“Kanserin tedavisi var” diyerek sözlerine başlayan Işık, hastaların umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini belirtti. ‘’Umutsuzluğa gerek yok; yeter ki hastalar tedavi için ilk adımı atsın’’ dedi.

Umutsuzluğa gerek yok; yeter ki hastalar tedavi için ilk adımı atsın
Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniği, kanser cerrahisi alanında Türkiye’nin önde gelen merkezleri arasında yer alıyor. Deneyimli öğretim üyeleri ve sağlık çalışanlarının görev yaptığı klinikte birçok kanser türüne yönelik cerrahi tedavi başarıyla uygulanıyor. Ayrıca GAÜN Hastanesi, Türkiye’de pediatrik göğüs cerrahisi alanında hizmet veren sayılı merkezlerden biri olarak dikkat çekiyor. Tedavi süreçlerini tamamlayan çok sayıda hasta yeniden sağlığına kavuşarak yaşamına devam ediyor.

Kanser hastalarının en az beş yıl boyunca takip edilmesi gerekiyor
Işık, “Kanser hastalarının en az beş yıl boyunca takip edilmesi gerekiyor. Bu süreç hem hastalar hem de yakınları açısından yorucu olabiliyor. Ancak hastalarımızın önemli bir kısmı tedaviden olumlu sonuç alıyor. Kliniğimizde yaklaşık bin dört yüz akciğer kanseri hastasını takip ediyoruz ve bunların yarıdan fazlası ileri evre hastalardan oluşuyor. Buna rağmen beş yıllık sağ kalım oranımız yüzde 60’lar seviyesinde. Küçük tümörlerde ise bu oran yüzde 90’a kadar çıkabiliyor. Dolayısıyla umutsuzluğa gerek yok; yeter ki hastalar tedavi için ilk adımı atsın. Bunun yanında hastalarımızın çevreden duydukları bilgi ve yorumlardan çok hekimlerinin önerilerine kulak vermeleri gerekiyor’’ şeklinde konuştu.
“Çocuktan Yaşlıya Geniş Bir Hasta Grubuna Hizmet Veriyoruz”
Göğüs cerrahisinin her yaş grubuna hizmet verdiğini belirten Işık, alanın oldukça geniş bir hasta yelpazesine hitap ettiğini söyledi. “Hasta yaş aralığımız doğumdan başlayıp ileri yaşlara kadar uzanıyor. Göğüs cerrahisi; kanserler, enfeksiyonlar, paraziter hastalıklar, travmalar ve doğumsal hastalıklar gibi çok farklı alanlarda hizmet veriyor. Bu nedenle çocuklardan yaşlılara kadar geniş bir hasta grubuna tanı ve tedavi hizmeti sunuyoruz’’ açıklamasını yaptı.

Hasta grubumuzun yaklaşık yüzde 75’ini kanser hastaları oluşturuyor
Hastalarının büyük bölümünü kanser vakalarının oluşturduğunu ifade eden Işık, akciğer kanserinin dünya genelindeki önemine de dikkat çekti. ‘’Hasta grubumuzun yaklaşık yüzde 75’ini kanser hastaları oluşturuyor. Akciğer kanseri, dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri ve kanser kaynaklı ölümlerin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Bazı ülkelerde kadınlarda meme kanseri, erkeklerde ise prostat kanseri daha sık görülse de genel nüfus değerlendirildiğinde akciğer kanseri en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Bu nedenle erken tanı ve uygun tedavi büyük önem taşıyor’’ dedi.

“Hastaların Üçte İkisi Ameliyat Şansını Kaybetmiş Olarak Geliyor”
Akciğer kanserinde tanı ve tedavide gecikmeler yaşandığını dile getiren Işık, hastaların belirtileri önemsemesi gerektiğini kaydederken, ‘’Genel-geçer semptomları var. Örneğin öksürük, herkes öksürür ama hastanın bu öksürüğü önemsemesi, hekimin ise kanseri teşhis etmesi gerekiyor. Önemsenmeyip sıradan alt veya üst solunum yolu enfeksiyonu gibi kabul edilince bize geldiklerinde ameliyat şansını yitirmiş oluyorlar. Bu durum dolayısıyla ne yazık ki sadece 3 hastamızdan birinin ameliyat şansı oluyor. Kan kanserleri ve beze kanserleri dışında birçok kanser türünde en etkili tedavi yöntemi hâlâ cerrahidir. Çünkü cerrahi müdahale ile tümörün gözle görülebilen kısmı birkaç saat içinde vücuttan tamamen çıkarılarak tümör yükü önemli ölçüde azaltılır’’ ifadelerini kullandı.

