Ergenlik Çağında Şiddetle Öğrenmek Geçen gün bir oto sanayide karşılaştığım manzara, geleceğe dair kaygılarımı artırdı. 15–16 yaşında, yüzüne bakmaya kıyamadığın çocuklar, MESEM kapsamında ustaya çırak verilmiş.

Usta, yarım metre uzunluğunda ikili bir kablo istedi; çocuk tek kabloyla geldi. Usta ağır hakaret ve küfürlerle çocuğu geri gönderdi, sonra başka birini o çocuğu şiddetle tehdit ederek doğru kabloyu getirmesini sağlamak için gönderdi.

Bu çocuklar hâlâ deneyimle ve merakla öğrenmeye çalışıyor. Ama karşılaştıkları yöntem öğrenme değil; korku ve boyun eğmeyi öğretiyor. Korku üzerinden disiplin uygulanıyor. Sorun kablonun kalınlığında değil; iletişimde ve öğretim yönteminde.

Çocuğa sordum: “Okula gidiyor musun?” Haftada bir gün. “Hangi dersleri görüyorsunuz?” Öğretmen ders vermiyor; sınıfta telefonlarla vakit geçiriliyor...

Boşvermişlik, başıbozukluk, herkes nasıl günümü gün eder, havadan yaşarım havasında. Teknik bilgi ve kavramlar öğretilsin diye açılan ve öğretmen görevlendirilen teknik okulun durumu.

Anne-baba, gözünden esirgediği çocuğunun meslek sahibi olmasını, eve ekmek getirmesini, devlette sigortalı olmasını istiyor; ama sistem ve eğitim öğretim seviyesi, piyasa şartları. kendi hükmünü icra ediyor. Geleceğin piyasa şartlarına bırakan bir idarenin nelere sebebiyet verdiğini ve vereceğini tahayyül edebiliyor musunuz?

Oysa her şey sistemli olsaydı; her malzemenin adı ve işlevi net olsaydı; usta neyi, niçin ve nasıl istediğini doğru ifade etseydi, çocuklar öğrenirdi. Kablonun 2 mm veya 1 mm olması sorun olmazdı. Önemli olan kavramların örtüşmesi ve iletişim kanallarının açık olması. Ama zihniyet başka. Altta yatan gerçek, kaostan nemalanma, korku, gürültü ve duman içinde işini döndürme telaşı Cehaletten nemalanma on nesilden nesile aktarılan döngüsü. İstiklal Marşı şairimiz Avrupa dönüşü “işleti var dinim gibi, dinleri var işim gibi” diye tanımlamış. Bence dinleri de işleri de bütünlük içinde ki sağlam, güvenilir sistem kuruyorlar.

Usta muhtemelen kendi çıraklık yıllarında aynı şiddeti görmüş ve tekrarlıyor. Cehalet ve öfke, toplumsal bir döngüye dönüşmüş durumda. Bu yöntemle öğrenilen teknik beceri değil; taklitçilik, korku, boyun eğme, kandırma ve itaat.

Geleceğimiz olan çocuklar, şiddet yerine anlayarak ve deneyimleyerek öğrenmeli. Eğitimde ve çıraklık sistemlerinde bilimsel, düzenli ve kavramları netleştiren bir yaklaşım şart. İletişim kanalları açık, kavramlar örtüşür ve öğrenme güvenli bir ortamda gerçekleşirse, çocuklar hem teknik beceriyi hem de özgüveni kazanır.

Bunu nasıl tesis edelim desek bunu kuracak ve denetleyecek kişiler gerekecek. Bu da bu sistemden çıkmayacağına göre böyle gelmiş böyle gidecek veya bir gavur gelip hükmü ele alacak.

Öğretmen olarak atanmak için yıllarca mücadele eden kişiler, kendilerini garantiye aldıktan sonra kendileri de görev yaptıkları okull idareleri meydanda. Bu sadece öğretmenlikte değil; devlet kadrolarının büyük çoğunluğunda geçerli. Sorun sistemde mi, bireyde mi? İkisi birbirinden ayrılamaz.

Unutmayalım: Bu çocuklar toplumun geleceği. Onlara korku ve şiddetle öğretilen sadece korku ve boyun eğme, ihanet oluyor. Eğer döngüyü kırmazsak, geleceğimizi kaybetmiş oluruz.

Kurumlar, ve çocuklarımız birlik ve beraberliğimizin, toplumsal varoluşun ve geleceğimizin, gücümüzün teminatıdır. Arpalık veya oy deposu olarak kullanılacak istihdam sahaları veya rant kapıları değil.