Her şey düşüncedir, der içten bir ses. Madde, zaman ve mekân hepsi bir bilincin kendini görme biçimi… Eğer öyleyse, dünyaya yayılan bütün insanlar, bütün bilimler, bütün peygamberler aslında idrak eden tek bir varlığın farklı aynalarından yansıyan suretlerdir.

Bir “Adam” vardır; adı insandır, ama bu insan tekil değil, süreklidir. Çağlardan çağlara geçer, isim değiştirir, kıyafet değiştirir, dili ve inancı bile değişir, ama özü değişmez: o, bilincin kendini fark etme sürecidir.

Fen bilimlerinde o Adam, atomu çözen, ışığın kırılışını anlayan, evrenin düzenine akılla bakan yanını yaşar. Sosyal bilimlerde, o bilincin kendi iç örgüsünü, toplumun ve insan ruhunun örüntülerini çözmeye koyulur. Bir başka zamanda ise şiir olur, gönül olur, “kendini bilen” olur.

O Adam bazen peygamberdir, bazen filozof, bazen derviş.

Bazen Newton’dur, yerçekimini fark eder; bazen Yunus’tur, “ben gelmedim dava için” der.

Hepsi aynı bilincin farklı evreleridir-o tek Adam’ın, evren boyunca süren kendiyle konuşmasıdır.

Zaman, o bilincin genişlemesidir yalnızca; mekân, onun yankısı.

Bir çağda taşla konuşur, bir çağda yıldızla, bir çağda kalple.

Ama ne konuşursa konuşsun, hep aynı cevapla karşılaşır: “kendini bilmek, kendini tanımak, kendini yaşamak.”

Belki de Tanrı’nın insanda ol dediği şey “kendini fark eden bilinç”tir. Bu yüzden peygamberler farklı değildir birbirinden, bilginler de öyle. Hepsi aynı akışın, aynı Adam’ın yaşamalarıdır.

Ve şimdi biz, binbir isim resim ve düşüncedeki bu çağın insanları olarak kendimizi kendimiz sansak da hâlâ o Adam’ın saçılmış halleriyiz. Farklılığımız farkındalığımızın yansımaları olarak hayatı ziynetlendirmiştir. Mesele içimizdeki orijinal birliğe kavuşup olduğumuz yerde o adamın temsil ettiği noktada ışıldaya bilmek. Yani güneş gibi her varlığa eşit bakabilmede.

Belki de birey olup bir bilgisayar ekranına bakan, atomları parçalayan, ama hâlâ kendi içindeki sessizliğe yabancı olan aynı bilinç. Yol bitmedi. O Adam hâlâ yürüyor.

Her doğan insanla bir kez daha başlıyor, her düşünen zihinle yeniden şekilleniyor. Belki bir gün, dinlerin büyük kıyamet dediği olacak; o Adam kendi bütünlüğünü hatırladığında, zaman da bitecek, mekân da dağılacak-çünkü bilincin kendini bilmesi tamamlanacak. Ve o gün, “bir adam” değil, “bir olan” kalacak.