İnsan, varoluş sahnesine Allah’ın sıfatlarını giyinerek çıkar. Gayrısı beşerdir. İnsan görür, duyar, hisseder; sonra bunları anlamlandırır ve yaşar. İşte akıl ve nakil tam burada devreye girer. Biri güncelde olan içsel işleme gücü, diğeri saçılmış olandan, dışarıdan gelen veriyi işleyen, yön ve anlam katan etkin güç. Bu iki unsur birbirini tamamlayan bir döngü oluşturur; biri koparsa denge bozulur. “İlim müminin yitik malıdır, nerde olsa alır” buyurulmuştur.

Akıl, gözden geleni, kulaktan işitileni ve içsel sezgiyi tartar, hükme bağlar. Ama bu süreç boşlukta işlemez; nakil, yani gelenek, metin ve deneyim, akla veri sunar. Kuran’da olayların anlatılıp ardından “akletmez misiniz?” sorusunun gelmesi, tam da bu döngüyü gösterir: Metin yalnızca okunmak için değil, anlaşılmak için vardır. Akıl, nakli anlamaya çalışır; nakil, aklın kendini göstermesine vesile olur. Ziya paşa: Bu bağlamda varolanı anlamadan yok saymak bireyin konumunu gösteren bir usturlap vazifesi görür. Bireyin kulağına kadar gelen bir veri değersiz anlamsız ola bilir mi? Değersiz anlamsız olan onu anlamlandıramayandır. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” diyerek insanın yaptığı işte görüldüğünü söyler.

Dinde aklın genel olarak üç ana evreden bahsedilir: Nefsi (aklı maaş) akıl, İlmi veya Mantıksal Akıl, Maʿrifet Aklı. Dikkat edilirse her şeyin başı akla bağlıdır. Her evre, aklın nakille etkileşimindeki derinliği ve işlevini gösterir. Nitekim “aklı olmayanın dini yoktur” buyurulmuştur. Dinde “Allah’ın yarattığı ilk varlığın akıl olduğu belirtilerek (logos) aklın önemi ve konumu belirtilmiştir.

Değişimli ve dönüşümlü bir varoluş içinde meydana gelen insanoğlu bu şartlara bağlı olarak her dönem varoluşu güncelleyip yaşar. Çoğunluğun fikri değişir, toplumun koşulları değişir, birey olgunlaşır veya küçülür. Bu değişimler hakikati ortadan kaldırmaz; sadece onu fark etmemizi ve açığa çıkarma şeklimizi gösterir.

İnsan ölçüdür; değer yargısı insanda anlam kazanır. Ama ölçüyü belirleyen, insanın keyfi değil, onu aşan bir referans ve ölçektir. Yani mm de km de ölçü birimidir. Ama uygulama yerleri farklı. Bu bağlamda günümüz insanı, hakikati icat eden değil, onu açığa çıkaran ve üzerine yürüyen bir varlıktır. Peki, hakikat nedir denirse? O bireysel akla, göze ve söze sığmayan bir varoluştur.

Bu döngü, akıldan nakile, nakilden akıla sürekli devam eder. Çünkü insan nakloluştan ayrı değildir. Onu ayıran bireysel aklıdır. Bireyi şekillendirip kontrol eden de toplum. Eğer nakil bizi rahatsız ediyorsa ne mutlu bize duyarlıyız ve aynı zamanda da sorunluyuz, sorumluyuz.

İnsan nakille karşılaşır, aklıyla anlar; anladığını hayata uygular, sonuçlarını görür ve yeniden düşünür. Döngü kırıldığında ya kör taklit başlar ya da sınırsız görecelik. Sağlıklı işlediğinde ise ortaya çıkan, yaşayan ve kendini sürekli yeniden anlayan bir hakikat arayışıdır. Bu döngüden amaç yok mudur? Elbette vardır. Yaşamın sevgiyle aydınlıkla devamını sağlamak.

Hoca Nasrettin Efendi odun yüklü eşeğin yükünü ateş ile tutuşturmuş ve kulağına fısıldamış: “Aklın varsa göle kaç” İnsan damla, insanlık deniz. Bireysel akıl bir mum. Külli-irfani akıl güneş.