Aşka düşmek, yalnızca birine tutulmak değildir. Aşka düşmek, kendi kurduğun dünyanın yıkılışını yaşamaktır. Bu yüzden aşk, önce cehenneme düşmektir.
Çünkü insan, benliğini, alışkanlıklarını, hesaplarını ve kendisi hakkında kurduğu bütün kesinlikleri ateşe verir. Yanmayan hiçbir şey dönüşmez.
Fakat bu cehennem bir son değil, bir doğum kapısıdır. Küllerinden yeniden doğan insan gibi, aşkın ateşinden geçen de eski hâliyle çıkmaz. Her şey yeniden anlam kazanır; zaman, mekân, söz ve sessizlik başka bir dile dönüşür.
Aşka düşmek, kâinatın oluşumuyla birlikte yeniden var olma sürecini yaşamaktır. Çünkü kâinat da kaostan düzene, karanlıktan aydınlığa, dağınıklıktan birliğe doğru açılmıştır. Aşk, insanın içinde aynı yaratılışı yeniden gerçekleştirir. Eski âlem yıkılır, yeni bir âlem kurulur.
Aşk, insanı eksiltmez; onu yeniden yaratarak an’a getirir. Cehennemden geçemeyen cennetin kıymetini bilemez. Aşkın ateşi de bu yüzden yakmak için değil, hakikati görünür kılmak için vardır. İbrahim (as)al ateşin gülistan olması bunun remzidir.