Mezun sayısının kalitenin göstergesi olmadığını söyleyen Gaziantep Peyzaj Mimarları Odası Önceki Dönem İl Temsilcisi Celal Akcan, Peyzaj mimarlığında artık niceliğin değil, niteliğin konuşulması gerektiğini belirtti.
Akcan, ‘’Türkiye'de peyzaj mimarlığı eğitiminin yaygınlaşması, ilk bakışta olumlu bir gelişmedir. Ancak program ve kontenjan sayısının artması, aynı oranda akademik altyapı, uygulama alanı, laboratuvar, stüdyo kapasitesi ve nitelikli öğretim kadrosuyla desteklenmediğinde kalite açısından sorun oluşturabilir’’ dedi.
Asıl ölçüt, mezunun mesleki hayata başladığında ne kadar yetkin olduğudur
Peyzaj mimarlığının yalnızca bitki seçimi veya estetik bahçe düzenlemesinden ibaret olmadığını kaydeden Akcan, ‘’Ekoloji, bitki materyali, toprak bilimi, sulama, drenaj, yapı ve malzeme bilgisi, bilgisayar destekli tasarım, üç boyutlu modelleme, kentsel tasarım, planlama, sürdürülebilirlik ve proje yönetimi gibi çok sayıda teknik alanı bir arada barındırmaktadır. Dolayısıyla bir peyzaj mimarlığı programının başarısı, yalnızca kaç öğrencinin kayıt yaptırdığı veya kaç öğrencinin mezun olduğu ile ölçülemez. Asıl ölçüt, mezunun mesleki hayata başladığında ne kadar yetkin olduğudur’’ şeklinde konuştu.
‘Peyzaj mimarlığı eğitiminin en önemli sorunlarından biri, diplomanın mesleki yeterliliğin otomatik göstergesi olarak kabul edilmesidir’ diyen Akcan, ‘’Bir peyzaj mimarının mezun olduktan sonra teknik proje okuyabilmesi, tasarım üretebilmesi, uygulama detaylarını çözebilmesi, bitkiyi doğru yerde ve doğru ekolojik koşullarda kullanabilmesi, sulama ve drenaj sistemlerini anlayabilmesi, metraj ve keşif hazırlayabilmesi, bilgisayar destekli çizim yapabilmesi, saha uygulamasını kontrol edebilmesi ve diğer meslek disiplinleriyle koordinasyon sağlayabilmesi beklenmektedir. Bu nedenle üniversiteler artık yalnızca “kaç kişi mezun ettik?” sorusuna değil, “nasıl bir mezun yetiştirdik?” sorusuna cevap vermelidir’’ değerlendirmesini yaptı.
Peyzaj mimarlığı eğitiminin geleceği açısından birkaç temel adım atılabilir
Peyzaj mimarlığı eğitiminin geleceği açısından birkaç temel adımın atılabileceğini kaydeden Akcan, ‘’İlk olarak, program kontenjanları öğretim üyesi sayısı ve altyapı kapasitesiyle ilişkilendirilmelidir. İkinci olarak, bütün programlarda ortak bir asgari mesleki yeterlilik çerçevesi oluşturulmalıdır. Üçüncü olarak, mezuniyet öncesinde öğrencinin yalnızca ders geçme başarısı değil, teknik ve uygulamalı becerileri de ölçülmelidir. Dördüncü olarak, üniversite-kamu-özel sektör iş birliği güçlendirilmelidir. Öğrencinin gerçek projeler ve gerçek saha koşullarıyla karşılaşması sağlanmalıdır. Beşinci olarak, öğretim üyelerinin akademik unvanlarının yanında alan yeterlilikleri ve güncel mesleki faaliyetleri de değerlendirilmelidir. Altıncı olarak, programların mezunlarının istihdam durumu ve işveren memnuniyeti düzenli olarak izlenmelidir’’ şeklinde konuştu.
