En yakınımızda olan nedir? Devlet mi, toplum mu, aile mi? Hayır. En yakınımızda olan yaşamın kendisidir. Toprağın verimi, suyun akışı, bedenin biyolojisi, doğanın işleyişi...
İnsan bunların dışında değildir. Bunları yok sayarak yaşanamaz. Çünkü yaşam, kendisini oluşturan parçaların birlikte var olmasıyla mümkündür. Saygının başlangıcı da burada yatar. Saygı, yaşamın işleyişine katılmaktır.
Bugün saygıyı çoğu zaman bir nezaket kuralı ya da ahlaki bir davranış olarak düşünürüz. Oysa kelimenin kökü daha derin bir yere uzanır. Saygı, "saymak"tan gelir. Fakat burada saymak, rakamları sıralamak değildir.
Saymak; kabul etmektir. Yer vermektir. Oluşun içine katmaktır. Bir şeyin varlığını tanımaktır.
Bu nedenle saygı duymak, saygı göstermek ve saygı görmek; bir hesap işi değil, yaşamın bütünlüğü içinde kendi yerini ve başkasının yerini kabul etmenin duygusal ifadesidir. Saygının karşıtı hakaret değildir. Asıl karşıtı yok saymaktır. Çünkü yok saymak, bir şeyi oluşun dışına itmektir.
Doğayı yok saymak, yaşamın dayanağını dışarıda bırakmaktır. Nimeti yok saymak, kendini besleyen ağı görmezden gelmektir. Emeği yok saymak, insanın katkısını silmektir. İnsanı yok saymak, ortak varoluşu eksiltmektir. Kendini yok saymak ise yaşam içindeki yerini inkâr etmektir. Oysa yaşam, dışlayarak değil, katarak büyür.
Bir tohum toprağa katılır. Su toprağa katılır. Ağaç ekosisteme katılır. İnsan topluma katılır. Toplum insanı şekillendirir. Varoluşun kendisi bir katılma ve bütünleşme sürecidir.
Bu nedenle doğaya saygı, doğayı kutsamak değil; yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmektir. Nimete saygı, teşekkür etmekten önce; onun yaşam içindeki yerini bilmektir. Anne babaya saygı, itaat etmekten önce; kendi varoluşumuzdaki yerlerini kabul etmektir. Yaşlıya ve tecrübeye saygı, her söyleneni doğru kabul etmek değil; zamanın birikimini yaşamın parçası olarak görmektir. Topluma saygı ise birlikte yaşamayı mümkün kılan bağı korumaktır.
Bu yüzden saygı bir üstünlük ilişkisi değildir. Birinin diğerinden daha değerli olması da değildir. Saygı, yaşamın bütünlüğü içinde her şeyin kendi yerini kabul edebilme olgunluğudur.
İnsan olgunlaştıkça daha çok şeyi oluşun içine katabilir. Önce kendini kabul eder. Sonra yakınlarını. Sonra toplumu. Sonra farklı olanı. Sonra bütün yaşamı. Adalet buradan doğar. Merhamet buradan doğar. Ahlâk buradan doğar.
Çünkü adalet, yaşamın içindeki her varlığa yer verebilmektir. Merhamet, başkasının varlığını kendi varlığından ayrı görmemektir. Ahlâk ise yaşamın bütünlüğünü koruma çabasıdır. Sonuçta saygı bir merdiven değildir. Bir makama yükselmek de değildir. Saygı, yaşamın bütünlüğünü görebilmek ve kendini o bütünlüğün dışında değil içinde hissedebilmektir.
İnsan, yaşamın içine kattığı kadar büyür. Yok saydığı kadar küçülür. Çünkü saygı, varlığı kabul ederek oluşun içine katmanın insan ruhundaki karşılığıdır.