucunu-destekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/akupunktur-vucudun-iyilesme-gucunu-destekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, geleneksel Çin tıbbından günümüze ulaşan tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olan akupunkturu anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Koca, "İlaç kullanılmadan uygulanan akupunktur, vücudun kendi iyileşme mekanizmalarını destekleyen bütüncül bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Boyun ve bel fıtığına bağlı ağrılar, kronik kas ağrıları, fibromiyalji, migren ve baş ağrılarının yanı sıra sigara bırakma, iştah kontrolü ve kilo yönetiminde de tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak kullanılıyor" dedi.</p>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca, akupunkturun kullanım alanlarını ve vücutta oluşturduğu etkileri anlattı. Geleneksel Çin tıbbından günümüze ulaşan akupunktur, çok ince iğnelerle uygulanan doğal ve ilaçsız bir tedavi yöntemidir. Günümüzde yöntem, geleneksel meridyen anlayışının yanı sıra sinir sistemi ve organizmanın doğal düzenleme mekanizmaları üzerindeki etkileriyle de değerlendiriliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Koca, akupunkturun temel amacının vücudun kendi iyileşme kapasitesini desteklemek olduğunu belirterek, "Akupunktur, vücudun kendi düzenleyici mekanizmalarını harekete geçirir. Sinir sistemi, ağrı kontrol mekanizmaları ve organizmanın çeşitli fizyolojik yanıtları üzerinde etkili olarak vücudun doğal iyileşme sürecini destekler" dedi.</p>

<p></p>

<p>Boyun ve bel fıtığında etkili</p>

<p></p>

<p>Akupunkturun kas-iskelet sistemi sorunlarında önemli bir kullanım alanı olduğunu belirten Koca, boyun ve bel fıtığına eşlik eden ağrı, kas spazmı ve hareket kısıtlılığının azaltılmasında etkili bir tamamlayıcı tedavi olduğunu belirterek, "Akupunktur, boyun ve bel bölgesindeki ağrının azalmasına, kas gerginliğinin çözülmesine ve hareket kapasitesinin artmasına katkı sunar. Özellikle kronikleşen kas-iskelet sistemi ağrılarında tedavi sürecini destekleyen önemli bir yöntemdir" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Fibromiyalji ve kronik kas ağrıları</p>

<p></p>

<p>Miyofasiyal ağrı sendromu ve fibromiyalji gibi kronik ağrı tablolarında da akupunkturun tedaviye önemli katkılar sunduğunu ifade eden Koca, yöntemin ağrı ve kas gerginliğinin azaltılmasının yanı sıra uyku kalitesi ve stres yönetimine de destek olduğunu belirtti.</p>

<p></p>

<p>Boyun kaynaklı baş ağrıları ve migren</p>

<p></p>

<p>Akupunkturun boyun kaynaklı baş ağrıları, gerilim tipi baş ağrıları ve migren tedavisinde de kullanılan tamamlayıcı yöntemlerden biri olduğunu belirten Koca, özellikle boyun kaslarındaki gerginliğin azaltılması ve ağrı mekanizmalarının düzenlenmesinin tedaviye katkı sağladığını söyledi. Prof. Dr. Koca, "Boyun bölgesindeki kas ve eklem kaynaklı sorunlar baş ağrılarını doğrudan etkileyebilir. Akupunktur, boyun kaslarındaki gerginliği azaltarak ve ağrı kontrol mekanizmalarını destekleyerek baş ağrısı ve migren tedavisinde önemli bir tamamlayıcı rol üstlenir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Sigara bırakma ve kilo yönetimi</p>

<p></p>

<p>Akupunkturun sigara bırakma sürecinde de kullanılan tamamlayıcı yöntemlerden biri olduğunu belirten Koca, nikotin isteğinin ve yoksunluk dönemindeki yakınmaların yönetilmesine destek olduğunu ifade etti. Kilo yönetiminde ise akupunkturun iştah kontrolü ve yeme davranışlarının düzenlenmesine katkı sunduğunu belirten Koca, "Akupunktur, kişinin iştahını kontrol etmesine, yeme davranışlarını düzenlemesine ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmesine destek olur" dedi.</p>

