Sembollerin Dili: Kültürümüzü Nasıl Kaybediyoruz?

Nasreddin Hoca’yı yalnızca güldüren bir fıkra kahramanı, Midas’ı sadece kulaklarıyla komik bir masal kişisi sanıyorsak, kültürümüzün derinliğini kaçırıyoruz demektir. Bu anlatılar asırlardır bize sadece eğlence sunmak için değil, bilincimizi inşa etmek için aktarıldı. Ne yazık ki bugün onları basit hikâyelere indirgiyor, ardındaki evrensel hakikatleri gözden kaçırıyoruz.

Düşünün: Nasreddin Hoca neden eşeğe ters biner? Bu sadece komik bir sahne değil. Aslında “nefsin” kontrolümüz dışına alınması, yönümüzü bilincimizin belirlemesi gerektiğini anlatan bir semboldür. Mizah kisvesi altında bize felsefi bir ders verir.

Ya Midas’ın eşek kulakları? Bu, hakikati kendi benliğimizin filtresinden geçirerek çarpıtma eğilimimizin sembolüdür. Kulaklarımızla duyarız, ancak anlayışımız nefsimizle bulanabilir.

Hz. Ali’nin duyduğu hakikati kuyuya söylemesi, Mevlânâ’nın neyinin sesi de sıradan menkıbeler değildir. Bunlar, gerçeğin kelimelerle değil, sembollerle, formlarla taşınabileceğini gösteren kadim bilgelik örnekleridir.

Peki neden bu derinliği kaybediyoruz? Modern zamanlar, bu sembolik dili ya “folklor”a hapsediyor ya da “mistisizm” diye ötekileştiriyor. Oysa bu anlatılar ne sadece eğlencedir ne de anlaşılmaz gizemler. Onlar, bilinç mimarimizin taşlarıdır.

Sorun metinlerin basit olmasında değil, bizim okuma biçimimizin sığlaşmasında. Sembolü çözebilirsek kültür taşınır; çözemezsek folklor olarak kalır. Bugün maalesef kültürü folklora indirgemiş durumdayız.

Kur’an’ın ilk emri “Oku”dur, ama burada kastedilen harfleri değil, anlamı okumaktır. Asıl okuma, insanın içindeki gizli olanı açığa çıkarmaktır. Bizler de bu toprakların çocukları olarak, atalarımızın bize bıraktığı sembolik mirası yeniden anlamakla yükümlüyüz.

Toplum dediğimiz yapı, aslında bu evrensel bilincin sınıflandırılmış halidir. Yapay olan toplumsal formlar değil, onların ardındaki özdür. O özü kaybettiğimizde, kültürümüzü de kaybederiz.

Gelin, bir dahaki sefere bir Nasreddin Hoca fıkrası duyduğunuzda, bir Mevlânâ sözü okuduğunuzda durun ve düşünün: Acaba bu anlatı bana sadece gülmek için mi, yoksa daha derin bir şeyler hatırlatmak için mi geliyor?

Kültür, bilginin değil, bilincin aktarımıdır. Ve o bilinci yaşatmak, her birimize düşen bir sorumluluktur.