İnsan, iki ayak üzerinde durur; bu basit görünen gerçek, onu hem toprağa hem de göğe bağlar. gök ve göv eski Türk bilincinde, dil, anlam ve renk aracılığıyla inanca dönüşmüştür. İnancınca tanrı göktedir ve ona el açarak ondan ister. Bu eylemin özü insanın dönüştürücü, aktarıcı ve gösterici olduğudur. Doğada gökten gelenler yerde şekillenerek insanda görünür olur. Bunun dindeki karşılığı “Elhamdulillahi rabbil alemin”dir. Yani kul Allah’a hamd ve şükür eder.

Gök, yalnızca mavi bir gökyüzü değil, aynı zamanda yukarıya, yüceye, her şeyi kapsayan sınırsız çadır olarak tanımlanması, varoluşu kapsayan ve bilincinde olan düşünceyi simgeler. Yağmur (su) nasıl yere hayat veriyorsa insan da (er) ilim ile dirilip hayat bulur. Döneminde astronomi ve coğrafya önde gelen bilim dalları olmuştur. Fakat bu ilimler insandan ayrıştırılarak alan ölçüm ve tanımı ile bilime geleceği okuma aracı olarak da astrolojiye falcılığa-üfürükçülüğe evrilmiştir.

Astronomi ile ilgili eski düşünceler onun yedi kat olduğunu ve en üstte arş olduğunu ifade etmişler. İnsanı da yedi nefis mertebesi ile tanımlamışlar. Beyni de düşünme ve organizasyon organı olması hesabı ile hükmedici kuvvet, arş (hareket noktası) olarak kabul edip insan başını gök kubbeye benzeterek varoluşu bu bağlamda değerlendirip iyinin güzelin yaşanıp yaşatılması odaklı bir yaşam kurulması önerilmiştir.

Hz. İsa için göğe çekildi ifadesini astronomik katman olarak anlayan akıl, teleskop ile uzay boşluğunda peygamber, melek Allah arama arayışında eline bir şey geçmeyince iflas edip iflasının gerekçesi olarak da kurtuluşu dine saldırmada aramaktadır. Hâlbuki Hz. İsa’nın sözü bireyselliğin bütünselliğe bağlı olduğudur. (Baba bende ben babadayım, üzüm asmada asma üzümde, ben babaya gidiyorum). Nasıl ağacın kökü toprakta, dalları gökyüzünde, gücü gövdesinde ise insan da öyledir. İnsanın farkı bunun farkında olması.

Göv aynı zamanda bir renk adıdır. Gökteki ışık dalgalanmasına bağlı olarak lacivertten havai renge kadar değişen bir renk sıralamasının adı olmuştur. Bu rengi haberin, barışın ve sevginin sembolü güvercin kuşu en güzel şekilde yansıttığından olsa gerek ki bu adı almış. Yerdeki ekin de göv-yeşillik olarak adlandırılmış. En güzeli ise Türk’e yakışan rengi ile “Turkuaz”

İşte bu yüzden insan, sadece fiziksel bir varlık değildir; yer ve gök arasında duran işleyişi birleyip aktarıcı varlıktır. Zaman, mekân ve bilinç, burada görünür bilinir olur. Gövde somutun, gök ise soyutun (madde-mana) simgesidir.

İnsan düşüncesiyle hem gökte hem gövdede olur; rengiyle, duruşuyla, varlığıyla hem somutu hem soyutu temsil edip yaşar. Yer ve gök insanın gövdesinde yeşerir ve onu hem yeryüzüne hem gökyüzüne bağlar. Kuran’da “Allah arzın ve semavatın nurudur” buyurulmuştur.