<p></p>

<p>Bütüncül tıp yaklaşımı</p>

<p></p>

<p>Akupunkturun hastayı bir bütün olarak ele alan bütüncül tıp anlayışının önemli araçlarından biri olduğunu belirten Koca, "Sinir sistemi, hormonal sistem, uyku, stres, ağrı ve yaşam biçimi birbirleriyle sürekli etkileşim halindedir. Akupunktur bu bütünlük içerisinde vücudun kendi düzenleyici ve iyileştirici mekanizmalarını destekler" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Seanslar ne kadar sürüyor</p>

<p></p>

<p>Akupunktur seanslarının genel olarak 20-40 dakika sürdüğünü belirten Koca, uygulama sıklığının hastanın durumuna ve tedavi hedeflerine göre planlandığını söyledi. Prof. Dr. İrfan Koca, "Uygulamalar çoğunlukla haftada 1-2 seans şeklinde yapılır. Tedavinin başlangıcında daha sık, ilerleyen dönemde ise daha seyrek seanslar planlanabilir. Toplam seans sayısı hastanın ihtiyacına göre belirlenir" diye konuştu.</p>

<p>İlaç kullanılmadan uygulanmasının akupunkturun önemli özelliklerinden biri olduğunu belirten Koca, yöntemin genel olarak iyi tolere edildiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/akupunktur-vucudun-iyilesme-gucunu-destekliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/8-eylul/akupunktur-vucudun-iyilesme-gucunu-destekliyor1.jpg" type="image/jpeg" length="63695"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Fizyoterapi yalnızca ağrıyı tedavi etmek için yapılmaz!’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/fizyoterapi-yalnizca-agriyi-tedavi-etmek-icin-yapilmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/fizyoterapi-yalnizca-agriyi-tedavi-etmek-icin-yapilmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fizyoterapinin yalnızca ağrı veya hareket kısıtlılığı ortaya çıktığında başvurulan bir yöntem olmadığını belirten uzmanlar, koruyucu fizyoterapinin sorunlar ortaya çıkmadan önce riskleri azaltmayı amaçladığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süre masa başında çalışma ve hareketsiz yaşamın boyun, sırt ve bel ağrıları ile duruş bozuklukları gibi sorunları artırabildiğine dikkat çeken Fizyoterapist Ayşenur Hacıhasanoğlu, “Özellikle erken dönemde doğru egzersiz ve kişiye özel hareket eğitimiyle sorunun ilerlemesi önlenebilir, iyileşme süreci hızlandırılabilir ve tekrarlama riski azaltılabilir; bu nedenle ‘ağrı geçer’ diye uzun süre beklemek yerine, şikâyetler devam ediyorsa erken değerlendirme önemlidir.” dedi. Ağrının azalmasının problemin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini aktaran Hacıhasanoğlu, tedavinin kişinin fonksiyonel hedeflerine ulaşmasıyla tamamlanması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Fizyoterapist Ayşenur Hacıhasanoğlu, 8 Eylül Dünya Fizyoterapistler Günü fizyoterapinin yalnızca mevcut ağrıları ve hastalıkları tedavi etmekle sınırlı olmadığını; koruyucu yaklaşım, doğru ergonomi, erken müdahale ve kişiye özel egzersizlerle fiziksel sorunların önlenmesi ve tekrarlama riskinin azaltılmasındaki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Fizyoterapi, sorun ortaya</p>

<p>çıkmadan önce riskleri</p>

<p>azaltmayı amaçlar!</p>

<p></p>

<p>Fizyoterapinin yalnızca kas-iskelet sistemi hastalıklarında kullanılan bir yöntem olmadığını ifade eden Ayşenur Hacıhasanoğlu, “Fizyoterapiden kas-iskelet sistemi, nörolojik, kardiyopulmoner, pediatrik, geriatrik, kadın sağlığı, spor, ortopedik ve travma sonrası rehabilitasyon ile kronik ağrı gibi birçok alanda yararlanılabilir.” dedi.</p>

<p>‘Ağrım yoksa fizyoterapiye ihtiyacım yok’ düşüncesinin tam olarak doğru olmadığını dile getiren Hacıhasanoğlu, “Ağrı, vücutta bir sorun olduğunun önemli bir işareti olabilir; ancak fizyoterapi yalnızca ağrıyı tedavi etmek için yapılmaz. Koruyucu fizyoterapi, kişinin hareket kapasitesini ve fiziksel işlevlerini değerlendirerek sorun ortaya çıkmadan önce riskleri azaltmayı amaçlar. Ancak bu herkesin düzenli olarak fizyoterapiste gitmesi gerektiği anlamına gelmez; ihtiyaç, kişinin yaşı, aktivite düzeyi, yaşam tarzı ve risk faktörlerine göre değerlendirilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Fizyoterapi doğru</p>

