Ekonomi tarihinin her döneminde bir gerçek hiç değişmedi: Altın, krizlerin sessiz galibi oldu. Bugün de tablo farklı değil. Son aylarda ons fiyatının rekor üzerine rekor kırdığı, gram altının neredeyse her hafta yeni bir zirve yaptığı bir dönemin içindeyiz. Peki bu yükselişin arkasında ne var ve daha ne kadar sürecek?

Altın, sadece bir maden değil; ekonomik güvensizliklerin aynası. Dünyada jeopolitik gerginliklerin artması, küresel faiz politikalarındaki belirsizlik, merkez bankalarının rezerv tercihlerindeki değişim ve enflasyonun kalıcılığı altının yükselişini besliyor. Bir başka deyişle, piyasalar riskten kaçarken altına sığınıyor. Çünkü altın, “değeri olan tek güvenli liman” algısını koruyor.

Türkiye özelinde ise tablo biraz daha katmanlı. Dövizdeki dalgalanma, yüksek enflasyon ve mevduat faizlerinin reel anlamda erimesi, yatırımcıyı yeniden altına yöneltti. Artık vatandaş için altın sadece bir takı değil; enflasyona karşı kişisel bir sigorta poliçesi.

Peki, bu yükseliş ne zamana kadar sürecek?

Kısa vadede, küresel riskler azalmadıkça altının düşmesi beklenmiyor. Ancak unutulmamalı: Altın, daima dalgalı bir denge arayışı içindedir. Ne sonsuza kadar yükselir ne de tamamen kaybolur. Yatırımcılar için önemli olan, bu dalgaları okuma becerisidir.

Bu nedenle altını bir “hızlı kazanç aracı” değil, zaman içinde değerini koruyan bir liman olarak görmek gerekir. Panikle değil, planla hareket edenler uzun vadede kazanır.

Altının bugünkü yükselişi sadece fiyatların artışı değil; ekonomiye, siyasete ve dünyaya duyulan güvensizliğin fiyatıdır.

Belki de asıl soru şudur:

Altın mı yükseliyor, yoksa biz mi istikrara olan inancımızı kaybediyoruz?