Türkiye Cumhuriyeti’nin Temeli Kültürdür Mustafa Kemal ATATÜRK

Türkiye Cumhuriyeti, boşlukta kurulmuş bir devlet değildir. Misak-ı Millî ile ifade edilen coğrafya, binlerce yıllık tarih boyunca farklı toplulukların, dillerin, inançların ve siyasal yapıların yaşadığı bir varoluş alanıdır.

Bu nedenle Cumhuriyetin kuruluşunu yalnızca bir rejim değişikliği olarak görmek eksik kalır. Yüce Atatürk’ün kurduğu devlet anlayışının temelinde, tarihten ve coğrafyadan kopuk yeni bir toplum yaratmak değil; mevcut hayatın kendi şartları içinde yeniden düzenlenmesi vardır.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” sözünü anlayabilmek için kültürün anlamına bakmak gerekir. Kültürün kökünde ekin vardır. Ekin, toprağın işlenmesidir. İnsan toprağı işlerken doğayı yok etmez; doğanın imkânlarını okuyarak onları yaşamın devamına dönüştürür.

Bu anlamıyla kültür yalnızca sanat, edebiyat, folklor veya gelenek değildir. Asıl kültür, yaşamın nasıl sürdürüldüğüne ilişkin insanî birikimdir. Kültürün kaynağı insandır ve bu anlamıyla kültür insanlığa aittir.

Burada doğa, insan, toplum ve devlet birbirinden bağımsız alanlar değildir. Devlet bu bütünün siyasal örgütlenme biçimidir. Bu nedenle devlet kültürün sahibi değildir. Onun görevi, içinde yaşayan insanların kendi varoluşlarını sürdürebilecekleri düzeni kurmak ve korumaktır.

Cumhuriyetin anlamı tam da burada ortaya çıkar. Cumhuriyet, insanın devlete tabi bir nesne olarak konumlandırılması değil, siyasal düzenin insanın iradesiyle ilişkilendirilmesidir. Egemenliğin millete verilmesi bu nedenledir.

Bir devlet, uluslararası arenada siyasal varlığını görünür kılmak için temsil araçlarına ihtiyaç duyar. Dil ve bayrak bunların başında gelir. Türkçe devletin temsil dilidir; Türk bayrağı Cumhuriyetin siyasal birliğini temsil eden görünür simgedir.

Ancak burada önemli olan ayrımı korumaktır: Temsil etmek, sahip olmak değildir. Türkçe Cumhuriyetin temsil dili olabilir; fakat bu, başka dillerin varlığını ortadan kaldırmaz. Devletin ortak temsil araçlarına sahip olması zorunludur; fakat bu zorunluluk, kültürel farklılıkları yok etme yetkisi anlamına gelmez.

Çünkü devletin görevi kültürü tek biçime sokmak değil, insanın kültürel varlığını sürdürebileceği siyasal düzeni kurmaktır.

Atatürk’ün sözü bu nedenle yalnızca kültür politikasıyla ilgili değildir. Bu söz, Cumhuriyetin hangi insan ve hangi yaşam anlayışı üzerine kurulacağını da gösterir.

Kültür, insanın doğayla ilişkisinden doğan ve kuşaktan kuşağa aktarılan yaşam birikimidir. İnsan bu kültürün yaşayan ferdidir. Toplum, bu insanların birlikte varoluş biçimidir. Devlet ise bu varoluşun siyasal örgütlenmesidir.

Cumhuriyetin görevi bu bütünlüğü parçalamak değil, insanın bu bütün içindeki yerini özgürce gerçekleştirebilmesini sağlamaktır. Kültür de devletin sahip olduğu bir değerler bütünü değil, insanlığın yaşayan mirasıdır.

Bu nedenle Cumhuriyetin gerçek güvencesi yalnızca kurumları, kanunları veya siyasal yapısı değildir. Kendi köklerini bilen, doğayla bağını koparmayan, aklını kullanan ve kendi hayatının sorumluluğunu taşıyan özgür insandır.