Psikolog Zeynep Buse Yengil, ‘’Gaziantep’e genç nüfusun yoğunluğu tabloyu daha da belirgin hale getiriyor. Özellikle ergenlerle yapılan görüşmelerde, günün ciddi bir kısmının sosyal medyada geçtiğini açıkça görüyorum. Ortalama 4–5 saatlik bir kullanım süresi artık birçok aile için sıradanlaşmış durumda’’ şeklinde konuştu.
Telefon, bazen kendini değerli hissetme aracı haline gelmiş durumda
‘Son zamanlarda seanslarda en sık karşıma çıkan konulardan biri, insanların ekranla kurduğu ilişki’ diyen Yengil, ‘’Eskiden daha çok ‘fazla telefon kullanıyorum’ gibi cümleler duyarken, artık bu durumun günlük hayatın merkezine yerleştiğini görüyorum. Telefon sadece bir iletişim aracı değil; aynı zamanda oyalanma, kaçma, rahatlama ve hatta bazen kendini değerli hissetme aracı haline gelmiş durumda’’ açıklamasında bulundu.
Ekran süresi giderek artıyor
Gün içinde fark etmeden defalarca telefona bakmanın, birkaç dakikalığına girilen bir uygulamada uzun süre kalmanın ve sonrasında gelen ‘zamanımı yine boşa harcadım’ hissin birçok kişinin ortak deneyimi olduğunu belirten Yengil, ‘’Türkiye genelinde ekran süresinin giderek arttığını gösteren veriler de bunu destekliyor. Günlük ortalama kullanım süresinin 6 saate kadar çıktığı, bunun önemli bir kısmının sosyal medya platformlarında geçtiği biliniyor. Özellikle Instagram, TikTok ve YouTube gibi hızlı tüketilen içeriklerin olduğu platformlar, kullanıcıyı içinde tutma konusunda oldukça güçlü’’ ifadelerini kullandı.
Sosyal medya, zorlayıcı duygulardan uzaklaşmanın en kolay yolu haline geldi
Meselenin sadece geçirilen süre olmadığını kaydeden Yengil, ‘’Daha çok, ekranın hangi ihtiyacı karşıladığı önemli. Birçok kişi için sosyal medya, zorlayıcı duygulardan uzaklaşmanın en kolay yolu haline gelmiş durumda. Can sıkıntısı, yalnızlık ya da huzursuzluk hissedildiğinde refleks olarak telefona yönelmek oldukça tanıdık bir davranış. Kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de, uzun vadede kişinin kendi duygularını anlamasını ve düzenlemesini zorlaştırıyor. Özellikle ergenlerde karşılaştırma çok daha görünür. Sürekli başkalarının hayatına maruz kalmak, ‘herkes benden daha mutlu’, ‘ben yeterince iyi değilim’ gibi düşünceleri besleyebiliyor. Bu da özgüven üzerinde fark edilmeden bir baskı oluşturuyor. Bunun yanında ilişkilerde de bir değişim var’’ değerlendirmesini yaptı.
Yetişkinlerin kendi kullanım alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerekiyor
Aynı ortamda bulunup birbirine temas etmeyen, herkesin kendi ekranına çekildiği aile tablolarının artık daha sık karşımıza çıktığını ifade eden Psikolog Zeynep Buse Yengil, konuşmasını şu şekilde tamamladı: ‘’Burada önemli olan, sosyal medyayı tamamen hayatın dışına itmek değil. Daha çok onunla nasıl bir ilişki kurduğumuzu fark etmek. Özellikle çocuklar için sınır koyarken, yetişkinlerin kendi kullanım alışkanlıklarını da gözden geçirmesi gerekiyor. Çünkü çocuklar çoğu zaman söylenenden çok gördüğünü takip ediyor. Kısacası sosyal medya hayatımızın bir parçası olmaya devam edecek gibi görünüyor. Ama onun hayatımızı ne kadar yöneteceği, bizim onunla kurduğumuz dengeye bağlı. Bu dengeyi kurmak ise giderek daha önemli bir beceri haline geliyor.’’