<p>ergonomiyi sağlamak</p>

<p>konusunda önemli</p>

<p>bir rol üstleniyor!</p>

<p></p>

<p>Uzun süre masa başında çalışmak, ekran karşısında kalmak ve hareketsiz yaşamın hangi fiziksel sorunları artırdığına değinen Hacıhasanoğlu, “Boyun, sırt ve bel ağrıları, duruş bozuklukları, kas güçsüzlüğü, eklem hareket kısıtlılıkları, baş ağrıları ve tekrarlayan zorlanma sorunlarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Fizyoterapi ise kişinin duruşunu ve hareket alışkanlıklarını değerlendirmek, uygun egzersizlerle kasları güçlendirmek, hareketliliği artırmak ve günlük yaşamda doğru ergonomiyi sağlamak konusunda önemli bir rol üstleniyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Şikâyetler kronikleşmeden</p>

<p>tedaviye başlamak</p>

<p>başarıyı artırabiliyor!</p>

<p></p>

<p>Bel ve boyun ağrısı, duruş bozukluğu veya kas güçsüzlüğü gibi sorunlarda fizyoterapiye şikâyetler kronikleşmeden ve hareket kısıtlılığı belirginleşmeden başlamanın, tedavinin başarısını artırabileceğine işaret eden Hacıhasanoğlu, “Özellikle erken dönemde doğru egzersiz ve kişiye özel hareket eğitimiyle sorunun ilerlemesi önlenebilir, iyileşme süreci hızlandırılabilir ve tekrarlama riski azaltılabilir; bu nedenle ‘ağrı geçer’ diye uzun süre beklemek yerine, şikâyetler devam ediyorsa erken değerlendirme önemlidir.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Yaralanmanın tekrarlama</p>

<p>riskinin azaltılması tedavinin</p>

<p>temel hedefleri arasında!</p>

<p></p>

<p>Spor yaralanmalarında ise fizyoterapinin rolünün yalnızca iyileşme sürecini hızlandırmakla sınırlı olmadığını aktaran Hacıhasanoğlu, “Yaralanmaya yol açan biyomekanik ve fonksiyonel faktörlerin belirlenmesi ve düzeltilmesi, kas kuvveti, eklem hareketliliği, propriosepsiyon, denge ve nöromüsküler kontrolün yeniden kazandırılması sayesinde aynı yaralanmanın tekrarlama riskinin azaltılması da tedavinin temel hedefleri arasındadır.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Ağrının azalması, problemin</p>

<p>tamamen ortadan kalktığı</p>

<p>anlamına gelmez!</p>

<p></p>

<p>Fizyoterapi sürecinde sıklıkla karşılaşılan bazı hatalar olduğunu vurgulayan Fizyoterapist Ayşenur Hacıhasanoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Egzersizleri düzensiz yapmak, önerilen hareketleri yanlış teknikle uygulamak, günlük yaşamda yapılan hataları değiştirmemek ve şikâyetler azaldığında tedaviyi tamamlamadan bırakmak sık karşılaşılan hatalar arasında gösterilebilir. Özellikle ağrının azalması, problemin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez; tedavinin erken sonlandırılması kas kuvveti, hareket kontrolü ve fonksiyonel kapasitenin tam olarak kazanılamamasına, dolayısıyla şikâyetlerin tekrarlamasına ve yaralanma riskinin artmasına neden olabilir. Bu nedenle tedavi, yalnızca ağrının geçmesine göre değil, kişinin fonksiyonel olarak hedeflerine ulaşmasına göre tamamlanmalıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/fizyoterapi-yalnizca-agriyi-tedavi-etmek-icin-yapilmaz</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/8-eylul/fizyoterapi-yalnizca-agriyi-tedavi-etmek-icin-yapilmaz.png" type="image/jpeg" length="22647"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Tartıdaki hızlı düşüşe aldanmayın!’]]></title>
      <link>https://www.gaziantepilkhaber.com/tartidaki-hizli-dususe-aldanmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gaziantepilkhaber.com/tartidaki-hizli-dususe-aldanmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hızlı kilo verme isteğinin, kişileri tek tip diyetlere ve kısa süreli detoks programlarına yöneltebildiğini belirten uzmanlar, bu uygulamaların tartıda hızlı düşüş sağlasa da bunun her zaman yağ kaybı anlamına gelmediğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>zaman yağ kaybı anlamına gelmediğini söylüyor.</p>

