Toplum olarak aşkı ya biyolojiye indirger ya da romantik masallarla tanımlarız. Kanaatimce her iki yaklaşım da meseleyi yüzeyselleştirir. Çünkü aşk ne hormonel bir refleks ne de geçici bir duygusal sarhoşluktur. Aşk, kelime kökü itibarıyla (ariş-asma) bağ kurma ve kurulan bağı yaşama dönüştürme bilincidir. Kendiliğinden oluşmaz; emek ister, sorumluluk ister, süreklilik ister.

Sevmek başka bir şeydir, sevilmek başka. Bunlar insani ihtiyaç hâlleridir. İnsan görülmek ister, anlaşılmak ister, değerli hissetmek ister. Bu doğaldır. Ama aşk bu ihtiyaçların ötesinde bir şeydir. Aşk, talep etmek değil, inşa etmektir.

Türk dili bu konuda şaşırtıcı derecede nettir:

Bağ → bağcı → bahçe → bahçıvan

Bağ ilişki alanıdır. Bahçe düzenlenmiş bağdır. Bahçıvan ise o bağı yöneten bilinçtir.

Aşk bağcı olmak değildir, bahçıvan olmaktır. Bağı kurmak değil, bağı taşımaktır. Bağı sürdürmek, beslemek ve gerektiğinde budamaktır.

Bugün ilişkilerin önemli bir kısmı bağ üzerinden değil, tutunma üzerinden yürüyor. Kadın cinayetlerinin altındaki yapısal problemin de büyük ölçüde burada olduğu görülmektedir. Bu yüzden üç kavram sürekli karıştırılıyor:

Bağımlılık, bağın esiri olmaktır. Bağlılık, bağın ortağı olmaktır. Bağımsızlık ise bağ kurabilme kapasitesidir.

Bağımsızlık kopukluk değildir. Bağımlılık bağ değildir; korkudur. Sağlıklı olan, bağlılıktır: bağ vardır ama kimlik erimez.

Günümüz insanının en büyük yanılgısı aşkı duygu sanmasıdır. Oysa aşk bir yapıdır. Bir bilinç düzenidir. Bir varoluş biçimidir.

Bu yüzden aşk yaşanan bir şey değil, inşa edilen bir şeydir. Duygusallıkla başlayan, aşkınlıkla işleyen; hayatı ve kendini tanımakla başka bir boyuta taşınarak hakikate eren bir süreçtir.

Sevgi hissedilir. Cinsellik yaşanır. Aşk ise yönetilir.

İletişimin, bilginin ve ulaşımın hız kazandığı çağımızda ilişkiler kurulmadan çözülüyor. İnsanlar bağ kurmak yerine tatmin arıyor. Yapı kurmak yerine haz peşinde koşuyor. Talep ediyor ama sorumluluk almıyor.

Oysa aşk, sorumluluk olmadan var olmaz. Süreklilik olmadan var olmaz. Emek olmadan var olmaz.

Fuzûlî’nin dediği gibi:

“Aşk imiş her ne var âlemde, İlm bir kîl u kâl imiş ancak.”

Aşk birine ait olmak değil, bir bağı birlikte ayakta tutabilmektir.

Romantizm geçicidir. Tutku dalgalıdır. Duygular değişkendir. Ama bağ kurma bilinci kalıcıdır.

Bugün kriz ilişkide değil, bağ kurma kültüründedir. Bilgi ve teknolojinin hızı, kültürleşmeye alan bırakmadığı için bu bağ bilinci oluşmamaktadır.

Bu kültür yeniden inşa edilmeden ne aile düzelir ne toplum, ne de insanın iç dünyası.

Çünkü insanın içi, kâinatla olan asıl bağ alanıdır. Bu bağdan haberi olmayanın, bu bağı kuramayanın, başkasına kurduğu bağ da sağlam olmaz.