TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Gaziantep Eski İl Temsilcisi Ergün Uğurluer, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla gıda fiyatlarının pahalanabileceği uyarısında bulundu.
Fiyatlar yükseldiğinde ailelerin beslenmeye erişimi zorlaşır
Gıda güvenliği açısından da alarm zillerinin çaldığını vurgulayan Uğurluer, ‘’Burada konu yalnızca ‘gıda fiyatı’ değildir. Daha önemli bir konu vardır; gıdaya erişilebilirlik. Gıda fiyatları sürekli yükseldiğinde düşük ve sabit gelirli ailelerin sağlıklı ve dengeli beslenmeye erişimi zorlaşır. Tüketici daha ucuz ürüne yönelir. Et, süt, yumurta, meyve ve sebze tüketimi azalabilir. Beslenmenin kalitesi düşebilir. Bu nedenle gıda enflasyonu yalnızca ekonomik bir gösterge değil, aynı zamanda sosyal ve halk sağlığı açısından önemli bir gösterge olarak değerlendirilmelidir’’ ifadelerini kullandı.
Petrol tankerinin hareketi mutfak bütçesine kadar uzanabiliyor
Uğurluer, ‘’Hürmüz Boğazı Türkiye'den binlerce kilometre uzakta olabilir. Ama oradaki petrol tankerlerinin hareketi, Türkiye'deki traktörün deposuna; traktörün deposu tarladaki üretim maliyetine; üretim maliyeti kamyonun taşıma ücretine; taşıma ücreti market fiyatına; market fiyatı da vatandaşın mutfak bütçesine kadar uzanabiliyor’’ tespitini yaptı.
Türkiye uzun süredir yüksek enflasyonla mücadele ediyor
Türkiye’nin uzun süredir yüksek enflasyonla mücadele ettiğini ancak vatandaşın en fazla hissettiği alanların başında gıdanın geldiğini kaydeden Uğurluer, ‘’Hürmüz Boğazı'nı yalnızca petrol tankerlerinin geçtiği bir deniz yolu olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Burası küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri. Güncel gelişmeler nedeniyle boğazdan geçen gemi trafiğinin ciddi biçimde azalması, petrol ve LNG arzına ilişkin endişeleri artırmış durumda. 14 Ağustos itibarıyla Brent petrolün yeniden 88 dolar civarına yükselmesi de piyasanın bu riski fiyatlamaya başladığını gösteriyor’’ şeklinde konuştu.
Enerji krizi, Türkiye’nin mutfağını doğrudan etkileyebiliyor
‘Dünyanın herhangi bir yerindeki enerji krizi, artık Türkiye'nin mutfağını doğrudan etkileyebiliyor’ ifadelerine yer veren Uğurluer, ‘’Türkiye zaten yüksek gıda enflasyonuyla mücadele ederken Hürmüz Boğazı'ndaki kriz yeni bir maliyet şoku yaratırsa, mesele yalnızca ‘petrol kaç dolar oldu?’ sorusu olmayacaktır. Asıl soru şu olacaktır; çiftçinin tarlasından tüketicinin sofrasına kadar uzanan gıda zinciri, yeni bir enerji şokuna ne kadar dayanıklı? Belki de daha önemlisi; Türkiye, gıda fiyatlarını krizler ortaya çıktıktan sonra mı yönetmeye çalışacak, yoksa gıda ve enerji güvenliğini birlikte ele alan uzun vadeli bir politika mı geliştirecek? Çünkü artık çok açık; enerji güvenliği ile gıda güvenliği birbirinden ayrı düşünülemez’’ değerlendirmesinde bulundu.
Asıl tehlike maliyet zinciri
Asıl tehlikenin maliyet zinciri olduğunu sözlerine ekleyen Uğurluer, ‘’Gıda enflasyonunu yalnızca "domates pahalandı, et pahalandı, süt pahalandı" şeklinde değerlendirmek artık yeterli değil. Özellikle Türkiye gibi enerji ve bazı tarımsal girdiler açısından dışa bağımlılığı bulunan ülkelerde küresel enerji şoklarının gıda fiyatlarına yansıma ihtimali daha yüksek. Nitekim yakın dönemde yapılan akademik çalışmalar da gıda arzının dış şoklara karşı dayanıklılığında ithalat bağımlılığının önemli bir belirleyici olduğunu ortaya koyuyor’’ dedi.
En büyük riskin tarımdan çok sofrada
En büyük riskin tarımdan çok sofrada olduğuna dikkat çeken Uğurluer, ‘’Bir litre motorinin fiyatındaki artış çiftçiyi doğrudan etkiler. Ancak etkisi bununla sınırlı değildir. Çiftçi daha yüksek maliyetle üretim yapar. Nakliyeci daha yüksek maliyetle ürün taşır. Soğuk hava deposu daha yüksek enerji faturası öder. Gıda fabrikası daha yüksek üretim maliyetiyle çalışır. Market daha yüksek lojistik ve işletme maliyetiyle karşılaşır. Sonunda tüketici aynı ürünü daha yüksek fiyatla satın alır. İşte buna maliyet enflasyonunun gıda zinciri boyunca aktarılması diyebiliriz’’ diye konuştu.
Enerji maliyetlerinin tarıma etkisi azaltılmalı
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Gaziantep Eski İl Temsilcisi Ergün Uğurluer, konuşmasını şöyle bitirdi: ‘’Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler bize aslında çok daha temel bir gerçeği hatırlatıyor? Gıda güvenliği yalnızca yeterli miktarda gıda üretmek değildir. Enerji güvenliği olmadan tarımsal üretim güvenliği, tarımsal üretim güvenliği olmadan gıda arz güvenliği, gıda arz güvenliği olmadan da gıda fiyat istikrarı sağlamak kolay değildir. Bu nedenle Stratejik gıda stokları güçlendirilmeli. Enerji maliyetlerinin tarıma etkisi azaltılmalı. Gübre ve yem konusunda dışa bağımlılık azaltılmalı. Soğuk zincir ve depolama yatırımları artırılmalı. Gıda israfıyla mücadele ekonomik politika haline getirilmeli.’’