<p>Tek bir besine dayalı beslenmenin vücudun ihtiyaç duyduğu besin ögelerinin yeterli alınmasını zorlaştırabileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Kilo verme sürecinde tek bir besini mucizevi şekilde öne çıkarmak yerine, kişinin ihtiyaçlarına uygun, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeninin oluşturulması gerekir.” dedi. Meyvelerin ise tek başına bir diyetin temeli değil, dengeli beslenme planının bir parçası olması gerektiğini aktaran İspiroğlu, sağlıklı kilo yönetiminin birkaç günlük katı uygulamalar yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarıyla mümkün olduğunu vurguladı.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, tek tip ve kısa süreli diyetlerin zararları ile sağlıklı ve kalıcı kilo yönetimi için neler yapılması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Tek tip diyetler sürdürülebilir değil!</p>

<p></p>

<p>Hızlı kilo verme beklentisinin kişileri tek tip diyetlere yöneltebildiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Uygulanan tek tip diyetler kısa vadede tartıda düşüş sağlayabilir ancak sağlıklı ve kalıcı bir kilo kaybı için doğru bir yöntem değil.” dedi.</p>

<p>Tek bir besine ya da sınırlı sayıdaki besin grubuna dayanan diyetlerin, vücudun ihtiyaç duyduğu besin ögelerinin yeterli ve dengeli şekilde alınmasını zorlaştırabildiğine işaret eden İspiroğlu, bu tür uygulamaların uzun vadede sürdürülebilir olmadığını vurguladı.</p>

<p></p>

<p>Sağlıklı kilo kaybı</p>

<p>sürdürülebilir beslenme</p>

<p>alışkanlıklarından geçiyor!</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu tür diyetlerde başlangıçta görülen hızlı kilo kaybının her zaman yağ kaybı anlamına gelmediğine dikkat çeken İspiroğlu, “Tartıdaki değişimin bir bölümü vücuttaki su ve glikojen depolarındaki azalmadan kaynaklanabiliyor.” dedi.</p>

<p>Tek tip beslenmenin yanı sıra detoks adı altında uygulanan kısa süreli kürlerin de kalıcı kilo kaybı açısından doğru bir yaklaşım olmadığına vurgu yapan İspiroğlu, “Detoks programları çoğu zaman vücudu ‘temizlediği’ iddiasıyla sunuluyor. Oysa sağlıklı bir bireyde bu görevi zaten karaciğer, böbrekler ve bağırsaklar kesintisiz olarak yerine getirir. Kısa süreli meyve kürleri ise çoğunlukla kalori ve protein alımını azaltarak tartıda geçici bir düşüş oluşturabilir; ancak bu durum gerçek bir yağ kaybı anlamına gelmez. Sağlıklı beslenmede amaç, birkaç gün süren katı uygulamalar değil, uzun vadede sürdürülebilen doğru alışkanlıklar kazanmaktır.” hatırlatmasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Meyveler tek tip diyetlerin</p>

<p>değil, dengeli beslenme</p>

<p>planının bir parçası olmalı!</p>

<p></p>

<p>Kilo verme sürecinde tek bir besini mucizevi şekilde öne çıkarmak yerine, kişinin ihtiyaçlarına uygun, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeninin oluşturulması gerektiğinin altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Özellikle meyveler tek tip diyetler için tercih edilebiliyor. Meyvenin dengeli bir beslenme planı içinde yer alması gerekir. Ancak porsiyon kontrolü önemlidir. Özellikle prediyabeti (gizli şeker) olan veya diyabet riski taşıyan bireylerin meyveyi uygun porsiyonlarda tüketmeleri, mümkünse protein kaynaklarıyla birlikte tercih etmeleri kan şekeri kontrolü açısından daha uygun olur.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gaziantepilkhaber.com/tartidaki-hizli-dususe-aldanmayin</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/7-eylul/tartidaki-hizli-dususe-aldanmayin.jpg" type="image/jpeg" length="42673"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