İhtiyaç duyulan şey yalnızca daha fazla diploma sahibi insan değildir
Akcan, ‘’Türkiye'nin daha fazla peyzaj mimarına ihtiyacı olabilir. Ancak ihtiyaç duyulan şey yalnızca daha fazla diploma sahibi insan değildir. Türkiye'nin; iklim değişikliğini bilen, su kaynaklarını koruyabilen, kuraklığa dayanıklı peyzajlar tasarlayabilen, kentlerin ekolojik sorunlarını anlayabilen, teknik çizim ve uygulama bilgisine sahip, bitkiyi tanıyan, proje yönetebilen ve mesleki sorumluluk taşıyabilen nitelikli peyzaj mimarlarına ihtiyacı vardır’’ tespitini yaptı.
Bunun bedelini yalnızca mezunlar değil; kentler, doğa ve toplum öder
Üniversitelerin görevinin ise yalnızca mezun sayısını artırmak değil, yetkinlikleri kazandırmak olduğunu sözlerine ekleyen Akcan, ‘’Artık yükseköğretimde başarıyı “kaç mezun verdik?” üzerinden değil, “kaç yetkin meslek insanı yetiştirdik?” üzerinden değerlendirme zamanı gelmiştir. Peyzaj mimarlığı eğitiminin geleceği açısından mesele bir kontenjan tartışmasından çok daha büyüktür. Mesele, Türkiye'nin kentlerini, parklarını, kırsal alanlarını ve doğal kaynaklarını gelecekte kimin ve hangi yeterlilikle tasarlayacağı meselesidir. Çünkü peyzaj mimarlığında kalite düşerse, bunun bedelini yalnızca mezunlar değil; kentler, doğa ve toplum öder’’ uyarısında bulundu.
Peyzaj mimarlığı stüdyo eğitimi olmadan düşünülemez
‘Peyzaj mimarlığı stüdyo eğitimi olmadan düşünülemez’ ifadelerini kullanan Akcan, ‘’Peyzaj mimarlığı eğitimini diğer birçok teorik programdan ayıran en önemli özelliklerden biri tasarım stüdyosu ve uygulamalı eğitimdir. Öğrencinin yalnızca ders dinleyerek iyi bir peyzaj mimarı olması mümkün değildir. Bir öğrencinin; arazi analizi, konsept geliştirme, tasarım, teknik çizim, detay çözümü, bitkilendirme, sulama, metraj, maliyet, uygulama ve bakım zincirinin tamamını öğrenmesi gerekir. Bu nedenle üniversitelerin yalnızca derslik kapasitesi değil; tasarım stüdyoları, bilgisayar laboratuvarları, bitki koleksiyonları, uygulama alanları, her baryumlar, ölçüm ekipmanları ve saha çalışmaları da değerlendirilmelidir. Aksi halde öğrenci mezun olduğunda elinde diploma olabilir; ancak gerçek bir proje sahasında karşılaştığı problemi çözmekte zorlanabilir’’ dedi.
Mezun sayısını artırmak, yükseköğretimde kaliteyi artırmak anlamına gelmez
Akreditasyonun bir tercih değil, kalite güvencesi olması gerektiğini aktaran Peyzaj Mimarları Odası Önceki Dönem Gaziantep İl Temsilcisi Celal Akcan, konuşmasını şöyle tamamladı: ‘’Türkiye'de yükseköğretimde akreditasyonun yaygınlaştırılması son yıllarda önemli bir politika haline gelmiştir. Peyzaj mimarlığında da benzer biçimde programların kalite standartlarının ölçülebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Mezunların teknik çizim, bilgisayar destekli tasarım, üç boyutlu modelleme, bitki bilgisi, sulama, drenaj ve uygulama detayları konusundaki yeterlilikleri ölçülüyor mu? Bu soruların cevapları olmadan yalnızca mezun sayısını artırmak, yükseköğretimde kaliteyi artırmak anlamına gelmez.’’