İlimizdeki belediyeler şehrin sorunları ile gereğince ilgilenmek üzere iş bölümü yaparak hizmetlerini yerine getirmeye çalışmaktalar. Özellikle temizlik konusunda makine ve insan gücü kullanılarak gece gündüz çalışılıp temiz bir çevrede yaşanmasını sağlamaktalar. Fakat insanların yoğun ve düzensiz mesaisi nedeniyle bu hizmet yeterli gelmemektedir.
Eskiden eğitimde “herkes kendi evinin önünü süpürse ortalık güllük gülistanlık olur” denilirdi şimdi insanlar arabasının evinin penceresinden sokağa çöp atıyor. Evindeki çöp poşetini giderken komşusunun merdiven başına veya arabasına binerken sokağa bırakmada ve beyefendi gibi de işinin başına gidip toplumsal mesaisine başlamada.
Dene bilir ki herkes kendi maddi manevi kusuruna sahip çıksa ortalık sükûn bulur. Herkes dışarıdaki – komşudaki kusuru görüyor ama kendi kusurunu göremiyorsa sorun yok. Ama sorun görülüp de çözüm olmuyorsa kaos neyi örtüyor ve kim faydalanıyor diye sormak gerekiyor.
Görünüşte modern temizlik araçları ve parklarda caddelerde görevli temizlik görevlileri çalışıyorlar. Fakat özellikle ara sokaklar ve boş alanlar atıklardan geçilmemektedir. Merkez veya kenar veya kırsal mahalle ayrımı olmadan bu kirlilik her yerde gözlemlenmektedir. Sadece bu katı atık vb kirlilik değil, ses, ışık; özellikle ahlaki kirlilik, dildeki kirlilik, işteki kirlilik olmak üzere her boyutta gözlemlenmektedir.
Muhakkak ki bunun çözümü eğitimden geçmekte. Peki vay nefsim (ben yiyim ben yöneteyim) amaçlı bireysel eğitim ve anlayışın bu kirliliğin ana nedeni olduğunu idrak ede biliyor muyuz? Toplumun çöpünden ekmek parası çıkartmaya çalışan toplumun çocukları görüldüğünde ne hissediliyor? Neden ekmek pisliğe bulanıp veriliyor? Sadece yaşanılan ortamları değil dağ başlarını dahi atıklarla kirletil miş olduğu görülmesine rağmen plastik ve metal atıkları, çocuk bezlerini çevreye gelişigüzel atmaktan hiç mi rahatsız olmuyoruz? Bunları kim hangi bedelle temizleyecek ve bu kir nereye gidecek haberi olan var mı?
Birey olarak yaşantılarımızla örnek olduğumuzun farkında mıyız? Neden güzel örnek olmuyoruz? Ümmeti olmaktan gurur duyduğumuz peygamberin “temizlik imandandır, ben güzel ahlakı temsil etmeye geldim” sözünü neden örnek almıyoruz?
Bireysel ve toplumsal varlık sebepleri olan kurucu ataları ideolojik bakışlarla kirletmenin zihin kirini dışarıya atmaktan başka kime ne faydası var. Abdest – temizlik iç ve dış temizlik değil mi? Zihni kirleten odakların amacına alet olunduğunun farkında mıyız? Bu zihin ile kılınan namazların kabul olmadığı daha ne zaman idrak edilecek? Yoksa üç beş parça ekmek için dini mi satıyoruz? Kuran “dininizi ucuz pahaya satmayın” buyurmaz mı? Kötü görerek kötülükler temizlene bilir mi? Neden “ölülerinizi hayırla anın” hadisine uymuyor da küfür üretiliyor? İslam küfür dini mi, yoksa barış sevgi, ilim dini mi?
Turizm Parkından Yeşilsu’ya, abide alanına çıkan taş merdivenler idrar ve dışkı yapılmaktan yoğun koku oluşmakta ve bu alana ne büyükşehir ne de ilçe belediyesi sahip çıkmada. Cami görevlisinden hortumu rica ettim yıkayayım diye o da vermedi. Diyeceksiniz kaygısı sana mı düştü? Evet birey olarak elinden gelen yapılsa da kamusal anlamda bu ve benzer alanlara günübirlik geçici tuvaletler konamaz mı?
Gece umumi tuvaletler kapalı. İnsani ihtiyaç bu kişi nereye gidecek? Gözükmeyen sote yer arayacak. Batıda da gece hayatından dolayı sokakların sidik koktuğu söylenir. Ama biz temizlik imandandır diyen bir milletin evlatlarıyız. Nasıl ki çocuk kirletir anne baba temizler ise Belediyece, din ve eğitim kurumlarınca, halka temizlik eğitimi verilip işte, dilde çevrede temizliği uygulayarak aslan yattığı yerden belli olur atasözüne uygun bir donda olduğumuzu kabul edeceğiz. Ya da … diyeceğim ama insan olmayan yerde bir kirlilik görülmediği için örnek veremiyorum. Neticede insan olmaya mecburuz.
Bireyler hangi rolde olursa olsun, toplumun hangi katmanını oluşturursa oluştursun bu yaşayan halk bizim halkımız ve ilgiyi- hizmeti hak ediyor.