Bu soru çoğu zaman yanlış yerden sorulur. Mesele bir içeceğin tadı ya da keyif verip vermemesi gibi ele alınır. Oysa dinlerin-özellikle İslam’ın-alkolle derdi bardağın içindeki sıvıyla değil, bardağın başındaki insanla ilgilidir.
İnsan yalnızca bireysel bir varlık değildir. Beşer hem bireyselliğiyle hem de toplumsallığıyla vardır. Akıl, irade ve sorumluluk bu yapının temelidir. Din dediğimiz şey de bu temelin üzerine kurulur. Aklın devre dışı kaldığı, iradenin askıya alındığı bir yerde dinin muhatabı kalmaz. Çünkü din, bilinçli özneye hitap eder.
Alkolün haram kılınmasının temel nedeni budur: Aklı örtmesi.
İslam literatüründe bu durum “iskâr”, yani sarhoşluk kavramıyla ifade edilir. Yasaklanan şey maddenin kendisi değil, etkisidir. Sarhoşluk, insanın muhakeme yetisini geçici olarak devre dışı bırakır. Geçici olması meseleyi hafifletmez; aksine daha tehlikeli hâle getirir. Çünkü kişi kendinde olduğunu zannederken değildir.
Sarhoş insan özgürleşmez, kontrolünü kaybeder.
Daha dürüst olmaz, daha filtresiz olur.
Daha cesur olmaz, daha hesapsız olur.
Burada sık yapılan bir yanılgı vardır: Sarhoşluk, “gerçek benlik” olarak sunulur. Oysa gerçek benlik, yaptığı eylemin sonucunu üstlenebilen benliktir. Alkol, eylemle sonuç arasındaki bağı koparır. Söz söylenir ama sorumluluk arkadan gelmez. Dinlerin buna itirazı ahlaki sertlik değil, insanı fail olarak koruma çabasıdır.
Toplumsal boyut ise daha belirgindir.
Toplum, insanların benzer bir bilinç düzeyinde ilişki kurabilmesiyle ayakta durur. Alkol bu dengeyi bozar. Ayık olanla sarhoş olan aynı ortamda bulunabilir ama aynı gerçekliği paylaşamaz. Biri neden-sonuçla hareket eder, diğeri anlık dürtülerle. Bu bilinç farkı güveni aşındırır. Güvenin zayıfladığı yerde ne ahlak kalır ne hukuk.
Bu yüzden alkol “kişisel tercih” diye masumlaştırılamaz. Etkisi bireysel değildir. Sarhoşluk, ilişkileri tek taraflı olarak bozar. Alkol alan kişi kendi bilincini düşürürken, karşısındakini ayık kalmaya zorlar. Yani yükü başkasına aktarır. Dinlerin bu duruma itiraz etmesi tutarlıdır.
“Azı serbest, çoğu yasak olamaz mı?” sorusu da bu yüzden anlamını yitirir. Din matematik yapmaz; istikamet belirler. Sarhoşluğa giden yolun her adımı aynı çerçevede değerlendirilir. Mesele miktar değil, yönelimdir.
Bu noktada sıkça dile getirilen bir itiraz vardır: “Madem alkol haram, neden cennette içecekler vaat ediliyor?” Bu soru da yasağın gerekçesini kaçırır. Çünkü cennette ikram edileceği bildirilen içecekler sarhoş etmez, aklı örtmez, bilinç kaybı üretmez. Yani dünyada yasaklanan şeyin özü orada yoktur.
Dünya, insanın ayık kalarak sorumluluk taşıdığı bir sınav alanıdır. Cennet ise bu sınavın bittiği bir sonuç alanı olarak tasvir edilir. Aynı kelimenin farklı bağlamlarda kullanılması çelişki değil, insanın bu dünyadaki kırılganlığına dair bir kabuldür.
Kısacası alkol, bir içecek olduğu için değil;
insanı kendisinden ve başkasından kopardığı için haram kılınmıştır.
Bu yasak bir baskı değil, insanı ve toplumu ayakta tutma refleksidir. İnsan ayık kaldığı sürece hem kendisine hem başkasına aittir. Sarhoşlukta ise bu bağ askıya alınır. Dinlerin affetmediği şey tam olarak budur.