“Ameliyat Olan Hastaların Yüzde 95’i Bir Haftada Taburcu Oluyor”
Ameliyatın önemine dikkat çeken Işık, hastaların endişeleri nedeniyle cerrahi tedaviden kaçınmaması gerektiğini vurguladı. “Akciğer kanseri, yemek borusu kanseri ve göğüs cerrahisinin ilgi alanına giren diğer hastalıklarda ameliyat olabilen hastaların şanslı olduğunu düşünüyorum. Hastalarımız çoğu zaman ameliyat olmaktan çekiniyor. Ancak ameliyat edilen hastalarımızın yaklaşık yüzde 95’i bir hafta içerisinde taburcu olarak günlük yaşamlarına geri dönebiliyor’’ dedi.

“Bölgenin En Yetkin Merkezlerinden Biriyiz”
GAÜN Hastanesi’nin bölge açısından önemli bir sağlık merkezi olduğunu hatırlatan Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ferudun Işık, şu değerlendirmelerde bulundu: ‘’Gaziantep Üniversitesi Hastanesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer almasına rağmen üniversite hastaneleri arasında yüksek düzeyde yetkinliğe sahip merkezlerden biridir. Bölge insanında zaman zaman İstanbul, Ankara, İzmir ya da yurt dışındaki merkezlere yönelme eğilimi olabiliyor. Oysa hastanemizde tüm branşların bir arada bulunması büyük bir avantaj sağlıyor. Farklı uzmanlık alanlarının iş birliği içinde çalışması sayesinde hastaların sorunlarına multidisipliner yaklaşımla çözüm üretebiliyoruz. Bu nedenle vatandaşlarımızın ameliyattan korkmamaları gerekiyor. Ayrıca Türkiye’de çocuk göğüs cerrahisi alanında hizmet veren sayılı merkezlerden biriyiz. Çocuk göğüs cerrahisi kapsamında gerçekleştirilen tüm ameliyatları başarıyla uygulayabiliyoruz.”
Cerrahi teknikler kameralı (kapalı) ve açık ameliyat olarak ikiye ayrılıyor
Ameliyat tekniklerine ilişkin bilgi veren Işık, günümüzde uygulanan cerrahi yöntemler arasındaki temel farkın kesi büyüklüğü olduğunu ifade etti. ‘’Cerrahi teknikler genel olarak kameralı (kapalı) ve açık ameliyat olarak ikiye ayrılıyor. Halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen kameralı yöntem ile açık ameliyat arasındaki temel fark kesi büyüklüğüdür. İçeride gerçekleştirilen cerrahi işlem ise aynıdır. Örneğin akciğer kanserinde akciğerin bir lobunun alınması gerekiyorsa, bu işlem hem açık hem de kapalı yöntemle aynı şekilde uygulanır. Dolayısıyla burada belirleyici olan unsur, yapılan işlemin kendisinden ziyade kullanılan cerrahi yaklaşım ve kesi boyutudur’’ diye konuştu.
“Kanserin Kendisine Özgü Bir Belirtisi Yok”
Akciğer kanserinin belirtilerine de değinen Işık, bu belirtilerin farklı hastalıklarda da görülebileceğinin altını çizdi. ‘’Akciğer kanserinde öksürük, balgam, göğüs ağrısı ve tümörün yerleşim yerine bağlı olarak nefes darlığı görülebilir. Halk arasında en fazla endişe yaratan belirtilerden biri de kan tükürmedir. Ancak her kan tükürme vakasının akciğer kanseri anlamına geldiğini söylemek doğru değildir. Çünkü bu durum farklı sağlık sorunlarından da kaynaklanabilir. Öte yandan, akciğer kanseri olan her hastada kilo kaybı veya iştahsızlık görüleceği düşüncesi de doğru değildir. Bu tür belirtiler ortaya çıktığında çoğu zaman hastalığın daha ileri evrelere ulaştığını gösterebilir. Bu nedenle belirtilerin tek başına değerlendirilmemesi ve gerekli tetkiklerin yapılması önem taşımaktadır’’ vurgusu yaptı.
“Tedaviyi Evreye Değil Hastaya Göre Planlıyoruz”
