‘Ne işçi memnun ne de işveren rahat’ diyen Mali Müşavir Eren Ovayolu, ‘’Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçiler, aldıkları ücretle ayın sonunu getirmekte zorlandıklarını açıkça söylüyor. Kira, mutfak masrafı, yol derken maaş daha ay bitmeden tükeniyor. Fazla mesai yapılmasına rağmen alım gücü her geçen gün biraz daha düşüyor. Kâğıt üzerindeki enflasyonla, evdeki mutfak arasındaki fark giderek açılıyor’’ tespitini yaptı.
İşçi geçinemiyor, işveren zorlanıyor
Ovayolu, ‘’Sahadan gelen ses çok net: işçi geçinemiyor, işveren zorlanıyor. Devlet ise bu dengeyi kuracak anahtarın hâlâ elinde olduğunu hatırlamak zorunda. Doğru politikalarla, doğru teşviklerle ve fonların doğru yerde kullanılmasıyla bu sorun çözülebilir. Aksi halde her yıl aynı tartışma yaşanır, ama sonuç değişmez’’ ifadelerini kullandı.
Maliyetler katlanıyor
İşveren tarafından başka bir sıkıntının olduğuna dikkat çeken Ovayolu, ‘’Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde asgari ücret, primler ve vergilerle birlikte ciddi bir yük haline gelmiş durumda. Elektrik, doğalgaz, hammadde derken maliyetler katlanıyor. Birçok sanayici, ‘İşçiye az veriyoruz diye içimiz rahat değil, bu maliyetlerle ayakta kalıyoruz diye de sevinemiyoruz’ diyerek durumu özetliyor’’ dedi.
Satışlar eski hareketliliğini kaybetmiş durumda
Ovayolu, ‘’Çarşıdaki esnafın hali de farklı değil. Satışlar eski hareketliliğini kaybetmiş durumda. Maliyetler artarken işler aynı oranda artmıyor. Bu yüzden bazı esnaflar personel azaltıyor, bazıları borçla döndürmeye çalışıyor. ‘Asgari ücreti ödüyoruz ama kazanç eskisi gibi değil’ diyen esnafın sayısı her geçen gün artıyor. Gaziantep gibi üretimle ayakta duran bir şehir için bu tablo ciddi bir uyarı. Çünkü bu şehirde sanayi yavaşlarsa, çarşı durgunlaşırsa bunun etkisi herkesin sofrasına yansıyor’’ şeklinde konuştu.
Tablo piyasanın değil, doğrudan ekonomik yönetimin sorunu
İşçinin geçinemediğini, işverenin ise nefes almakta zorlandığını kaydeden Ovayolu, ‘’Sorun sadece ücretin rakamı değil. Sorun; maliyetlerin düşürülmemesi, vergi ve prim yüklerinin hafifletilmemesi ve enflasyonla gerçek anlamda mücadele edilememesi. Bu şehirde bugün kazanan yok. Bu noktada artık şunu açıkça söylemek gerekiyor; bu dengeyi ne işçi tek başına kurabilir ne de işveren. Eğer bir ücret işçiye az, işverene fazla geliyorsa, burada devreye girmesi gereken devletin kendisidir. Çünkü bu tablo piyasanın değil, doğrudan ekonomik yönetimin sorunudur’’ ifadelerini kullandı.
İşsizlik Fonu asıl amacında kullanılmalı
Çözümün çok basit olduğunu kaydeden Ovayolu, ‘’Devlet, bu yükü iki tarafa paylaştıracak mekanizmaları devreye sokabilir. İşverene SGK primlerinde gerçek ve kalıcı teşvikler sağlanırken, işçinin alım gücü de doğrudan desteklenebilir. Özellikle burada İşsizlik Sigortası Fonu önemli bir araç olarak duruyor. Yıllardır işçilerin maaşlarından kesilerek biriken bu fonda ciddi bir kaynak oluştu. Ancak geçmişte bu paraların işverene kredi olarak kullandırılması sahada hâlâ büyük bir soru işareti olarak duruyor. İşçinin cebinden kesilen bir paranın, işçiye değil de işverene verilmesi zaten uzun süredir tartışma konusu. Bugün gelinen noktada bu fonun asıl amacına dönmesi gerekiyor. İşçiye, maaşına ek bir destek olarak yansıtılacak bir katkı; hem alım gücünü artırır hem de asgari ücretin yarattığı baskıyı azaltır. Aynı anda işverene sağlanacak SGK teşvikleriyle maliyet yükü hafifletildiğinde, iki taraf için de daha dengeli bir tablo ortaya çıkabilir’’ değerlendirmesinde bulundu.





