İnsanlık, yüzyıllar boyunca yaşamın hemen her yönünü deneyimleyip anlatmış, dile dökmüştür. Doğumun, ölümün, aşkın, inancın, yalnızlığın, umut ve korkunun her halini yaşanmış, her biri bir söze, bir ize dönüştürmüştür.
Artık birey, tüm bu söylenmişlerin, yaşanmışların içine doğmaktadır. O kültürle kendinde keşfederek onlara tanık olur. Ve yaşantısıyla da geleceğe köprü olur.
Fakat bu tanıklık edilgen değildir. Çünkü her insan, her çağda, yeniden keşfedilmesi gereken çok boyutlu anlam arayışıdır.
Daha önce söylenenler yaşanılanlar onun içine doğmaz; onların içine doğar. Ve ancak yaşamıyla o duruma geldiğinde, söylem ve yaşantısı canlanmaya başlar. Çünkü hayat diridir ve canlıdır. Yaşam da bununla kaimdir.
Söz, olay her yerde hazırdır. Ama yankısı kişiye göre değişir. Üç beş kişi bir arada bir hayatı yaşayabilir ama yaşananlar, duyulanlar başka başkadır.
Bu bağlamda her birey, geçmişin sesini canlılığıyla yeniden dile getirerek yeniden doğar. O sese canlılık ve tazelik katarak varoluşunun devamına aracılık eder.
Peygamberlerin ve onun yolunu takip edenlerin Nebi/sözcü olmaları ve tüm varoluşu teyit edip çağın şartlarına göre tazelemeleri böyle okunmalıdır.
Bu yüzden her şey söylenmiş olsa da hiçbir şey tam olarak söylenmemiştir. O tamlık da o sözü duyan ve yaşayan bireyde oluşur ve onun söylemiyle de yeniden tamlıktan ayrılıp yeni mana ve tamlık arar.
Çünkü hayat sonsuzdur ve Tanrı katında olan söz / kelam varoluşun manifestosu olarak varlığını her şartta devam ettirmek üzere insana ve yaşamına dönüşmüştür.
Bu nedenle her söz, her çağda yeniden duyulmak ister.
Söyleneni tekrar etmek, bir kopya değil; onu duyulur, yaşanır kılmanın ve gündemde tutmanın en insani biçimidir.
Ne güzel demiş Hazreti Mevlâna;
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”
Ve başka bir yankı Yunus dilinden: “Biz sevdik âşık olduk, sevildik maşuk olduk, Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.”
Bugünün bireyine düşen görev, yeni bir söz bulmak değil; söylenmiş sözün içinde yeniden doğabilmektir. Söyleneni duymak, duyulanı yeniden söylemektir.
Çünkü yaşamak da düşünmek de söylemek de tekrar değil, varoluşun kendisidir. Dünyanın döngüsü ve oluşan hayat da bunun göstergesidir.
Görene duyana olana, yaşayana binlerce selam olsun.