Prof. Dr. Işık, Akciğer kanserinin dört evreden oluştuğunu, evrelemenin tedavi planlamasından çok hastalığın seyri hakkında öngörüde bulunmak amacıyla kullanıldığını söylerken, ‘’Evreleri, hastalığın gidişatını öngörmek için kullanıyoruz. Ancak bu konuda toplumda yaygın bir yanlış anlaşılma var. Tedaviyi yalnızca evreye göre değil, hastanın genel durumuna ve tümörün özelliklerine göre planlıyoruz. Yani ‘evre 1 mutlaka ameliyat edilir, evre 4 kesinlikle ameliyat edilmez’ şeklinde bir yaklaşım doğru değildir. Eğer tümör görülebiliyor, müdahale edilebiliyor ve tamamen çıkarılabileceği düşünülüyorsa cerrahi seçenek olarak değerlendirilebilir. Örneğin bir santimetrelik bir tümör evre 1 olabilirken, aynı büyüklükteki başka bir tümör vücudun farklı bölgelerine yayılmışsa evre 4 olarak değerlendirilebilir. Yaygın metastaz gösteren hastalarda cerrahi tercih edilmezken, bazı ileri evre hastalarda uygun koşullar sağlandığında ameliyat mümkün olabilmektedir. Örneğin büyük bir tümör yalnızca beyine sıçramışsa ve gerekli beyin cerrahisi müdahalesi yapılabiliyorsa, akciğer kanseri için de cerrahi tedavi uygulanabilir. Kanser tedavisi alanında yıllardır yapılan çalışmalar, kişiye özel planlanan bu yaklaşımların hem yaşam süresine hem de yaşam kalitesine önemli katkılar sağladığını göstermektedir’’ açıklamasını yaptı.
“Bazı Kanser Türleri Bölgesel Olarak Daha Sık Görülüyor”
Kanser görülme sıklığının bölgelere göre farklılık gösterebildiğini sözlerine ekleyen Işık, çevresel ve genetik faktörlerin bu durum üzerinde etkili olduğuna vurgu yaptı. “Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yüz bin kişide yaklaşık 80 yeni kanser vakası görülüyor. Ancak gerçek rakamların daha yüksek olabileceğini düşünüyoruz. Kuzey Avrupa ülkelerinde kanser görülme sıklığı daha yüksektir. Bazı kanser türleri ise belirli bölgelerde daha sık görülmektedir. Örneğin yemek borusu kanseri, Türkiye’nin doğu bölgelerinde batıya kıyasla daha yüksek oranlarda karşımıza çıkmaktadır. Dünyada bu kanser türünün en sık görüldüğü ülkelerden biri Çin’dir. Beslenme alışkanlıkları ve genetik özelliklerin bu dağılımda etkili olduğu düşünülmektedir. Akciğer zarı kanseri ise bazı bölgelerde kümelenmeler şeklinde görülebilmektedir. Bunun önemli nedenlerinden biri geçmişte evlerde ısı ve su yalıtımı amacıyla kullanılan bazı doğal mineral içerikli topraklardır. Kapadokya bölgesinde bu nedenle dikkat çekici oranlar tespit edilmiştir. Gaziantep ve çevresinde de benzer özellikler gösteren bazı yerleşim alanları bulunmaktadır’’ hatırlatmasında bulundu.
Kanser artık çaresiz bir hastalık değildir
Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniği’nin deneyimli kadrosu, multidisipliner çalışma anlayışı ve yüksek hasta kapasitesiyle bölgenin önemli referans merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Işık, kanser tanısı alan hastaların umutsuzluğa kapılmadan tedavi sürecine güvenle başlamaları gerektiğini ifade etti. Erken tanı, doğru tedavi planlaması ve düzenli takip ile birçok hastanın sağlığına kavuşabildiğini kaydeden Işık, “Kanser artık çaresiz bir hastalık değildir. Hastalarımızın tedaviye zamanında başvurması ve hekimlerinin önerilerine güvenmesi, başarı şansını önemli ölçüde artırmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.Leyla Aysun Gökşen





