Bilme- tanıma ve tanıtma, konan adlar üzerinden sağlanmaktadır. İnsanoğlu kendine ve kendini oluşturan her nesneye ad koyarak onunla kendi arasında bağ oluşturmuştur. Bunu yaparken de kendisine faydalı-zararlı olana göre ayrıma tutarak iyi-kötü, dost düşman ayrımıyla hayatını sürdürmektedir.
İnsan yer yüzünün her köşesinde ve her şartta yaşayarak varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla yapısal ve düşünsel özellikleri de bu bağlamda oluşmaktadır. Sürekli aynı yerde oturmalar o coğrafyanın hayat koşulları doğrultusunda kalıtsal kimliği oluşturmaktadır. O toplumların değişimleri zor olmaktadır.
Bugün yeryüzünde eskimolar denilen buzul ülkesi insanları ile Afrika içlerindeki insanlar, dağlık, bozkır bölge insanları, Akdeniz sahili insanları ayrı siyasi adlarla anılsalar da bulundukları yere özgü karakteristik özellik kimlik kazanmışlardır.
Bu kimliklerin hepsi insan alt kimliğinin ürünüdür. Bu adlandırmaların tamamı da tanımlama ve işe yaratma amaçlıdır. Yoksa o olduğu için değil. Çünkü o’nun adı o, yani boş-yok. Kişiye göre değer kazanır.
Toplu halde yaşayan insanlar bulundukları bölgenin veya yöneticilerinin adı ile anılarak varlıklarını devam ettirmişler ancak siyasi birlik adı ile o kimlikleri yok olmamakla birlikte o siyasi ada dönüşmektedir.
Buralarda insan bireye dönüştüğünden kendi içlerinde bireyin adı var iken toplum kimliğinde bireyin adı olmamaktadır. İşte yazının icadından beri kurulmuş siyasi idareler ve onların adları üzerinden insan kendine köken arayarak kayıplıktan kurtulmak istemektedir.
Aradığı siyasi kimliklerin içlerinin ve adlarının değişip dönüştüğünden haberi olmadığından hayalinde yarattığı siyasi kimlikte var olmak istemektedir.
Halbuki yapması gereken hayalindekini kendisi gerçekleştirmesidir. Onu da yapamadığı için Duman ve gürültü yaparak var olmaya çalışıyor.
Halbuki bin bir kalıba girip çıkmasına rağmen bu döngüden başı döndüğü için insan kimliğini dahi kaybederek toplumun bir organizmasına dönüşerek varlığını devam ettirdiğinden bihaberdir.
O nedenledir ki din adı altında bir kimlik oluşturarak kutsal ve daim olan din kimliği altında var olmayı seçmişlerdir. Din duygusunun ve adının da zaman içinde kendilerinden çıkarak oluştuğundan ve din organizasyonunun siyasi iradenin elinde olduğundan bihaber başka din ve dinlerden olanlarla siyasi iradelerle mücadele ederek var olmaya çalışıyor. Halbuki yarattığı düşmanı kendisi var etti. Bir yerde insana gölgesi ile kavga eden dene bilir.
İnsan gerçek kimliğini ancak kendi içinde arar bulur. Çünkü dışarıdaki kimlikler zamana ve mekâna tabi olarak döneminde konan kimlikler olduğu için orada kendini tanıyamaz. Tıpkı bireysel oluşumundaki süreçlere konan ad gibi. Bebekliği, çocukluğu gençliği ve bunu oluşturan çevresel etki nerede? İnsan bu çoklu kimlik içinde insanlığa layık olursa insan kimliği içinde adsız olarak var olabilir.
Dünya kurulalı beri gelmiş insanlardan adı kalanlara bakıldığında yaşadıkları toplumlara değer katan, var olmasını ve yaşamasını sağlayan kişilerin adlarının kaldığı bu değerlerin de toplumca benimsenip yaşatıldığı anlaşılacaktır.
İnsana adı ana babası vermektedir. İslam dini bireyi kul olarak tanımlayarak bu büyük yaratılış içinde insana tanrının sıfatlarına uygun ad vermiştir. Fakat o bireylerin o adı almasıyla o sıfatı taşıyıp temsil ettiği söylenemez O nedenle sıfatından ve büyük adından bihaberdir. Ayrıca bu ad ve kültürler de iğretidir. Ad da kimlik değildir. Birey de Topluma ait.
Birey ancak gerçek kimliğini kendi içine dönerek kendi varlığını bu sonsuz- büyük varoluş içinde konumlandırmasıyla bula bilir. O zaman da yok varlık olarak var olur. O aynı zamanda her şeyi tanımlayarak var eden güce dönüşür ve tüm ad ve kimlikler kendinin olur.