Hayat meydandadır ama aynı zamanda okuyanın inancı ve yargısı bağlamında da kendi varlığı ile örtülüdür. Bu örtü bizim üzerimizde olduğundan varoluşu oluşturan hayatın hakikatini kendimizce okuyoruz.
Hakikatlerin üzeri kalın bir perdeyle kapanmıştır. Müddessir Suresi, bu perdeyi aralamayı bize öğütler. Önce perdeyi kaldıracak olanın üzerindeki perde kalkmalı ki örtülü olanın hakikatini kavraya ve anlata. Bu nedenle başa gelenleri tevazu içinde rızalıkla karşılamak gerekir; önce kendi kalbimizi hesaba çekmek, fena hâllerden uzak durmak, gönülsüz davranmamak ve karşılık beklememek… Bunlar, hakikati kabulün ilk adımlarıdır.
Gerçekleri anlatmak kolay değildir. İnsanlar eşyayı toplumsal algı boyutuyla tanır. Yalın halini görmezden gelir, örter ya da kendi algılarıyla şekillendirir. Peygamber “bana eşyanın hakikatini göster” diye rabbine yalvarmıştır. Rab kavramının Tanrıdan ayrı düşen insanın aslıyla birleme ve bağlantı kurma, alaka, ağ bağlantısı oluşturma, snaps atarak beyin kapasitesini artırma, (Türkçe ilgi-Latince religare) potansiyeli olduğu anlaşılmaktadır.
Her nefes, her an, bize rabbin kudretini hatırlatır; rab bireyden ayrı değildir. Onun evrendeki düzen, var olan her şeyin içindeki tekliği gösterir. İşte anlatmamız gereken bu kudrettir; her birimizin göreviyse, bunu sakınmadan, cesaretle, tevazu ve sabırla ortaya koymaktır.
Hakikati iletmek, hem sözle hem örnekle olur. Bir söz, sadece duyulmakla kalmaz; yaşanırsa etkisini gösterir. Bu yüzden her adımda sabırlı olmalı, gönülsüzlük ve beklentiye kapılmamalıyız. Hakikatin ışığı, en karanlık gönüllere bile ulaşabilir. Önemli olan, onu taşıyan yüreğin tevazusu ve azmidir.
Müddessir’in mesajı açıktır: Önce hazırlık, sonra görev. Önce içimizi düzenle, sonra hakikati paylaş. İnsanların görmezden geldiği gerçekleri açıklamak, bazen zor ve yıpratıcıdır; ama sabırla, kararlılıkla ve tevazu ile bunu yapmak mümkündür. Böylece hem kendimiz hem çevremiz için hakikatin ışığını yakabilir, herkesin kendi nefes alıp verişinde evrendeki kudreti fark etmesini sağlayabiliriz.
Hayatın örtüsünü aralamak, yalnızca sözle değil, yaşantımızla da olur. Sabır, tevazu ve kararlılık; Müddessir’in çağrısının ruhunu bizlere taşır. Hakikat, örtüsünden arındıkça hem kendi içimizde hem dünyada aydınlanma başlar.