Modern insan rehber arıyor. Bunu inkâr eden ya kendini kandırıyordur ya da kelimelerle saklanıyordur. Kişisel gelişim kitapları, düşünce akımları, kanaat önderleri, fenomenler, ideologlar, hatta algoritmalar… Hepsi aynı boşluğa taliptir: yön ihtiyacına.
Ama tuhaf bir çelişki var. Modern insan rehber ararken, rehbere de tahammül edemiyor.
Çünkü modernlik, bireyi özgürleştirirken aynı anda yalnızlaştırdı. Geleneksel rehberler çözüldü, kutsal çerçeveler dağıldı, temsil zinciri koptu. İnsan artık yolunu kendi bulmak zorunda kaldı. Bu bir kazanım gibi anlatıldı ama bedeli ağır oldu: Yön kaybı.
Yön kaybeden insan rehber ister. Ama rehberin önünde yürüyen biri olması, modern benlik için tehditkârdır. Çünkü önünde yürüyen biri, senden bir şey ister: yürümeyi. Konforunu bozar, bahanelerini azaltır, seni kendinle karşılaştırır.
Bu yüzden modern insan rehberi fikir olarak sever, insan olarak sevmez. Sözü ister, bedeni istemez. Metni kabul eder, temsili reddeder. Rehberin konuşmasını ister ama hayatına dokunmasını istemez.
Tahammülsüzlük buradan doğar.
Çünkü temsil eden rehber, aynadır. Aynaya bakmak zordur. Kendi tutarsızlığını, ertelemelerini, korkularını gösterir. Modern birey ise eleştirilmekten çok onaylanmak ister. Rehber onaylamaz; yön verir.
Bu yüzden rehber ya putlaştırılır ya da linç edilir. İkisi de aynı korkudan beslenir: sorumluluk korkusu.
Putlaştırılan rehber yürütmez; taşlaşır. Linç edilen rehber ise susturulur. Her iki durumda da insan yürümekten kurtulur.
Oysa sahici rehber, ne puttur ne de düşman. O, önünde yürüyendir. Hatasıyla, tereddüdüyle, ama istikametiyle.
Modern insanın tahammül edemediği tam da budur: kusurlu ama kararlı bir yürüyüş.
Çünkü modern akıl kusursuzluk ister ama bağlanmak istemez. Bağlanmadan yön, yön olmadan da yürüyüş olmaz. Bu yüzden modern insan sürekli konuşur, tartışır, eleştirir; ama az yürür.
Sonuçta ortaya tuhaf bir çağ çıkar:
Rehber arayan ama rehbersiz kalmak isteyen,
yol isteyen ama yürümeden varmak isteyen,
sevgi isteyen ama bağlanmaktan korkan bir çağ.
Bu çağın krizi bilgi krizi değildir. Ahlak krizi de değildir. Asıl kriz, temsil krizidir. Yaşayan örneklerin eksikliğidir.
Sevginin bedensiz kalmasıdır.
Modern insan rehbere tahammül edemez, çünkü rehber ona şunu hatırlatır:
Yürümek zorundasın.
Ve yürümek, en ağır özgürlüktür.