Sevgi Üzerine

Sevgi hakkında ne dersiniz?

Sevgi bize bahşedilen bir bağ kurma kudretidir. Bir şeye “değer” atfettiğin anda sevgi başlar. Değer vermediğin şeye emek vermezsin. Emek vermediğin şeyi büyütmezsin. Büyütmediğin şey yaşamaz. Bu yüzden sevgi yaşatıcıdır. Yaratıcılığı buradan gelir. Bir çocuğu büyüten, bir fikri geliştiren, bir sanatı inşa eden şey arkasındaki değerdir. Değerin dili sevgidir. Dinimizdeki karşılığı ise rahmettir ve her işimize onunla başlamamız önerilir

Bazen istekle sevgiyi karıştırıyoruz. Arzu sahiplenir. “Benim olsun” der. Sevgi ise alan açar. “Var olsun” der. Arzu merkezine kendini koyar. Sevgi merkezine varlığı koyar. Bu ayrım yapılmadığında sevgi sandığımız şey aslında kontrol arzusuna dönüşür. Yunus Emre hazretin “yaratılmışı severim yaratandan ötürü” derken tüm varlığa rahmet nazarı ile baktığı anlaşılıyor.

Sevgi bir duygu mudur? Evet, duygu boyutu vardır. Ama sadece duygu değildir. Duygular değişkendir. Sevgi ise karar hâline gelebildiğinde kök salar. Birini sevdiğin gün iyi hissedebilirsin, ertesi gün kırılabilirsin. Eğer sevgi sadece duygu olsaydı kırgınlıkla birlikte yok olurdu. Ama gerçek sevgi kırgınlığı aşabilecek bir derinliğe sahiptir.

Sevginin maddi bir yönü de var. İnsan sevdiğinde bedeni değişir, bakışı değişir, sesi yumuşar. Ama sevgi yalnızca biyolojik bir reaksiyon değildir. Beden onun aracıdır; özü değildir. Sevgi anlam üretir. Anlam ise ölçü aletine sığmaz. Bu sevginin büyüklüğünü, değiştirici ve dönüştürücü gücünün göstergesidir.

Peki sevginin önüne ne geçer? Duygular değil. Huylar.

Öfke gelip geçer ama “ben affetmem” huyu kalıcıdır. Korku yükselir ama “ben güvenmem” kalıbı sevgiyi kilitler. Küçük bir davranışla sevgimizin değiştiğine şahit olmuşuzdur. Demek ki sevgi zayıf değil; onu taşıyan benlik kırılgandır.

Pis ya da temiz dediğimiz şey de çoğu zaman dış dünyanın niteliği değil, içimizdeki eşiğin sertliğidir. Huylarımızdan arındıkça “pis” alan daralır. Engel azaldıkça sevgi genişler. Zıtlıklarla kavrayan akıl, bir noktadan sonra birliğe yaklaşır. Orada sevgi seçmez; temas eder.

Halk ağzında “huylu huyundan vazgeçmez” denirken, Karacaoğlan bir deyişinde “ne edeyim güzelde huy olmaayınca” derken bir şarkı sözünde de “huysuz ve tatlı kadın” denilerek yaratılışımıza uygun huy sahibi olmamız gerektiği vurgulanır.

Gerçek sevgi güneş gibidir. Çamura da vurur, billura da. Ama çamur olmaz. Dokunduğu yerde dönüşüm başlatır fakat özünü kaybetmez. İlahi denilen sevgi tam da budur: Ayrım yapmadan temas eden, ama temas ettiğiyle kirlenmeyen.

Bu noktada aşk devreye girer. Aşk, yoğunlaşmış sevgidir. Benliğin kabuğunu çatlatır. “Asla” dediğini “senin için”e çevirir. Sevgiye engel olan huyu sana yedirir. Direndiğin yerde seni büyütür. İşin paradoksu şu: Sevgiye engel olan şeyle yüzleştiğinde sevgi daha da derinleşir.

Aşk şehvet ile karıştırılmaktadır. Şehvet sevginin düşmanı değildir. Ham enerjisidir. Ateş gibi . Ateş yakar da ısıtır da. Şehvet bilinçsiz kaldığında tüketir; sevgiyle terbiye edildiğinde derinleşir. Sevgi şehveti insanileştirir. Şehvet sevgiye canlılık katar.

Sevgi yaratıcıdır. Alan açar. Alan açtığında varlık doğup nefes alır. İnsan sevgiyi merkez yaptığında varolan sevgi üretir, İnsan onunla bağ kurar, yaşatır. Benliği şekli merkez yaptığında daralır, sahiplenir, tüketir.

Sonuçta sevgi bir süs değil, bir ilkedir. Tüm duyguları kapsayıp balanslayıp uyum içinde çalışmasını sağlayan dur.

Duygudan başlar, bilinçte kök salar, davranışta görünür olur. Engeli dünya değil; katılaşmış benliktir. Benlik yumuşadıkça sevgi yayılır. Ve sevgi yayıldıkça hayat sıradan olmaktan çıkar, anlam kazanır.

Hay olan insan ya huyunun dar sınırlarında yaşar ya da sevgisinin geniş ufkunda. Tercih ettiği merkez, hayatının şeklini belirler. Havaya düşen cemre kalbimize de düşsün de önümüze açılan bahara karışıp sevip sevilerek doya doya yaşayalım.