Tevhid: Kal ile Hâlin Birliği

İnsanın en büyük sorunu dış dünyadaki ayrılıklar değil, kendi içindeki ikiliktir. Bu ikilik; kişinin kal'i ile hâli, sözü ile yaşayışı, bilgisi ile eylemi arasındaki mesafedir. Mesafe büyüdükçe insan kendinden uzaklaşır. Kendinden uzaklaşan ise hakikatten de uzaklaşır.

Kal, insanın söylediğidir; inandığını iddia ettiği, savunduğu ve dile getirdiğidir. Hâl ise insanın gerçekten olduğudur. Hakikat, sözde değil; sözün hayata dönüşmesinde ortaya çıkar. Çünkü söz, hâlin dili olmalıdır. Hâlini doğrulamayan söz, yalnızca sestir.

İnsan an'a gelemediğinde zihni geçmişin hatıraları ile geleceğin tasarıları arasında gidip gelir. Geçmiş, hafızanın; gelecek ise hayal ve beklentinin alanıdır. Bu durum dikkatin sürekli bölünmesine neden olur. Kişi bedenen bulunduğu yerde olsa da zihnen başka zamanlarda yaşar. Böylece kal başka bir yerde, hâl başka bir yerde kalır.

Psikolojik açıdan bu durum; kaygı, pişmanlık, zihinsel dağınıklık ve iç çatışma olarak kendini gösterir. İnsan, geçmişte yaşadıklarını tekrar tekrar değerlendirirken suçluluk veya özlem hissedebilir; geleceği düşünürken ise belirsizlik ve endişe yaşayabilir. Sonuçta düşünce, duygu ve davranış arasındaki uyum bozulur. Bu, içsel bütünlüğün zayıflamasıdır.

Kabulleniş de burada belirleyicidir. İnsan, kabul ettiği dünya kadar yaşar. Yanlış kabuller, kal ile hâl arasındaki mesafeyi büyütür; doğru kabuller ise bu mesafeyi kapatır. Ferasat, hakikati olduğu gibi görebilme gücüdür. Ferasat arttıkça insanın sözü de yaşayışı da aynı kaynaktan beslenmeye başlar.

Tevhid yalnızca "Allah birdir." demek değildir. Tevhid, insanın da kendi içinde bir olmasıdır. Düşüncesi, sözü, niyeti ve eylemi aynı hakikatte birleştiğinde ikilik ortadan kalkar. İnsan, kendi içinde birliğe ulaşmadan varlığın birliğini tam anlamıyla idrak edemez.

Bilmek yetmez; bilginin hâle dönüşmesi gerekir. İman etmek yetmez; imanın hayata taşınması gerekir. Konuşmak yetmez; sözün davranışta görünmesi gerekir. Hakikat, bilgi ile eylem, kal ile hâl, niyet ile amel arasındaki uyumda tecelli eder.

Bütün çatışmaların kökeninde bu iç ayrılık vardır. İnsan kendisiyle barıştığında çevresiyle de barışmaya başlar. İçinde tevhidi kuran kişi, dışarıda da birliği, adaleti ve dengeyi kurmaya yönelir. Çünkü hakiki değişim dışarıdan değil, insanın kendi varlığında başlayan birlikten doğar.

İkilik, kal ile hâl arasındaki mesafedir. Tevhid ise bu mesafenin ortadan kalkmasıdır. İnsan, söylediği olduğunda; olduğu şeyi yaşadığında ve yaşadığı hakikati dile getirdiğinde artık iki değil, birdir. İşte hakikat de tam burada açığa çıkar.