İnsanlık, tarih boyunca iki yoldan birini seçti: Ya hakikati yaşayarak kendi iradesinin sahibi oldu ya da kendisine bir veli aradı. Kimi zaman bir kralı, kimi zaman bir ruhbanı, kimi zaman bir mezhebi, kimi zaman bir ideolojiyi... Özgürlüğün yükünü taşımak zor geldiğinde, vesayet güvenli görünür. Düşünmek yerine itaat etmek daha kolaydır.

Kur'an tam da bu yüzden "Yahudi ve Hristiyanları evliyâ edinmeyin" der. Bugün bu ifade çoğu kez "onlarla arkadaş olmayın" diye çevrilir. Oysa ayette geçen kelime "dost" değil, evliyâdır. Veli; koruyucu, otorite, hami, kendisine bağlanılan merci demektir. Uyarı, insanlara değil; vesayetedir.

Kur'an'ın derdi dinler arasında düşmanlık üretmek değildir. Onun derdi, insanın iradesini başkasına teslim etmesidir. Çünkü iradesini teslim eden, zamanla aklını da teslim eder. Aklını teslim eden ise artık hakikati yaşayamaz; sadece kendisine öğretileni tekrar eder.

Bugün aynı ayeti okurken düştüğümüz çelişki de budur. Bir yandan "başkalarını veli edinmeyin" derken, öte yandan kendi tarihimizde yaşayan insanları, mezhepleri, şeyhleri, cemaatleri ve kültürleri veli ediniyoruz. Allah'ın reddettiği vesayeti, din adına yeniden üretiyoruz.

Daha da ilginci, evrensel olan vahyi, belirli bir coğrafyanın kültürüne indirgedik. Arap toplumunun tarihsel alışkanlıklarını dinin kendisi sandık. Böyle olunca din, insanı özgürleştiren bir hakikat olmaktan çıkıp belirli bir kültürün taşıyıcısına dönüştü. Oysa vahiy bir kavmi büyütmek için değil, insanı büyütmek için gelir.

Kur'an'ın hedefi takipçiler yetiştirmek değildir. Onun hedefi, hakikate şahitlik edecek insanlar yetiştirmektir. Şahit olan insan, başkasının gölgesinde durmaz. O, gördüğünü yaşayan ve yaşadığına tanıklık eden insandır. Böyle bir insanın velisi hakikattir; hakikatin kaynağı ise yalnızca Allah'tır.

Tevhid de tam burada başlar. Allah'ı birlemek, yalnızca O'nun varlığını kabul etmek değildir. İnsanın zihnini, iradesini ve vicdanını da tek otoriteye yöneltmesidir. Her türlü beşerî vesayeti reddetmeden gerçek tevhid kurulamaz. Gerçek tevhid, varlığı Allah’a bağlamakla birlikte, zihni, iradeyi ve otoriteyi hiçbir beşerî güce mutlak teslim etmemektir.

Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur: Kur'an bizi başka dinlerden mi uzaklaştırıyor, yoksa bizi her türlü bağımlılıktan kurtarıp kendi ayakları üzerinde duran bir insan olmaya mı çağırıyor?

Hakikati yaşayan insan, kimseye düşman olmaz; ama hiçbir vesayete de boyun eğmez. Çünkü bilir ki Allah'ın insana verdiği en büyük emanet, aklıdır. Aklını emanet eden ise sonunda dinini de (Din, insanın hayatı anlamlandırma ve yön verme biçimidir.) emanet eder.