Son Uç: İnsan, Birikim ve Evrensel Açılım

“Son”, çoğu zaman bitişi çağrıştırır. Oysa son, bir birikimin ürünüdür; geçmişin, deneyimin ve düşüncenin bir noktada birleşmesidir. Bu birikim, yeni başlangıçların zeminini hazırlar. Dünyamız dördüncü jeolojik zamanı, insanlık ise uzay çağını yaşıyor. Birey de insanlık da düşünce ve biçim olarak bu sürecin içindedir.

İnsan varoluşun ucu, yaşayan birey ise bu son uçtur. Hangi noktada durursa dursun; geçmişi temsil eder, şimdiye aracılık eder ve geleceğe potansiyel taşır.

Düşünce ve inanç sistemleri, insanın varoluşu boyunca geliştirdiği kalıp, mitolojik ve ahlaki yapıları içerir. İnsanoğlu yüzyıllar boyunca bu kalıplar içinde tanınmış ve değerlendirilmiştir.

Dinler, ritüeller, destanlar ve mitler, toplumsal ve bireysel deneyimin birikimini taşır; bu birikimle bir yandan geçmiş temsil edilirken, diğer yandan geleceğe aktarılacak değerler düzenlenir.

Bireysel bakış, bu sistemleri tek başına kavramaya yetmeyebilir. Ancak sistemin son ucunda duran birey, onları keşfedip uyguladığında ve varoluşunda yaşattığında, o sisteme gerçek anlamını kazandırır.

Son uçta duran insan, sadece kendisi için değil; aynı zamanda insanlığın ve evrenin evrimine katkıda bulunan bir temsilci olarak var olur. Son, burada bir bitiş değil, evrensel bir açılım ve potansiyel alanıdır.

Aşık Veysel “sen varsın orda” adlı deyişinde, varlıktaki kudreti kaynağa bağlayarak inancın sözde değil, yaşamda karşılık bulduğunu dile getirir. Bu, yaşamın ve inancın son noktası değil, yaşanarak ziynetlenen ve sürekli yeniden kurulan bir süreç olduğunu gösterir.

Bundan da anlaşılıyor ki inanç, ancak bireyin varoluşunda eyleme dönüştüğünde insanda son uç olduğunda anlam kazanır.

Bu bağlamda Hz. Peygamber’in “ben son peygamberim” sözü, bir bitişi veya donuşu değil dönemsel tamamlayıcılığının ve evrensel konumunun ifade eder

Teknoloji, bilim ve kültür, en uçtaki bireyin varoluşuyla sürekli biçimlenir. Atomdan gezegenlere, toplumdan bireye her düzey, geçmişin birikimini geleceğe taşıyan bir süreçtir.

Bireyin algısı sınırlıdır; yalnızca bir kesiti görebilir. Ancak yaşam ve bilinç sürekli dönüşüm ve yeniden örülme süreci içindedir.

Bu yüzden bireyin gördüğü ve temsil ettiği kesit, farklı anlam boyutlarında ve varoluş düzeylerinde değerlendirilebilir. Bu da bireyin aynı zamanda kendi içinde evrensel olanı taşıdığını gösterir.

Yakın çekimde siyah bir nokta gibi görülen bir ben veya göz bebeği, uzaklaşıldığında bakışları üzerinde toplayan bir merkeze dönüşür. Asıl olan, onu bulunduğu yerde, yaşamın merkezinde ve bütünlüğün parçası olarak görebilmektir; böylece zıtlık ve perspektif değişimi varoluşun dinamizmini gösterir.

Kur’an’da ölçü ve tartının doğru yapılması öğütlenir (İsra 35). Bu, yalnız dış dünyada değil, insanın kendi içinde de geçerlidir.

Bundan da anlaşılıyorki insan her şeyin ölçü ve tartısıdır, Aynı zamanda ölçülenidir. Yunus’un deyişi ile “Elbette bir Molla Kasım (kısmi bilen) gelip sıgaya çeker. Aslolan bu birikim ve potansiyelin insana yakışan sorumlulukla, insaf ölçüsüyle yapılıp yaşanılmasıdır.