İnsanın yolculuğu bedende başlar. İlk dürtü hayvansaldır: açlık, korku, üreme, barınma. Bu temel itkiler, yaşamı korumak için zorunludur. Fakat yalnızca hayvansal dürtülerle yaşayan varlık, sadece hayatta kalır; varoluşunun anlamını bilmez.

Bir sonraki basamak duygudur. İnsan hissetmeye başlar: sevinç, hüzün, kıskançlık, şefkat… Duygu, hayvansal dürtüleri aşar, içsel bir renk katar. Duygu sayesinde ben ve öteki arasındaki mesafe kısalır. Yine de duygunun tek başına rehberliği çoğu zaman yanıltıcıdır; sevgi bağlar, ama nefret de esir eder.

Zihin ve kavrayış, insanın kendine bakma yetisini açar. Zihin, duyularla gelen veriyi işler; düzen, neden, sonuç arar. İnsan artık yalnızca hisseden değil, düşünen bir varlıktır. Ancak çıplak düşünce, çoğu kez kuru bir mekanizmadır; kalbin sıcaklığı olmadan, gerçek insanlık eksiktir.

Akıl, zihinsel kavrayışı ilkeye bağlayan güçtür. Akıl, “neyin doğru, neyin yanlış olduğunu” ölçer. İnsan aklıyla doğayı, toplumu, hatta kendini düzenlemeye çalışır. Ama akıl, duygudan koparsa, soğuk bir hesap makinesine dönüşür.

O yüzden insan, duygu ile aklı birleştirmek zorundadır. Empati bu birleşimin ilk adımıdır. Empati, başkasının gözünden bakabilmektir. Sadece kendi hazlarını ve çıkarlarını değil, ötekinin acısını da hesaba katmaktır. Bu noktada insan, yalnızca “ben” olmaktan çıkar, “biz”e yaklaşır.

Bilme ise deneyimle derinleşir. Kitaplardan öğrenmek yetmez; yaşamak, yanılmak, acı çekmek gerekir. Deneyim, bilgiyi ete kemiğe büründürür. İnsan, bildiğini hissetmeye, hissettiğini yaşamaya başladığında gerçek anlamda dönüşür.

Sonunda inandığına dönüşür. Çünkü insan, zihninin ve kalbin bütün ürünlerini kendi varlığında gerçekleştirirse, inanç artık soyut bir fikir değil, yaşanan bir hakikat olur. İnanmak, varoluşun özüne dönüşür.

Ve bütün bu yolculuğun sonunda, insan “yok”a ulaşır. “Yok”, hiçlik değil; tüm varlık iddiasından arınmaktır. “Ben” dediği kabuğun çözülmesi, sınırların silinmesidir. Bu noktada insan, artık sadece kendisi değil, bütündür. Yok’a çıkmak, varlığın en saf hâline dönüşmektir: Ne hayvansal dürtü ne yalnız duygu, ne kuru akıl… sadece bütünlük.

İnsanın serüveni, işte bu basamaklarda yükselip sonunda kendi benliğini aşarak yokluğa kanatlanmasıdır.