Unutmanın ve Hatırlamanın Bedensel ve Ruhsal Yolculuğu

İnsan, unutmayı hep eksiklik gibi görür. Ama unutmanın karanlık yüzünde bereket (hatırlanacak olanlar) saklı.

Mitolojinin Lethe ırmağı, ruhların hafızasını silen o sisli akıntı, aslında insan bilincinin çalışma biçiminin yöntemlerindendir. Çünkü unutmak, yalnızca geçmişi kaybetmek değil; özün üzerinin katman katman örtülmesidir.

Lēthē gizlenme, örtülme, gözden kaybolmadır; onun olumsuzu olan alētheia ise hakikat; yani hakikat dediğimiz şey, unutmanın perdesi kalkmış bir açıklıktır. İnsan çoğu zaman bu açıklığın ters tarafında yaşar. Kendine biçilen rolleri, isimleri, unvanları, toplumsal kostümleri “ben” sanarak özünü bir sis tabakasının ardına iter. Kişi ismine ve bedeninin dış görünüşüne tutundukça, kendi kendiliğinin o sessiz kaynağını unutur.

Bu unutuşu yalnız bilinçte değil, bedende de görülebilir.

Beynin hafızayı kodlayan yapıları olan hipokampus ve prefrontal korteks, mitolojik anlamda küçük Lethe’ler gibi çalışır. Çok olanı eler, gereksiz bulduğunu çöpe atar, yeni olanla eskiyi yer değiştirir.

Uyku, hafızayı düzenleyen ve çözen o gece içi akıntısıyla tam bir Lethe kapısıdır. Unutmak, burada bir kusur değil, bilincin hafiflemek için kullandığı tekniktir.

Dini anlatımlarda ise insanın her eylemi kayıt altındadır; meleklerce yazılır, gün sonunda birey kendi yaptıklarını hatırlayarak muhasebe edip tövbe etmezse, bu fiiller amel defterine kaydedildiği belirtilir.

İşin ilginç yanı, bu unutma dinamiğinin biyolojinin en temel düzeyinde de karşımıza çıkması. Sperm, bedenin dev düzeninin içinden kopar ve çıktığı kaynağın hiçbir bilincini taşımaz. Genetik geçmişi sırtında, ama farkındalığı oluşmamıştır. İçinde bütün bir soy zincirinin sesi var ama o sesi duymadan hareket eder. Kökü taşır ama kökünü bilmez. Bu bilinçsizlik, mitolojik anlamda yeni bir yazgının kapısını açan bir unutuşa benzer. Sperm de tıpkı Lethe’den geçmiş bir ruh gibi, geçmişsiz bir başlangıç taşır. (ruh geldiği yeri hatırlamaz). Unutma burada bir kayıp değil; yeni bir hayat oluşumunun şartıdır.

Bütün bu örnekler, insanın varoluşunda bir temel gerçeğe işaret ediyor: unutma, özün üzerine çöken sis değil; bazen özün kendini gösterme biçimidir. İnsan kendisine dair en temel tanıklığı unutuyor çünkü bilincin akışı, biçimlere tutunmayı daha kolay buluyor.

Mitoloji, nörobilim ve biyolojinin buluştuğu yerde aynı sezgi yatıyor: unutma, bir boşluk üretir; bu boşlukta yeni bir anlamın, yeni bir bilincin, yeni bir hayatın filizlenme potansiyeli vardır. İnsan sadece hatırlayan veya unutan bir varlık değil var olma bilincinin devamı için unutup hatırlayan, bir varlıktır. Unutmanın bu tuhaf döngüsü, insanı hem kendinden uzaklaştırır hem kendine geri getirir.

Lethe’nin suları, insanın kendi iç akıntılarıdır. Bu akıntının içinde kaybolmak da mümkündür, akıntının kıyısında kendi sessiz kaynağını duymak da.

Aslolan ise bu nehrin yansıması olan varoluşu sevgi nefesiyle dalgalandırmakla coşturmaktır.